Sağlık Eğitiminin En Büyük Engeli: Eğiticilerin Eğitim Yaklaşımlarının Farklı Olması

0 125

Bu yazımda Türkiye bağlamında özellikle sağlık eğitimi veren okullarda eğitim uygulamalarının başarısız olmasına neden olan bir tespitim üzerine görüşlerimi paylaşacağım. Bu yazım tüm sağlık mesleklerinin eğitimi için geçerlidir. Tıp, hemşirelik, ebelik, eczacılık vs.

Bu sadece üniversite düzeyinde değil, mezuniyet sonrası eğitici eğitimleri, hizmetiçi eğitimler sağlayan kurumlar için de geçerlidir.

Görüşümün doğruluğunu onlarca yerde ve etkinlikte gördüm. Bu durumun da bir diyalog oluşturması amaçlı bir yazı haline gelmesi gerektiğine karar verdim.

Öncelikle eğitimin paydaşının çok fazla olduğunu biliyoruz. Her paydaş ise kendi beklentileri doğrultusunda eğitime katkı sunmayı amaçlıyor. Fakat sorun şu ki her paydaş eğitimde değişim yapmak amaçlı bir araya geldiğinde ortak bir kurgu üzerinde netleşemiyor. Bu netleşememe çoğu zaman başka yerlerden hazır alınan eğitim uygulamaları ile devam ediyor. Bu da bir çözüm olmuyor.

Aynı Eğitim Anlayışına Sahip Olmamak

Paydaşların bir arada eğitime sorunlarına çözüm getirememe nedenlerinin aynı eğitim anlayışına sahip olmamasından kaynaklandığını görüyorum.

Bu konuyu daha iyi anlatabilmem için eğitim yaklaşımlarını biraz daha açmak istiyorum.

Eğitimde 3 tane ana akım yaklaşım bulunmaktadır. Bunlar;

  1. Davranış Yaklaşım
  2. Bilişsel Yaklaşım
  3. Yapılandırmacı Yaklaşım

Bu eğitim yaklaşımları kendi içinde de alt yaklaşımlara ayrılmaktadır. Alt yaklaşımlarına teorik aktarım olmaması adına bu yazımda kapsam dışı bırakıyorum. Zaten ana akım yaklaşımlar sorunun anlaşılmasını sağlayacaktır.

Kısaca ana akım eğitim yaklaşımlarını açıklamak istiyorum.

1. Davranışçı Yaklaşım

Davranışçı yaklaşımın odağı davranış değişikliğidir. Burada çevre ve organizma arasındaki ilişki pasif ve tek yönlüdür. Bu nedenle eğiticinin (şartlandırıcı) büyük bir önemi vardır. Davranışçı yaklaşımda tepki, davranış, davranış kontrolü, uyarıcı, pekiştirme ve pekiştireç üzerine odaklanılır. Yaklaşımın temsilcileri ise Watson, Tolman, Guthrie, Thorndike, Clark Hull ve Skinner’dır.

2. Bilişsel Yaklaşım

Burada ise önemli olan bilgidir. Burada net bilgiler bilişsel şemalar oluşturularak kişiye aktarılmaya çalışılır. Burada öğrenme süreci önem kazanır. Dikkat, Algılama, Bellek, Hatırlama, Enformasyon işleme süreçleri, biliş, motivasyon, duyuş, metabiliş, işlem belleği, bilişsel yük gibi alanlara odaklanılır. Temsilcileri ise Piaget, Bruner, Gagne ve Guilfold’dur.

Daha fazla içerik

3. Yapılandırmacı Yaklaşım

Burada ise bilginin kişinin bağlamı ile şekillendirildiği ve öğrenmenin zihinsel örüntüler şeklinde yapılandırması ile gerçekleştiğine inanılır. Yapılandırmacı yaklaşımda zengin yaşantılar ve deneyimler ön plandadır.

Tüm bu ana akım eğitim yaklaşımlarının eğitim tanımı da farklıdır. Bu farklılık o eğitim yaklaşımı bağlamında kendi zeminini oluşturur ve o zeminin üzerine bizler eğitim modelleri üzerinden yöntemler uygularız. Yani birbirinin kendine ait öğrenme modelleri, yöntemleri ve ölçme – değerlendirme sistemleri mevcuttur.

