Bilim Felsefesinde Viyana Çevresi Üzerine

0 137

20. yüzyıl  başlarında ‘Bilim nedir?’ kavramı daha çok tartışılmaya başlanmıştı. Ve bilim olan ile olmayanı ayırt etmeyi sağlayacak ölçüt Viyana çevresinde karşılık bulmaktadır.

İki dünya savaşı arasında yoğun etkinlik gösteren Viyana Çevresi, Moritz Schlick’in öncülüğünde bir araya gelen ve metafiziğe karşı bilimsel dünya görüşü”nü savunan bir bilimciler topluluğuydu.

Schlick ve Neurath’ın yanı sıra çevrenin başlıca isimleri Rudolf Carnap Hans Hahn, Friedrich Waissman, Philipp Frank gibi felsefecilerden oluşmaktaydı.

Viyana Çevresi, pozitivizm, önermeler mantığı ve anlambilim gibi konularla ilgilendi. Analitik felsefe veya mantıksal pozitivizm, o zamanlar iki ana felsefe akımından biriydi. Dolayısıyla grup, Hans Reichenbach, Carl Gustav Hempel, Alfred Tarski, Karl Popper ve W.V.O Quine tarafından ziyaret edildi.

Grup, analitik felsefe yapma tarzını İngilizce konuşan dünya dışına taşımayı başarmıştır. Özellikle İskandinav ülkelerinde felsefenin bu tarzda yapılmasını sağlamıştır.

Çevredekiler için iki şey önemliydi. Önermelerin dile uygun olup olmadığı ya da önermenin deneyle bir sonuç verip vermeyeceğiydi. Bu aslında deneyle sonuçlansa bile karşıdaki kişilere sunamadığın noktada başarısız olursun düşüncesini anımsatıyor.

Dilin sentaktik çözümlemesi üstüne en fazla çalışmış olan Rudolf Carnap’tir. Onun Logical Syntax of Language ve Philosophy and Logical Syntax adlı çalışmaları bu konuyla ilgili sistematik denemeleridir. Carnap’a göre “bir dilin mantıksal sentaksi, o dilin formel teorisidir”. Dilin formel teorisi tümcelerin, sözcüklerin anlamlarıyla değil. Sözcük türleri ve bunların tümce içinde düzenlenmeleriyle ilgilidir. Dil ile mantık arasında çok sıkı bir ilişki vardır. Ona göre mantık kuralları dilin kurallarıdır. Dil, bir temsil sistemidir.

Daha fazla içerik

Bu grupta beni en çok etkileyen şey kişilerin tartışma ortamında kavga edip etmemelerinin bir önemi olmadan uzun süre toplanabilmeleri olmuştu. Önemli olan zaten şu değil miydi, her ne olursa olsun fikirlerimizi söyleyebilmek ve karşımızdaki kişilerin bunu dinlemesi ve buna katkıda bulunmaları ya da karşı çıkmaları ama her ne olursa olsun oradan birbirimize küserek ayrılmamak. Aslında bunu başardığımızda bilimin ilerlemesine de katkıda bulunacağız. Çünkü bilim çok farklı fikirlerin katkısı ile belki de bizim düşünmediğimiz bir noktadan ilerleyecektir. O noktayı belki de benim zihnimiz yaratamaz. Çünkü herkesin yaşamı, kültürü ve örfler farklıdır. Bu nedenle zihinlerin hayal güçleri ve gerçekleri de farklılık gösterir ve kişilerin anlaşmasını sağlayan ana şey dildir. Çünkü dil ile duygular hisler ve düşünceler karşı tarafa geçer. Her ülkenin farklı bir dil kullanması veya farklı dil ile bilimini öğretmesi veya yazması aslında diğer insanların fikir alışverişlerini engeller. Belki de savaşların çıkmasında çıkarlar var ama dil ile ilgili yaşadığımız şeylerde bunları körüklüyor olabilir. Aynı dili kullanan bireyler ve toplumlar daha fazla ilişki besler. Buda kutuplaşmaya sebep olabilir. Küreselleşme ile artan ülkeler arası hızlı ulaşım ve iletişim ağıda bundan kötü etkilenmektedir. İnsanlar üzerinde primer etkisi olan dilinde bilimsel bir anlam taşıması gerekirdi.

Bilim bize gerçeği verir. Ve bilimin gerçeği sunuş şekli yazı ve dil ile anlatılarak olmaktadır. Çevre’ye göre felsefe bilim değildir, o sadece dili çözümleme etkinliğidir. Felsefenin işi, sözcüklerin, önermelerin açık hale getirmek ve anlamsız önermeleri dilin dışına atmaktır. Dilin mantıksal olarak çözümlenmesiyle tüm kavramların birbirine indirgendiği bir bilgi sistemi oluşturulması amaçlanmaktadır. Bu bilim tasarımında bilimsel kuramlarla ilgili bir ölçüt konmuştur: duyu deneyiyle sınanabilme ve doğrulanabilme.

Bu ölçüte uygun kuramlar bilimsel sayılmalıdır. Bilimin yöntemi de tümevarım olmalıdır. Bu yöntem kuramsal ve gözlemsel olarak iki düzey içerir.

Gözlemsel düzeyde dağınık halde bulunan olgular toplanır. Bu bilimin sınırlarını net çizmiştir. Ve benim üzerinde düşünemem katkı sağlamıştır. Bir diğer nokta ise her dönemde olduğu gibi felsefecilere karşı çıkan devlet otoriterlerinin çıkması ve grubu bir şekilde dağıtmalar. Buradaki beni etkileyen diğer nokta ne yaparsan yap doğrular bir şekilde yolunu bularak kitlelere yayılıyor. Aslında onlara yapılan kötü bir durum gibi görünse de bu yapılanlar ve sürgünler sayesinde insanların düşünceleri tüm dünyaya yayılım göstermiştir.

2022 yılında bile Türkiye gibi felsefeden uzak bir ülkede bir avuç öğrenci bu kişilerin yaptıkları öğrenip bu konu ile ilgili fikir yürütebiliyor. Bazen kötü gibi görünse de bazı şeyler iyi olgular oluşturuyor. Viyana çevresinde kendimi buldum, her zaman iletişimden yana olmam ve kavga ortamı oluşmadan insanları dinleyip doğru mu söylüyor diye zihnimde analiz etmek istemem gibi.

Bilimin gerçeği bulurken aslında bir sürü yolu olduğu birden fazla bilim insanının düşüncesi örnek alınması gerektiği gibi. Bilim hayatım boyunca kendime yakın hissettiğim düşüncelerin etrafında kafa yormamı sağladı. Aslında bilimin sandığımızdan daha üst ve değerli olduğunun farkına vardım. Bilim felsefesi kavramının değerini anladım belki de. Bilim her dönem yenilenmeye açık gerçeklerdir. Bir yenisi bulunana kadar elimizdeki şu anki aletlerle en doğru olan bu. Ve biz o doğruya inanıyoruz ne zaman ki yenisi bilimsel yöntemler ile kanıtlarsak o zaman doğru odur.

“Felsefe, çölde sıcak kumlar içinde cayır cayır yanan, tutuşan, dili, damağı kuruyan gezginin ufukta beliren serabı su zannederek arkasından koşmasına benzer.”

Mustafa Kemal Atatürk

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.