Yalnızlık Hasta Eder Mi?

0 9.703

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeleri alın, şimdi abone olun.

“Yalnızlık paylaşılmaz, paylaşılsa yalnızlık olmaz.” demişti şair.

Yalnızlık tanımlanması zor ve bir o kadar sübjektif bir kavram. Bu yüzden keskin bir tanımı yok, bir ölçüsü yok. Ancak bu kavramın oluşturduğu duygusal çağrışımlarından bahsedebiliriz. Yine de burada öncellikle belirtilmesi gereken önemli ayrım var.

Yalnızlık çoğu zaman “Tek Başınalık” ifadesiyle karıştırılır. Tek başınalık; bireyin kendine yettiği ve tercih ettiği bir durumdur.

Yalnızlık ise duygusal bir eksiklik hissi yaratır. Bu nedenle tek başınalıktan farklı olarak yalnızlığı kişi tek başına da olsa kalabalık bir çevrede de olsa derinden hisseder.

Modern toplumların da artık popüler ve ciddiye alınan konusu olan yalnızlık yaşam kalitesini, hastalıkları ve ömür süresini dolaylı bir yoldan etkiler. Zira modern yaşamla birlikte bireysellik arttı. Aileler küçüldü ve hatta bölündü.

Aşağıda Türkiye’de TÜİK verilerine göre geniş ailelerin yıllar içerisinde küçüldüğünü görmekteyiz.

Özgürlük ve sekülerizm artışıyla, bireylerin birbiriyle paylaşım alanları eskiye oranla azalmakta ve bu da yalnızlık hissine davetiye çıkarmaktadır.

Yalnızlığın birçok nedenleri ve sonuçları vardır. Bu sonuçlardan bir tanesi depresyonu tetiklemesidir.

Örneğin; “Ekim 2019 – Ocak 2020 tarihleri arasında 65 yaş ve üstü 519 yaşlı birey ile yapılan bir çalışmada depresyon ile yalnızlık arasında pozitif yönde bir ilişki olduğu belirlenmiştir.”

Bunun yanında yalnızlığın çeşitli nedenlerinden biri de internet bağımlılığıdır. Modern toplumla birlikte internet kullanımı epey yaygınlaşmış ve bu konudaki yalnızlık çalışmalarına da konu olmuştur. 2018 yılında 330 lise öğrencisiyle yapılan bir araştırma sonucunda; “yalnızlığın ve depresyonun internet bağımlılığını pozitif ve anlamlı yönde yordadığı görülmüştür.

Yalnızlık aynı zamanda sosyal değişkenlerden de etkilenir. Bu sosyal değişkenler; cinsiyet, medeni durum, eğitim düzeyi, sosyoekonomik durum ve yapılan mesleğin niteliği gibi durumlardır. Sosyal değişkenler ve yalnızlık üzerinde yapılan araştırmaların sonuçları zaman zaman farklılık göstermekle birlikte şaşırtıcı ve ilgi çekicidir. Nitekim Öğrenim durumu ve yalnızlık ilişkisi bağlamında 2018 yılında yapılan bir araştırma sonucuna göre; “Öğrenim durumu yükseldikçe yalnızlık durumunda artış olduğu da analiz sonuçlarından biridir.”  ifadesi yer almıştır. Modernizmin rasyonalitesi öğrenim durumunu yükseltmiş ve değişen bu sosyolojik yapı ve yalnızlıkla bağlantısı bu araştırmada su yüzeyine çıkmış olması bu anlamda kayda değerdir.

Tüm bu sonuçlar yalnızlığın olumsuz bir kavram olarak ele alınmasına sebep olsa da aslında yalnızlığın olumlu etkileri de mevcuttur.

Richard Sennett yalnız olmayı beceremeyen birinin başkalarıyla birlikte olmayı da beceremeyeceğini belirtir. Peygamberlerin ve azizlerin yaşamları, Sokrates’in içe bakışı, Platon’un mağarası, Dante’nin ve Buddha’nın yaşamı yalnızlığın olumlu yanını ortaya koymaktadır. Bu tür bir yalnızlık daha çok inziva olarak anlaşılabilir. Paz buna “arınma” der.

Ayrıca yalnızlık sanatsal ilham yolculuğunun da anahtarıdır. Pablo Picasso hiçbir şeyin yalnızlık olmadan olamayacağını vurgular. Browning de dehaya “Yalnızlığın Çocuğu” der.

Sonuç olarak; her insan yaşamının bir evresinde yalnızlık duygusuyla tanışmıştır. Özellikle insan mevcudiyetinde barınan Yalom’un dediği gibi derin ve doyurucu ilişkilerle bile kaybolmayan “Varoluşsal Yalnızlık” yaşamımızın bir parçası olarak bizimle bir ömür yaşar.

Burada asıl bilmemiz gereken yalnızlığı yaşamımızda tamamen yok etmek değildir. Çünkü bu, mümkün kılınması zor bir gerçekliktir. Ancak yalnızlık duygusunun psikonevrotik hastalıklara sebep olacak kadar ve kişilerin yaşam kalitesini ciddi anlamda etkileyecek kadar bulunmasını önlemek durumundayız. Bunun için de farkındalığın artırılması, akabinde bu konuyla ilgili çalışmaların özellikle ergenlerde ve yaşlılarda yürütülmesi önemlidir. Ayrıca bu soyut kavramla ilgili daha çok araştırılmaların yapılması ve bunların güncel tutulması da çalışmalara yön verme açısından değerli olacaktır.

Nitekim kişiden kişiye değişen ve farklı şekillerde kendini gösteren genel olarak bireyleri olumsuz etkileme potansiyeli çok yüksek olan bu kavramın itina ile irdelenmesi gerekir. Böylece sağlık alanında yalnızlıkla baş etme sürecini etkin yürütmek adına donanımlı rehberler yetiştirip yaşamlara iyileştirici dokunma gücümüzü artırmış oluruz.

Şimdi izninizle edebi bir girişle başladığım yazıma edebi bir çıkışla son vermek isterim.

Şair ve filozof Oruç Aruoba yalnızlıkla ilgili bir kitabında şunu der; “Yalnızlık öylesine içimize işlemiştir, bize öyle içten dokunur ki, o anda orada olan, bizimle olan, olmak isteyen; bizim de istediğimiz birinden, bize birini -bir başkasını-bulmasını isteriz.”

Sadece anlamlı olan yalnızlıklarla kalmanız dileğiyle 😊

Yaşar MR, Yalnızlık, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt: 17, Sayı: 1 Sayfa: 237-260, Elâzığ-2007

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeleri alın, şimdi abone olun.

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.