Süper İnsan (Siborg) Teknolojisi Geleceğimizi Nasıl Şekillendirebilir?

0 4.639

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeleri alın, şimdi abone olun.

Merhaba sevgili okuyucu,

En son yazdığım kafa nakli ile ilgili yazımı Siborg teknolojisinden bahseden bir cümle ile kapatmıştım. Artık Siborg teknolojisini ele alan bir yazı yazmanın vaktinin geldiğini düşünüyorum.

Siborg teknolojisi artık çok popüler çünkü hayatımızı kolaylaştırabileceği, bizi birçok hastalıktan koruyacağı hatta bedenimizin hassasiyeti sebebiyle yaşadığımız güçlüklerin önüne bile geçeceği öngörülüyor. Ve sonucunda karşımıza belki de yeni bir tür olacak ‘’süper insanlar’’ çıkabileceği düşünülüyor.

Peki Siborg nedir?

Anlamına baktıktan sonra yavaş yavaş derinliklerine inelim. Siborgun asıl anlamı dümeni idare eden kişidir.

Siborg mühendisliğinin ortaya çıkmasındaki küçük bir teoriden bahsetmek istiyorum.

Bu teori sağlıkla ilgili değil ama insan vücudunun sağlamlaştırılması bakımından ele alınan bir düşünce. İnsan vücudu dünyada son derece hassas iken uzay ortamında tamamen güçsüz haldedir. Bedenimiz bu kadar güçsüzken dünya dışı yaşamda yeni keşifler yapmamızın bir sınırı oluyor elbette.

Bunun en güzel örneğini kara deliklerden verebilirim. Evren 101 isimli kitapta bu konudan şöyle bahsediliyor ‘’Özel bir egzotik madde bulup, bedenimizi donanımlaştırıp ve özel bir uzay aracı tasarlayabilirsek, şanslıysak kara deliğin içinden canlı bir şekilde geçebiliriz.’’ Şu anki teknolojiyle bu mümkün değil. Siborg mühendisliği tam olarak bunun için ortaya çıkmış olabilir. Bedenimizi daha çok donanımlı hale getirmek ve teknolojiyle iç içe bedenler ortaya çıkarmak dolayısıyla yeni keşifleri kolaylaştırmak.

İlk Siborgun ismi Neil Harbisson’dur. Kafasına ‘’eyeborg’’ isimli bir cihaz yerleştirilmiştir. Bu cihaz sayesinde titreşimlerle zihninde renkleri ayırt etmeye başlamıştır. Aynı zamanda bluetooth ve internet özelliklerine sahip olarak cihazlara bağlanabilme özelliklerine sahip olmuştur. Bu olay ilk bakışta mucizevi hatta çok güzel gelebilir.

Peki bu durumda kendinizi hala insan olarak hissedebilir miydiniz?

Neil Harbisson’un görüşü kendini tam olarak insan olarak hissetmediği yönündedir. Açıkçası bu son derece mantıklı bir yaklaşımdır. Etrafınızda kimsenin yapamadığı bir nevi ‘’süper güçleri’’ olan insan olmaya başladığınızda kendini insan olarak görmek gittikçe zorlaşacaktır.

Siborg teknolojisi çağa ayak uydurmak amacıyla çoktan hayatımıza girmeye başladı. Bununla birlikte insan vücudunun parçalara ayrılıp yeni teknolojilerle donatılması birçok etik sorunu da beraberinde getirmiştir.

Etik sorunların en başında belli bir kesimin motor ve hesaplama yeteneklerinin çok güçlü olmasıyla diğer normal insanların popülasyonunu geçmesi gelir. Siborg teknolojisi ile insanların insanlıktan çıkıp yeni bir tür olacakları fikri üzerinde ısrarla durulmaktadır. Ama bunu Frankenstein canavarı ile karıştırmamalıyız. Frankenstein canavarı kimsesizlik duygusunu yaşarken Siborglar bunu yaşamayacak ve kendilerini insani bağlardan uzak tutacaklardır.

Siborglar kendilerini insani bağlardan uzak tutarken bir başka tartışma konumuza gelmek istiyorum.

Donna Haraway (Amerikalı feminist bir akademisyen) bir Siborg manifestosu yayınlamıştır.

Bu manifestoda siborgların kadın-erkek, canlı-cansız, akıl-beden gibi durumlardan muaf olduğunun üzerinde durmuştur. Özellikle bu teknolojiyi insan bedeniyle sınırlandırmak yanlış bir bakış açısıdır. İnsan bedeninde olan dişi-erkek gibi sınırlar kesinlikle Siborg teknolojisine aktarılamaz. Biz bedenimizden ibaret değiliz. Örnek vermek gerekirse temizlikle ilgili bir teknolojinin kadına benzetilmesi, kendi ilkel yanlışlarımızı yaptığımız teknolojilere de uygulamaya çalışmamız Haraway’ın en çok üzerinde durduğu feminist yaklaşımdır. Kadınlar için Siborg gibi bir teknolojide toplumsal cinsiyet rolleriyle benzer sınırlar çizilmesi fazlasıyla acımasızcadır.

Bu teknolojiye gerçekten sahip olup belki de yeni bir süper insanımsı bir tür ortaya çıkaracaksak onları tüm insan ikiliklerinden ayırmamız gerekecektir. Çünkü Siborglar bizim bakış açımızla bakmayacaklar ve buna ayak uydurmayacaklardır. Belki bizim oluşturduğumuz bu süper türler bize aslında nasıl olmamız gerektiğini öğreteceklerdir. Elbette popülasyonumuz ele geçirilip bizim yok ettiğimiz Homo Erectuslar gibi bizi yok etmezlerse o günlerde yaşamak heyecan verici olabilir. Cinsiyetçi ayrımcılığı teknolojiye uyarlamak yerine artık bu kalıplardan sıyrılma vaktimizin geldiğini düşünüyorum.

Peki ya siz neler düşünüyorsunuz?

Siborglar yeni bir tür mü olacaktır yoksa bizim bir uzantımız gibi sadece hayatımızı mı kolaylaştıracaklardır?

Bozok, N . (2019). Herkesle ve Kimsesiz, Türler Arasında ve Kökensiz Siborg: Donna Haraway’in Düşüncesinde Feminist Bir Beden Politikasının İmkânları . ViraVerita E-Dergi , (9) , 128-148 . Retrieved from https://dergipark.org.tr/en/pub/viraverita/issue/46646/532155

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeleri alın, şimdi abone olun.

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.