Yaşlı Ayrımcılığında Medyanın ve Ailenin Rolü

0 4.133

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeleri alın, şimdi abone olun.

Yaşlı Ayrımcılığı Nedir?

Yaşlı ayrımcılığı; yaşlı insanlara yönelik, ırk ayrımcılığı ve cinsiyet gibi olguların eyleme dönüşmesine denir.

Yaşlı ayrımcılığı terimi ilk defa 1969 yılında Amerika Yaşlılık Enstitüsü Başkanı Gerontolog Robert Butler tarafından kullanılmıştır.

Yaşlı ayrımcılığı bir insana sadece yaşından dolayı gösterilen farklı tutum, davranış ve düşüncelerdir.

Toplumda yaşlılığa karşı olumlu ve olumsuz tutumlar vardır. Ama olumsuz tutumlar daha fazladır ve yaşlılığı daha çok olumsuz tanımlarız. Yaşlanma patolojik bir süreç olarak değerlendirilir, hastalıklara eş değer tutulur. Bu yüzden yaşlılığın getirdiği fiziksel değişiklikler, sınırlılıklar yaşlı ayrımcılığına zemin hazırlar.

Yaşlı ayrımcılığına ilişkin tutumlar, yaşamın her alanında karşımıza çıkabilmekte iken; en fazla çalışma ve aile yaşamında, sosyal ve cinsel yaşamda ve sağlık hizmetlerinde görülmektedir. Sağlık hizmeti verilen kurumlarda, yaşlı bireylere yeterli tedavi sağlanarak pek çok hastalığın önlenmesinin aksine, yaşlı bireylerin hastalıkları ve sağlık sorunlarının yaşa bağlı beklenen bir durum olduğu hatta normal kabul edildiği, önemsenmediği belirtilmektedir.

Bakım alan yaşlılara yönelik olumsuz davranışlar, sadece alınan bakımın kalitesini değil aynı zamanda yaşlı bireylerin benlik saygısını da azaltır. Bu durumdan dolayı yaşlı birey kendini hayata, yaşama bir yük olduğunu, ölümün kurtuluş olduğunu daha doğrusu artık ölmesi gerektiğini düşünür.

Yaşlı ayrımcılığına maruz kalan yaşlılar toplumun bir üyesi olarak hissedemiyorlar. Oysaki yaşlı bireyi değerli kılan, önemseyen, bilgeliğinden faydalanan bir toplum, toplumun geleceğine yatırım yapar.

Yaşlı Ayrımcılığında Medyanın Yarattığı Algı

Yaşlı ayrımcılığının temeli, yaşlılığa ait kabul edilen önyargılardır. Bu önyargıların oluşmasında medyanın da payı büyük. Çünkü medyada yaşlılık; kaçınılması gereken bir durum, gençlik ise dinamik, üretici, güzel, çekici bir durum olarak nitelendiriliyor.

Örneğin; kırışıklık giderici kremler, yaşlanma önleyici kremler, genç kalın diyeti, yaşlanmaya karşı savaş açın, yıllara meydan okuyun gibi ifadelerle sık sık karşılaşıyoruz. Yaşlılık bu şekilde yansıtılarak savaş açılması gereken bir durum veya yakalanılmaması gereken bir hastalık olarak ortaya çıkıyor.

Yaşlılığa ait olumsuz kalıplar yaşlılar tarafından kabul edilip, benimsenip yıllarca bu olumsuz kalıplar devam ediyor. Toplumun, medyanın yarattığı olumsuz kalıplara girmiş bir yaşlı birey ortaya çıkıyor. Karşımıza başarılı, bilgeliğinden faydalanılan, üretici, aktif yaşlılar çıksa, yaşlılığın olumlu yanları da anlatılsa belki toplumca olumsuz tanımlamalardan kurtuluruz.

Yaşlı Ayrımcılığında Ailenin Rolü

Bireylerin yaşlısına saygı, sevgi ve bakım gibi olumlu düşünce içerisinde olmasının ailede öğrenilen bir yaklaşım olduğu, bu nedenle anne ve babaların bu kültürü çocuklarına vermesi gerekir.

Her şeyde olduğu gibi ilk eğitim ailede başlar. Yaşlıyı seven ve saygı gösteren bir ailede büyümüş çocuğun yaşlılığa da bakışı farklı olur diye düşünüyorum.

Aslında hayatı doğumdan ölüme kadar olan bir döngü olarak tanımlıyorsak, bu döngünün içindeki yaşlılığı da kabul etmemiz gerekiyor. Belki de kabul edememenin sebebi yaşlılık değil, yaşlılığın ölüme yaklaştırdığı düşüncesi yani ölümü kabul edemiyoruz.

Yaşlılığın yaş kriterleri var ama ölümün yaş kriteri yok.

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeleri alın, şimdi abone olun.

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.