Varoluşsal Bir Sorunun Sonuçları: Sağlıkta Şiddet ve Kadın Cinayetleri

0 1.377

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeleri alın, şimdi abone olun.

Binlerce yıldır yaşadığımız dünyada bir tek insan kültür oluşturabiliyor. Çoğu zaman bilmeden oluşturduğu kültür insanın hem avantajı hem de cezası olabiliyor.

Kültürün iyi veya kötü olarak anılması doğru olmuyor. Çünkü bağlamsal çerçevesi ile insanların yaşamlarında etkisi büyük olduğundan iyi ve kötü üzerine bile düşünmesine izin vermeyen yine kültür oluyor.

Bu nedenle de insan özgür olmuyor.

Sizin hayatınızı belirleyen içine doğduğunuz kültür aynı zamanda genlerinizi, değişen genler de düşüncelerinizi değiştirebiliyor. Bu da sizi hiçbir zaman en genel anlamda özgür kılmıyor.

İki büyük sağlık sorununu bu çerçevede ele almak için bu yazıyı yazıyorum. Bu iki konu sağlıkta şiddet ve kadın cinayetleridir.

Bu iki sorunun çözülememesinin nedeni de yine kültür, kültürümüz…

Tarihte insanlar kendileri için birçok rol yaratıyor. Bunlar da zamanda dönüşüyor. Bu rollerin en genelleri ve hala hayatımızın içinde olan anne, bana, oğul ve tanrıdır.

Annenin (kadının) hiç var olmayışı…

Bir kadın olarak anne kültürün içinde neredeyse hiç var olmamıştır. Yok sayılmış, öldürülmüş, ikinci insan yerine konulmuş hatta insan yerine bile konulmadığı dönemler olmuştur.

Hristiyanlıkta bile baba, oğul ve kutsal ruh yapısında kadın bile yer verilmemiştir.

Annenin yani kadının var olmaması ciddi kültürel sorunlara neden olmuştur. Onun varlığını kabul etmemek, kadını ilerlemenin bir parçası olmadan sorunları çözmek yeni sorunların ortaya çıkmasını sağlamıştır. Aynı zamanda kadınlar kültürel olarak bilinçaltına yedirilen durumdan dolayı kendilerini de ikinci plana atmışlardır. Toplumsal cinsiyet çerçevesinde kadınlar cam tavan sendromu gibi yapılarla hala günümüzde ikinci planda olmaktadırlar.

Anne hiç var olmamışken var olan baba, oğul ve kutsal ruh da tek tek kendilerinin varlıklarını sürdürmekte zorlanmışlardır ve hala zorlanmaktadırlar.

Baba ile oğul arasındaki mücadele…

Tek olmak, güç sahibi olmak ve baş olmak için baba ile oğul arasında bir çekişme yaşanmaktadır. Tarihin tozlu sayfalarında oğullarını katleden babalar ve babalarını ortadan kaldıran oğullar vardır. Güçlü bir aile figürü olarak babanın her yerde olması gerektiği yapısı ile devlete bile devlet baba diyoruz. Kadınla ilişkilendiren bir metafor olarak da toprağı da toprak ana diyoruz. Bu arada mitolojide de toprak kadın ile ilişkilendirilmektedir. Bunların tesadüf olmadığını biliyoruz.

Aynı zamanda bu durum psikanalizde Oidipus kompleksi olarak da karşımıza çıkıyor. Bir mücadelenin cinsiyetler arasında gizli gizli yaşanması ile görünmeyen sorunlar da ortaya çıkarıyor.

Oidipus kompleksi nedir?

Oidipus kompleksi ya da Oidipus karmaşası, Sigmund Freud’un kurucusu olduğu psikanalitik teoriye göre karşı cinsteki ebeveyni sahiplenme ve kendi cinsinden ebeveyni saf dışı etme konusunda çocuğun beslediği duygu, düşünce, dürtü ve fantezilerin toplamıdır.

İlişkili Diğer İçerikler

Ve sonra Tanrı da öldü…

Ünlü filozof Nietzsche’nin Tanrı Öldü’ sözünü belki duymuşsunuzdur.

Bu söz aslında kültürel dönüşümün içinde var olan ana yapıların bir bir nasıl yok olduğunu ve neye dönüştüğünü göstermesi açısından çok önemlidir.

