Yol Yoktur, Yürürsen Yol Olur: Yıkım ve Eylem

1

İyi ki vardın hayat! Ne çok heyecanlandırdın kalplerimizi, ne çok öğündük, zaman zaman yüksündük biraz da hüzünlendik üzüldük, çokça yaşama tutkusuyla tutunduk, tutundukça ağırlaştı özseverliğimiz ve ağırlaştıkça ince pamuk ipliğine bağlı hayatlarımız kopmaya yüz tuttu. Bir virtüöz edasıyla dokumalıyız yeniden hayatımızı. ‘Bak önümüzde yeni bir mevsim’ iner, döne döne gökyüzünden…

Bu farkındalık yazımda şu kazanımlara gönderme yapacağız;

  • İstemeden yaptığımız hareketler, farklı davranışlarımız neler olabilir?
  • Farkına vardığımızda neler hissederiz, maruz kalan çevremiz ne hisseder?
  • Farkına vardığımız hareketlerimizi değiştirmek istememize rağmen, değiştiremiyorsak, devam etme pes etmeme motivasyonunu nasıl sağlarız?

Sizinle paylaştığım bu farkındalık yazımda, çok sevgili yazar Göksel Bekmezci’nin önemsediğim bir sözünü alıntılayarak başlamış olayım. Yazının sonunda seçimlerinize bağlı olarak yürüyeceğiniz yolunuz bugün başlamış olacak.

“Yarın, bugün başladı. Ve yarın, güzel bir gün olsun!”

Zincirin bir halkasını kırabileceğimiz bu günlerde bin bir çeşit yüzümüzden madalyonun gerçek yüzünün farkına vararak başlamamız gerekecek.

Bugün bir farkındalık geldi mi ziyaretine?

Kapıyı açıp davet edebilir misin belki hoş belki de nahoşluğunu?

Ne için geldiğini sorup öğrenebilir misin?

Selamlayıp onu dinleyebilir misin?

İstemeden yaptığımız hareketlerden uzaklaştığımızda, iç yaşamdaki hatıraları yıkıma uğrattığımızda ego sistemi çalışmaya başlıyor.

Nasıl hissettiriyor peki?

İlişkili Diğer İçerikler

Aslında nahoş bir kişinin bende varım demek için olan çabasında farkında olmadan topluca yaptıkları ile nüfusun naif sistemini kırılganlaştırırken;

 “Havada süzülen bir bulut gibi hafif mi yoksa ağır ve kocaman bir bozayı gibi mi?”

Üstelik istemeden yaptığımız bu hareketlerimizin farkına varamadan, nahoşluğun içimize kök saldığını kabullenemiyoruz.

Nasıl girdi bu nahoşluk bedenine?

Mesela, bir çocukla ebeveyni oyun oynuyor ve ikisi de çok keyif alıyor, ama ne zaman o oyunun skoru sayılmaya başlıyor çocuk mızıkçılık yapmaya başlıyor. Kaybetme korkusu o kadar baskın ki, o çocukla oyun oynamanın tek yolu onun kazanmasını sağlamak gibi duruyor. Neden? Neden, tek yol bir psikolojik sorunun üstünü kapatmaya çalışmanın çözüm olduğunu düşünür ki insan? Yoksa narsistliğimiz mi, egomuz mu, o çocuğun bizi sevmesi için ve başka bir çözüm yolunu öğretenimiz olmadığından veyahut öğrenmek için bir çabamız olmadığından, belki de özseverliğimiz ağır bastığından olsa gerek zincire bir halka daha eklemek zorunda kalıyoruz. Hem de bunun yanlış ve düzeltilmesi gereken bir davranış biçimi olduğunun bile farkında olmadan!

Sigmund Freud Narsisizmi “Dış dünyadan soyutlanan libidonun egoya yönlendirilmesi” şeklinde açıklamış.

O çocuğun bir oyunu ve benzeri türevleri kaybetme korkusu şöyle dursun, ebeveynin çocuğunun davranışını normalleştirip, ebeveynin de kaybetme korkusundan dolayı tolere ettiğinin farkında mıyız? Farkında mıyız, sustuklarımızdan da sorumlu olduğumuzun?

Yaşamımız boyunca pek çok alanda, kazanmanın ve kaybetmenin kavramları ile karşılaşacağız. Bu temel yaşam becerisinin gelişmesi için, kaybetmekle başa çıkmayı desteklemek için kaybetmeye izin vermeliyiz, strateji geliştirmesine alan tanımalıyız. Oyundan aldığı keyfi ve çabayı ön plana çıkararak, pes etmemeyi ve kazananı tebrik etmeyi anlatmalıyız.

“Yol yoktur, yürürsen yol olur” özdeyişinde de dediği gibi…

Her şey yapacağımız seçimlere bağlı!

Kendimizi nerede özgüvensiz hissediyorsak, o konularda güçlenmeye çalışmalıyız. Çözüm odaklı olup, gelişmeliyiz. Çevremizdeki insanları da gelişime teşvik etmeliyiz. Ne zaman hayata tutunan bir insana rast gelirsek, biz kurtarmış gibi sevinip, yeniden doğmuş gibi hayatın elmacık yanaklarına minicik ellerimizle dokunabilmeliyiz.

“Kaybedince Kızan Selin” Kazanmak ve Kaybetmek Üzerine Bir Hikâye, Dr. Frank J. Slileo, Amerikan Psikoloji Derneği APA Psikolojik Hikayeler Serisi, Okuyan Koala.

Çocuklara iyi bir kazanan ve iyi bir kaybeden olmayı öğretmek, Psikolog Hatice Karatepe.

1 yorum
  1. Zeynep diyor

    Çok beğendim çok güzel bir yazı olmuş 👏

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.