Okuyan Ve Okumayan İnsan Beyni Arasında Farklar Nelerdir?

0 4.630

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeleri alın, şimdi abone olun.

Şu anda beyaz ekran üzerinde birtakım şekiller görüyor ve gözlerinizle onları tarıyorsunuz. Bu şekilleri algılamanızla birlikte beyninizde olağanüstü bir değişim gerçekleşiyor ve zihninizde bilimin gizemli dünyasına doğru bir yolculuğa çıkıyorsunuz.

Gerçekleşen bu değişim, beynin en sıra dışı işlevlerinden biri. Daha da ilginci, milyonlarca yıldır bu gezegende var olmamıza rağmen bu işlevi çok yakın bir geçmişte, günümüzden yaklaşık 5 bin-10 bin yıl kadar öncesinde icat etmiş olmamızdır.

Okumayı keşfetmekle birlikte tür olarak ilk defa entelektüel açıdan gelişmeye başladık. Bu beceri sayesinde “basit toplumdan” şu an bu yazıyı okuduğunuz bilgisayarınız, telefonunuz, tabletinizin var olduğu “teknolojik toplum” haline geldik.

Peki beyin nasıl okuyor?

Okuyan beyinle okumayan beyin bir mi?

Hiç düşünmeden gerçekleştirdiğimiz “okuma” işlevi aslında beynin olağanüstü başarılarından biridir.

Okuma gözlerin yazılı kelimeleri algılamasıyla başlar. Kelimelerden fotonların retinaya ulaşmasıyla gördüğümüz harflere ait bilgi retinadaki nöronlar tarafından bilgi olarak algılanır ve beyindeki görme merkezine ulaştırılır. Beynimiz bir yandan harfleri sese dönüştürürken diğer yandan okunan kelimenin ne olduğunu, dağarcığımızdaki sözlüğe başvurarak belirler. Sonuç olarak harfler hem sesi hem de anlamı olan “kelimeler” olarak algılanır.

Son yıllarda gelişen Manyetik Rezonans Görüntüleme tekniği gibi görüntüleme teknolojileri sayesinde okumanın nörobiyolojik süreçlerini daha iyi kavrama olanağını bulduk. Değişik görevleri yerine getirirken gerçekleşen beyin etkinliklerinin gerçek zamanlı fotoğraflarını çekmek artık mümkün.

Şimdi size MR tekniği kullanarak gerçekleştirilen bir deneyden bahsetmek istiyorum.

Marcel Just ve Timothy Keller, 8-12 yaşları arasındaki çocukları toplayarak okuyan insan beyninde neler oluyor sorusunun yanıtını bulmaya çalıştı. İlk grup okuma problemi olan çocuklardan oluşurken kontrol grubunda normal düzeyde okuyabilen çocuklar yer alıyordu. Araştırmacılar özel bir MR tekniği kullanarak bu çocukların beyinlerini inceledi. Çocukların beyinlerindeki “beyaz madde” adını verdiğimiz, beynin değişik bölgeleri arasında bilgi akışı sağlayan bölgelere baktılar ve okuması zayıf olan çocuklardaki beyaz madde kalitesinin normal okuyan çocuklardan daha düşük olduğunu gördüler.

Just ve Keller bununla yetinmedi ve çalışmasını daha ileri bir boyuta taşıyarak zayıf okuyan çocuklara 100 saatlik bir okuma programı uyguladı. Bu program öğrencilerin kelime ve cümle tekrarları yaparak okumalarını ilerletmesine yönelikti. Program bitiminde çocukların beyin görüntüleri yeniden alındı. Çocukların okuma yeteneklerinin artmasının yanı sıra beyin dokularının geliştiği, aynı zamanda beyinlerindeki beyaz madde kalitesinin arttığı ortaya çıktı.

Okumada ne denli gelişme gösterilmişse beyinde de o denli iyileşme görüldüğü sonucu bu çalışmanın kazandırdığı en önemli bulgu oldu.

Aynı araştırma, okuma becerisinin sonucu olarak çocuğun zihinsel olarak geliştiği, kendini bilme ve kendini denetleme gibi üst düzey zihinsel etkinliklerinin arttığını ortaya koydu.

Okuma becerisi elde edildikten sonra kişinin beyninde fiziksel ve entelektüel açıdan geri döndürülemez bir değişim gerçekleşmektedir. Okumak sadece beyni değil, bireyin kendisini de değiştirir. Dolayısıyla okumanın keşfi hem nöronal hem kültür temelli bir süreçtir. İlk yazı sisteminin oluşturulmasıyla birlikte bu nöronal ve entellektüel evrim başlamıştır.

Okur yazar olmak;

Sosyal izolasyondan korur.

İş bulabilme becerisini artırır.

Mantık gelişimini sağlar.

Duygusal gelişim, hayal gücü, iç gözlem (kendi düşünce ve hislerini inceleme) becerilerini geliştirir. Duygu ve düşüncelere ilişkin farkındalığı artırır.

Kelime hazinesini genişletir. Bu konuda yapılan araştırmalar kelime hazinesinin başkasından duyarak veya konuşma esnasında değil, çok okuma sayesinde geliştiğini gösteriyor.

Empati yeteneğini geliştirir.

Yaratıcılık, odaklanma, bilgi birikimi sağlar.

Hafızayı güçlendirir.

Stresi azaltır.

Yazılı ve sözlü ifade etme yeteneğini geliştirir.

Okumanın gerek nörobiyolojik gerek sosyal bakımdan ne denli önemli olduğunu bu yazıyla sizlere aktarmak istedim. Okuma kültürünün beyinde yapısal değişikliklere neden olduğu da kanıksanamaz bir gerçek. Dolayısıyla bu eylemi hem bireysel hem toplumsal düzeyde ciddiye almamız gerekiyor.

Şüphesiz ki toplumsal lekelerden kurtulmanın yolu, beyinlerimizdeki “beyaz madde” oranlarını artırmaktan geçiyor.

Karaçay, Bahri. (2011). “Okuyan beyin” Bilim ve Teknik, Eylül 2011. 20-26.

Köksal, S. A. Okuma ve Okuyamamanın Nörolojik Hikayesi. Psikoloji Çalışmaları, 37(1), 73-81.

Yılmaz, B. (2012). Okumanın Nörobiyolojisi. Türk Kütüphaneciliği, 26(1), 142-147.

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeleri alın, şimdi abone olun.

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.