Eyvah, Kan Takıyorum!

0 93

Hemovijilans serüvenine başladıktan sonra duyduğum en sık cümlelerden biri de şuydu.

‘Eyvah, kan takıyoruz’du.

Bende onlara diyorum ki böyle demeyelim. Yaptığımız her tedavi netice de ya şifa olur bir hastaya ya da fazladan bir hastalık… İki ince çizgi arasında gidip gelen serüvenimizin bir parçası da hiç şüphesiz kan ve kan bileşenleri transfüzyonu…

Peki, nasıl demeyelim?

Eğitimlerde bir sürüde riskten, reaksiyondan* (bkz. Ulusal Hemovijilans Rehberi 2020) bahsederken aynı zamanda ‘Nasıl korkmayalım bu işlerden’ dediğinizi duyar gibiyim…

Bu yazımda sizlere Transfüzyon Güvenliği için dikkat edeceğimiz basamaklardan bahsedeceğim.

Gelin beraber bu basamakların üzerinden geçelim.

1. Kan ve Kan bileşenleri tam bir uyum ister.

Ne demek şimdi bu?

Yani transfüzyondan önce vereceğiniz kan hastanıza uyuyor mu diye test etmelisiniz…

Dolayısı ile yapılacak bu test için aldığınız kan numunesini doğru bir şekilde almış ve transfüzyon merkezine iletmiş olmalısınız

2. Transfüzyon yapacağım hasta buna hazır olmalı…

Kan ve/veya kan bileşeni uygulayacağım hasta gerek vital bulgular yönünden gerek fiziksel konum ya da uygulanacak tedaviler yönünden stabil bir halde olmalı ve biz sonrasında kan bileşenini servisimize çağırmış olmalıyız.

3. Kan ve/ veya Kan bileşeni usulüne uygun taşınmalı.

Netice de canlı bir doku hastamıza tranfüze edeceğimiz dolayısı ile birçok aşamadan geçerek, özel cihazlarla hazırlanarak, özel dolaplarda, özel solüsyonlarla saklanarak şifa olmayı bekleyen bu ürün elbette ki özel koşullarda da taşınmalı, dolayısı ile kan bileşenlerini ısısına uygun taşımalıyız*. (Bkz. Ulusal Kan ve Kan Bileşeni Hazırlama Kullanım Kalite ve Güvencesi Rehberi 2016).

4. Tek başına olmaz, bir Hemşire bir Hekim hasta başı kontrol şart!

Yazının başında da belirttiğimiz gibi birçok reaksiyonu içinde barındıran, bir yanı şifa iken bir yandan da çok kısa bir süre içerisinde hastanın ölümüne de sebebiyet verebilecek böyle bir tedaviyi elbette ki olabildiğince dikkatle ve bu işlemin ana aktörleri olan bir hemşire ve bir hekim olarak çift göz kontrol etmeliyiz.

Nasıl peki?

Kan ve / veya kan bileşenini SETLEMEDEN ÖNCEEE…

Önce şöyle bir torbayı evirip çevirerek, var mı bir sızıntı?

Torba içinde pıhtı?

Daha fazla içerik

Hemoliz?

Renk değişikliği bakıyoruz.

  • Doğru hasta mı?
  • Hastanın kan grubu ile gelen numunenin kan grubu aynı mı?
  • Form üzerindeki bileşen numarası ile torba üründeki numara aynı mı?
  • Tedavi planında yazan ürün mü?
  • Tedavisi planlanan hasta mı?
  • Bu kan için mikrobiyolojik testler yapılmış mı? Negatif mi? (HBV-HCV-HIV-SİFİLİZ)
  • Son kullanma tarihi ne zaman?
  • Depolama sıcaklığı uygun saklanmış mı?
  • Çapraz karşılaştırma yapılmış mı? Yapılmış ise uygun mu?

Veee tüm bu kontrolleri farklı iki göz olarak kontrol ettikten sonra, bir sorunla karşılaşmadı ise transfüzyonumuza başlıyoruz…

Başlıyoruz ama nasıl?

Tedavi planına yazılmış olan transfüzyon süresine uygun tamamlamak üzere planlamamızı yaparak…

Ya sonra?

Sonra ilk 15 dakika hastayı yalnız bırakmıyor, transfüzyonu yavaş yapıyor (dakikada 3-5 ml) 15. Dakikanın sonunda hastamızın genel durumu ve vitallerini kontrol ediyoruz.

Var mı bir sıkıntı?

Yoksa transfüzyona devam ediyor 30 dakika da bir vital kontrolünü sağlıyoruz.

Bitti transfüzyon bir saat sonra tekrar vital kontrolünü sağlıyoruz. Sonra formun biri hasta dosyasına biri transfüzyon merkezine olacak şekilde gönderiyoruz.

Peki ya bir sıkıntı gelişirse?

Evet, işte bütün mesele burda başlıyor zaten, biz diyoruz ki siz doğru hasta için doğru ürünü takmış olsanız dahi, netice de farklı bir dokunun nakli söz konusu olduğu için birçok reaksiyonla da karşı karşıya kalabiliriz.

Bu yazımda reaksiyonlardan tek tek bahsetmeyeceğim (buradan anlayacağınız üzere yazının devamı gelecek :)) ancak reaksiyonun anlamının yalnızca ALERJİ demek olmadığını ifade etmek isterim…

Transfüzyon sonrası birçok reaksiyon ile karşılaşabiliriz diyoruz ve akabinde hemen şu soru geliyor, bu kadar çok reaksiyon ihtimali ve belirtisini nasıl tanıyabiliriz?

Bu nokta da yapılacak işlem, transfüzyona başlamadan önce hastamızda olmayan başladıktan sonra ortaya çıkan belirtiler ya da vital bulgu değişikliklerini önemle dikkate almak ve transfüzyonu durdurarak hastanın hekimine haber vermek olmalıdır.

Kanın doğası gereği, doğru işleme rağmen birçok reaksiyonla karşılaşabiliriz evet burada yapacağımız en iyi uygulama bu reaksiyonu erken tanılama ve müdahale ve işte bu da hastamızı yakın takip etmemize ve reaksiyon sonrası etkin tedavinin başlamış olmasına bağlı.

Tüm bunları yaptığımız takdirde hastamız için hayati öneme sahip bir tedaviyi gönül rahatlığı ile usulüne uygun tamamlamış olmanın huzurunu yaşamış olacağız.

Reaksiyonlar var biliyoruz, bunlar için ise gelecek yazı serimde ayrı ayrı tüm Reaksiyonlar için blog yazmaya devam edeceğim sizler için.

Unutmayalım ki, en güvenli transfüzyon yapılmamış transfüzyondur.

Eee o zaman ‘Eyvah kan takıyorum!’ diyebilmek sizi korkutmamalı.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.