Öfkeni Yönetmek Mi İstersin, Öfke Tarafından Yönetilmek Mi…?

0

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeleri alın, şimdi abone olun.

Şöyle bir düşünelim; hiç öfkelenmeden yaşayan insan var mıdır?

Bilimsel araştırmalar ne yazık ki hayatın her evresinde insanoğlunun bazı durum ve şartlarda öfkelenebildiğini ortaya çıkarıyor. Hatta bazen, bu durum, bireyin kendisine veya çevresine ciddi zararlar da verebiliyor!

Öfke, genellikle doğal ve olağan bir tepki olabilmekle birlikte, bazen de kişisel sınırların ihlal edildiğine işaret ediyor olabilir. Annesi tarafından zorla yedirilen bir bebek bile, kendi sınırlarını çizerek, o yemeği istemediğini belirten tepkiler verecektir; yemeği reddederek, yüzünü çevirerek, en kötü ihtimalle zorla yedirilmiş olsa bile, onu mutlaka kusarak öfkesini bir şekilde belli eder.

Sıklıkla “öfkelenmek” için haklı sebeplerimiz vardır. Çocukluk döneminde; eğitim ve terbiye süreci, çocuğun arzularının karşısında yer alan yasaklar… Ergenlik döneminde; aileden kopma ve bağımsızlık isteği, yetişkinlerle veya akranlarıyla yaşanan çatışma hâli, kimlik oluşturma süreci… Yetişkinlikte; rekabet şartları, sorumluluklardan kaynaklanan zorluklar, aile, arkadaş ve toplum tarafından reddedilme duyguları… İleri yaşlarda; gelecekle ilgili güvensizlik ve bunun getirdiği sorunlar, yaşlanmanın getirdiği sınırlamalar… Hayatın ve genel olarak ilişkilerin belirsizliği, sorumluluklar, sınır ihlalleri ve çok daha fazlası, hatta tüm bunların dışında, gerçekten bir fiziksel saldırı altında olmanız, doğal olarak öfkelenmenize sebep olabilir. Rahat olun, böyle şartlarda “sakın ha sakın öfkelenmeyin” demeyi düşünmüyorum… Benim burada sizlere aktaracaklarım, gayet doğal ve insani olan öfke duygumuzu, bize ve çevremize daha az zarar verecek şekilde nasıl yönetebiliriz, buna dair farkındalık kazandırmak…

Olgun insan, kızmayan değil, öfkesini iyi yönetebilen insandır. Peki bizler, öfke duygumuzu “yönetebilmek” için neler yapabiliriz?

Öncelikle;

  • Daha suçlayıcı olan “sen” dili yerine “ben” dilini kullanmalıyız,
  • Sorun odaklı değil “çözüm” odaklı hareket etmeliyiz,
  • Katı tutumlar takınmak yerine daha esnek ve alternatifli düşünme biçimleri geliştirmeliyiz,
  • Neden öfkelendim, ne yaptım, sonuçları ne oldu gibi sorular üzerine kafa yorarak bu davranış biçiminin kısa ve uzun vadede ki kazanç ve kayıplarını görebilmeliyiz,
  • Bu duygunun çoğu zaman kendi sınırlarımız, beklentilerimiz, algılarımız ile alakalı olduğunun farkında olabilmeliyiz.

Örneğin; dizi izliyorsun, 20 dakika reklam arası var, o sırada o 20 dakikayı sadece beklemekle geçirirsen (katı şartlanma) bu durum tabii ki seni öfkelendirebilir, ama 20 dakika boyunca reklamların bitmesini beklemek yerine; o zamanını bir şeyler atıştırma, lavaboya gitme, bir dostunu arama gibi aktivite veya ihtiyaçlarla doldurmuş olsan, aynı 20 dakika seni öfkelendirmek bir yana, senin için kurtarıcı da olabilirdi.