Sağlık dikeyinde eğitim verilen kurumlarda büyük bir oradan eğitimci yani eğitim anlayışını kuramsal düzeyde benimsemiş kişiler az bulunmaktadır. Hatta eğitici ile eğitimcinin karıştırıldığı bir durum söz konusudur. Uzun süreli mesleki deneyimin kişiyi eğitimci yaptığı algısı da değişimin en büyük engelini oluşturmaktadır.

Eğitim ile ilgili yapılan etkinliklerde sorunlar ortaya döküldüğünde sorunların hangi eğitim yaklaşımı çerçevesinde ele alacağımız neredeyse hiç konuşulmuyor. Bilinçaltından geçmiş deneyimler bağlamında şöyle veya böyle yapalım denilebiliyor. Örneğin, motivasyon konusunu ele alırken bile konuyu derinlemesine düşünmeden bir tane motivasyon modeline sarılınıyor. Oysa onlarca motivasyon modeli varken ‘Neden Onu Seçtik?’ sorusu atlanıyor.

Ayrıca sağlık eğitimin tarihsel süreçte deneme – yanılma ve usta – çırak ilişkisi ile ilerlediğini düşünürsek bu yapıdan kopuş da pek mümkün görünmüyor. Kişiler kendi eğiticisinin yaklaşımlarını hiç düşünmeden benimsiyor. Zamanla onlara benziyor. Bu nedenle değişim süreçleri kendi içersinde tıkanıyor. Çeşitlilik sağlanmıyor.

Oysa ele alınan sorunun çözümü eğitim ile olacaksa öncelikle eğitim ile ilgili hangi yaklaşımı benimseyeceğimizi belirlememiz gerekiyor. Bu yaklaşımı bir evin temeli gibi düşünerek o eğitim yaklaşıma uygun öğrenme ve ölçme – değerlendirme sistemlerini kurgulamamız gerekiyor. Eğiticileri ve öğrenenleri de bu zemin üzerinde ortak bir frekansta bulunmak için gelişim programları hayata geçirmemiz gerekiyor.

Eğitim düzeyi olarak gelişmiş ülkelerde yapılandırmacı yaklaşım benimseniyor. Bu yaklaşıma uygun sistem kurmazsak hiçbir zaman gelişmiş bir eğitim sistemine sahip olamayacağımız gibi, hiçbir öğrencimizin de uluslararası alanda varlığını ortaya koyacak kadar geliştiremeyiz.

Bizim bilmediğimiz bir yapı üzerinden yüzlerce öğrenenin hayatını heba etmiş oluruz. Bu da bizim kusurumuz ve suçumuz olur. Çünkü yapılabilir yapıları sırf bilmediğimizden yap(a)mamak sorumluluğu eğitim olan kişiler için çok ağır bir yük haline dönüşür. Zaten bu değişimin ve dönüşümün ihtiyacını öğrencilerin eğitimlere karşı ilgisiz, eğiticiye karşı tepkisiz, gelişime karşı motivasyonsuz olması ile fazlasıyla görüyoruz. Bu ihtiyaç kendini çok fazla hissettiyor.

Türkiye’de verilen eğitimlerin büyük bir çoğunluğunda davranışçı ve bilişsel yaklaşım ağır basıyor. Hatta bunları harmanlayan kurguları görebiliyoruz.

Gösterdiğimi yapsın.

Ben anlattım, öğrensin.

Gibi söylemler ile öğrenenlerin üzerine bir yansıtma yapılıyor.

Kendi eğitimlerimde yapılandırmacı yaklaşıma özellikle vurgu yapmaya çalışıyorum. Bu vurgunun da zamanla kişilerde bir farkındalık oluşturmasını umuyorum. Yoksa aynı frekansta olmama nedeniyle anlaşmazlıklar, çatışmalar, uyumsuzluklar, problemler çıkıyor.

Umarım öğrenenlerin bizim geleceğimiz olduğunu, onların gelişimi için kendimizi de geliştirmemiz gerektiğini unutmadan eğitim veren bir eğitici olmayı aklımızdan çıkarmayız.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.