Psikolojiniz Davranışlarınızı Ve Hayatınızı Ne Derecede Etkiler?

0 7.960

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeleri alın, şimdi abone olun.

Anne karnına düştüğümüz anda hayat ile iletişimimiz başlar. Bu iletişim anne ile olan iletişimdir. Bununla birlikte annenin üzüldüğü anlar, annenin yaşam şeklindeki sanat müzik tercihleri, yeme şekli bir insanın yaşamında yaptığı ve yaşadığı her şey bebeği etkiler.

Yani daha fetüsken birçok özelliğimizin geliştiği veya travmasal şeyleri yaşadığımız araştırmalarca çok kez kanıtlanmıştır. Doğduğumuz da artık bir birey oluruz ve kendimize ait hayatımız başlamış olur.

Yani artık bireysel bir varlığız. Artık benliğimiz oluşmaya başlar. Küçük yaşlarda buna en büyük etki tabiki en çok gördüğümüz ve etkilendiğimiz ailemizdir. Aile içindeki karşılıklı ilişki biçimi, anne ve babanın bireylere ve çocuğa olan tutumu, davranışları kullandığı kelimeler çocuğun şekil ve yön almasında etkilidir. Bu bireyin yaşama biçimini yani kişiliğini oluşturur. Kişilikle birlikte karakter, mizaç, yetenek gibi kavramlar ortaya çıkar.

Aslında doğduğu andan itibaren okul yaşına gelene kadar en çok gördüğü aile bireylerinin karakter, mizaç ve yetenek oluşumununun desteklenmesinde veya travmalara sebep olmasında çok büyük bir rolü vardır.

Aile içi sevgi ve mutluluğun yerinde olması bireyin daha pozitif bir kişilik yapısında olmasını sağlar. Mutlulukla büyütülmüş bununla birlikte her istediği yapılan bir çocuk pozitif bir birey olabilir ancak hayatta ilk düştüğü anda travma geçirip bu durum anksiyete oluşturabilir.

Aile içi problem yaşayan bir çocuk güven problemi ve sevgisizlik yaşayabilir.

En basit görgü kurallarının öğretilmediği bir çocuk, ilk yanlışında arkadaşları tarafından rezil olduğunu düşünüp okul eğitiminden soğuyabilir.

Tam tersi durumlar da gözlenebilir; aile içi zorluklar görmüş, çok zor şartlarda okula gönderilen bir çocuk okula gönderilebilmenin kıymeti okulda gördüğü sevgi ve ilgiyle başarı kazanmış, sevginin değerini bilerek hayatı kazanabilir.

Kişilik, doğuştan gelen ve sonradan kazanılan bireyi diğer insanlardan ayıran veya bağ kurmasını sağlayan bir yaşam biçimidir.

İnsan bir kil gibidir. Kişi mekanizmaya koyduğunda fazla bastırırsan dağılır kilden eser kalmaz, serbest bırakırsan döner durur ortaya hiçbir şey çıkmaz ama sabırla emek verirsen, seversen muhteşem bir esere dönüşür.

Bu düşüncemle birlikte, insan hayat boyu her alanda ve her anda öğrenir ve şekillenir.

Öğrenme, tekrarlar ve yaşantılar sonucu davranışlarda meydana gelen kalıcı değişikliklerdir. Uyarıcı – tepki (U – T) ilişkisiyle öğrenilen davranışın kalıcı belleğe yerleşmesiyle öğrenmemizi sağlar. Bu davranışçı yaklaşım hala eğitim sistemlerinin temelini oluşturmaktadır.

Öğrenme; gözlemleyerek, deneme yanılma yoluyla, kavrayarak, problem çözme yoluyla ve gizli öğrenme ile gerçekleşebilir. Hayatta her şeyi denemek için zamanımız kalmayabilir o yüzden gözlemleyerek öğrenmek çok büyük bir öğrenme şeklidir.

Bellek, öğrenme ve öğrenilenlerin hatırlanması için temel bir araçtır.

Kısa süreli ve uzun süreli bellek hafızaları vardır. Uzun süreli hafızalar genellikle uzun sürede öğrenilen üzerinde uğraşılan ve pratik yapılan bilgi birikimini oluşturur. Kısa süreli bellek ise günlük hayatımızda her gördüğü şeyi biz hissetmesek dahi belleğe kaydedilmesine rağmen biz onun üzerine düşmediğimiz için kaybolan bilgilerdir.

Bellek bazen çok basit bir mekanizma iken bazen de kodlama – depolama ve yeniden belleğe getirme ile tehlikeli bir kasaya dönüşebilir.

Gerçek bir hikâyeden örnek vermek isterim.

Bir kız çocuğu 13-14 yaşlarına gelir ve ailesi onu yemekten alıkoyamıyordur sürekli normalden fazla yiyordur. Obezite boyutuna yaklaştığın da ailesi bir beslenme uzmanından yardım almak ister. Beslenme uzmanı birçok seviyede beslenmeler uygulamasına rağmen kızın yemesinin önüne geçememiştir. Kız yemekten vazgeçemiyor yemediği zamanda anksiyete ve öfke yaşıyordur. Bu durumu gören diyetisyen psikolojik destek önerisinde bulunur.

Aile kızı psikoloğa götürür. Psikolog belli uygulamalardan sonra karara varır. Durumu şöyle açıklar; anne kıza hamile olduğunda yani kız daha fetüsken annenin çok zayıfladığı bir dönem olmuş. Anne doktora gittiğinde doktor ona “ Biraz daha fazla zayıflarsan ve yemezsen ölürsün” sözü üzerine kız doğduğu andan itibaren yemediğinde öleceğini düşünmektedir.

Bellek onu öyle bir tehlike olarak algılamış ki savunma mekanizmaları onu yememeye iten her şeyden kaçarak ve saldırarak cevap vermektedir.

Bu yüzden anne karnından, ölüm anımıza kadar olan süreçte belleğimize attığımız her bir kelimeye, davranışa, öğrendiğimiz her bir şeye dikkat etmeliyiz.

Bazen farketmeden veya elimizde olmadan belleğe kalıcı bir bomba bırakmış olabiliriz. Biz normal, mutlu yaşarken o bombanın pimini çeken bir olay bizim darmadağın olmamıza neden olabilir.

Belleğimizde kontrol edemediğimiz bilinçdışı oluşan, savunma mekanizmasının bize anksiyete oluşmasına izin vermeyip bu durumu kabullenip destek olarak bunun bir sorun olmadığını belleğimize yani beynimize kabul ettirmeliyiz.

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeleri alın, şimdi abone olun.

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.