Anne var edilmemişti.

Baba ve oğul birbiri ile çelişkiler ve mücadeleler arasında yaşıyor ve baba özellikle ölüyor.

Sonra tanrı da ölüyor.

Ortaya üstinsan yapısı ortaya çıkıyor.

Şimdi kadın cinayetlerini ve sağlıkta şiddeti bu bağlamda ele almak istiyorum.

Kültürümüze yerleşmiş olan baba figürünü mesleklerde, yönetimde ve hayatımızın birçok yerinde görebiliyoruz.

Örneğin; sağlık alanında hekimler bir baba figürü ile ilişkilendirilmiştir. Babacanlık da onun temsiliyeti olmuş ve otoriter olarak söz sahibi konumuna getirmiştir. Ülkemizdeki yöneticilerin büyük bir çoğunluğu hekim ve aynı zamanda erkektir. Sağlık Bakanlığı’nı bu gözle inceleyebilirsiniz. Kadın olan hekimler bile bu süreçte kadın olmanın verdiği bir yok sayılmayla karşı karşıya kalmışlardır. Özellikle cerrahi eğitiminde kadınların sayıca az olması ve eğitim süreçlerinde erkekler kadar destek ve kabul görmemeleri de bundandır.

Aynı zamanda hekimler tanrı kompleksi ile de ilişkilendirilirler. İnsanlara hayat vermek veya ölümden döndürmek mitolojide tanrıların göreviydi. Bunu bir insanın yapması da tanrı kompleksi ile ilişkilendirilmesine neden oldu. Tanrının da toplum tarafından hep ulaşılmaz bir yapıda olduğunu unutmayalım.

Özellikle hekimlere karşı sağlıkta şiddetin artması özellikle erişilmez ve dokunulmaz olanın bir anda erişilebilir ve dokunulabilir olması, kişilerin kendilerini artık onun karşısında üstinsan olarak görmesi ile ifade edemediği yapıları ifade edebilir hale getirdi. Bu sorun çözümünde çoğu zamanda şiddet olarak karşımıza çıktı.

‘Baba öldü’ anlayışının bir sonucu olarak kültürel bir sorun olduğunu ve kısa sürede çözülebilecek dinamiklere sahip olmaması nedeniyle yasalarla engellenmeye çalışılsa bile bu olayların artarak devam edeceğini düşünüyorum. Çünkü kültürümüz bilinçaltını reflektif olarak kontrol edebilen olgunlaşmayı yaşamadı ve hala da yaşamıyor.

Babanın ölmesi yeni bir olgu değil. Sebahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna kitabında yaşamaya değer olmayan bir adam olarak baba figürü ele alınmıştı. Yok sayılan, görmezden gelinen ve faydalanılan bir baba… Erkek çocuğu olmayan bir baba…

Franz Kafka’nın Dönüşüm romanında da bir erkeğin (babanın) böceğe dönüşmesi de bu şekilde okunabilir. İnsan bile olarak yeri olmayan dünyada ancak bir böcek olarak hayatına devam edebileceğini görüşü…

Kadınların yok sayılması, ihmal, istismar edilmesi ve öldürülmesi de baba rolünün yani gücün ve otoritenin yok olması ile tekrar güçlenen veya gücünü korumak adına gücünü gösteren kişilerin bilinçaltında yatan kültürel motiflerin sonucu olarak gelişiyor. Bu nedenle feminizm gibi haklı bir mücadele alanı ortaya çıkıyor.

Tanırının ölümünden sonra kadının da üstinsan olarak ortaya çıkması ile kendi kalesi kaybolan erkek (baba rolü ile) gücünü onun hayatı üzerinde hakimiyeti üzerinden korumak ve inşaa etmeye çalışıyor. Bu şiddet ve cinayet olarak dışa vuruyor.

Belirttiğim gibi bu sorunların yakın bir zamanda çözülmesi mümkün olmayacak. Devlet ne kadar yasa ve kanun da çıkarsa bu sorunun kültürel bir sorun olduğu sürece devam edeceğini ön görebiliriz. Yeni bir kültür inşasının yapılmaması ve bu konuların bağlamsız ele alınması çözüme yönelik de inancı azaltmaktadır.

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeleri alın, şimdi abone olun.

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.