Örneğin; eve 20 dakika geç gelen eşine öfkelenmen, aslında onun geç gelmesi değil, senin onunla ilgili beklentilerinden dolayıdır. Geç geldiği dakikalarda senin de herhangi bir meşguliyetin olmuş olsaydı, muhtemelen o yine eve geç gelmiş olacaktı ama sen bu sefer öfke duymamış olacaktın. Bunların dışında “ben” dili yerine “sen” dilini kullanmak, ilişkilerde daha suçlayıcı ve gergin bir ortam oluşturuyor. Biz o amaçla kullanmasak bile karşı taraf o an o şekilde hissedebiliyor. “Sen hiçbir şeyden anlamıyorsun, sen beceriksizsin, sen öfkelisin!” dediğimizde, karşı taraf haksız bile olsa, mutlaka kendini savunma ihtiyacı hisseder, bu yüzden de hemen her zaman tartışma büyür. Bu nedenle, karşı tarafa “Sen benimle hiç ilgilenmiyorsun!” demek yerine (ki bunu dediğimizde mutlaka savunmaya geçecektir), “çok yalnız hissediyorum” demek çok daha yapıcı olacaktır. Böylece karşı tarafın savunmaya geçmek yerine, size yardımcı olmanın yollarını araması daha muhtemeldir.

“Engellenme” sıklıkla öfkelenme sebebidir, engellenmenin dışında ise; önemsenmeme, aşağılanma, itilmişlik, hayal kırıklığı, korku, kaygı, üzüntü, yalnızlık, endişe, değersizlik, geçmiş travmalarımız, kişisel sınırların karşılıklı ihlali, mükemmeliyetçilik takıntısı, keyfî bir tutumla karşılaşma ve saldırıya uğrama (duygusal-fiziksel) neticesinde hepimiz öfkelenebiliyoruz. Dikkat ederseniz, saldırıya uğrama dışında, diğer durumların hemen hemen hepsi kişinin, kendi içsel dinamikleriyle ilişkilidir, böyle durumlarda o duygu dışarıdan gelmez, içimizde oluşur, dışarıda sadece bir şey olur, bir olay olur ve biz içsel algılarımız ve zihinsel süreçlerimizin sonucunda, o olaya ait duygularımızı ortaya çıkarırız…

Öfke duygusu, kişi tarafından baskılansa bile, bedenini etkilemeye ve ciddi sağlık sorunlarına yol açmaya devam eder. Başkalarına yönelik ifade edildiği zaman, özellikle sosyal anlamda telafisi zor problemlere yol açar. Bu nedenle doğru olan; mevcut duyguyu baskılamak, yok etmeye çalışmak veya etrafınızdakilere yansıtmak değildir. Doğru olan, bu duyguyu “dönüştürebilmektir”…
Normal şartlarda duygular; dilsizdir, enerji yoğunluğudur sadece, yönü yoktur. Ona yön tayin eden ve gücünü belirleyen; dil ve anlamdır, kültürdür, ilişkidir… Bizler; duygularımızı isimlendirerek, etiketleyerek, atıflarda bulunarak ona yön belirleriz. Bu etkileşim sayesinde mevcut duyguyu besleyebilir, söndürebilir veya daha işlevsel başka bir duyguya dönüştürebiliriz…

Unutmayalım ki, öfke hiç yoksa, bu da problemdir. Çünkü bu sefer de herhangi bir fiziksel saldırıya veya saldırgan tutuma karşı kendinizi savunamaz hale gelirsiniz. Bu nedenle temel amacımız, öfke duygusunu tamamen ortadan kaldırmak olmamalıdır, zaten bu mümkün de değildir, daha çok saldırganlıktan uzak, şiddet içermeyen, kişinin kendisine ve çevresindekilere zarar vermeyecek şekilde duygusunu ifade edebilme becerisini kazanabilmesi amaçlanmalıdır.

Öfkenin ortaya çıktığı ve sık sık tekrarladığı durumlar, mutlaka dikkate alınmalıdır. Nerede öfke, orada farkındalığa giden yol, diyebiliriz! Farkındalık çok önemli, çünkü ancak farkında olabildiğimiz duygu veya düşünceye “müdahale” edebilme veya onları yönetebilme şansımız olur. Öfkeme müdahale edebilmem için, öfkemin, hangi şartlarda, nasıl, neden, hangi sebeple ortaya çıktığını fark edebilmem gerekir, bu sayede onu kontrol edebilmem ve yönetebilmem mümkün olabilir…

Peki öfke, neden bazı insanlarda daha güçlü ve kontrol edilemez bir şekilde ortaya çıkar, sebepleri nelerdir, hangi kişilik yapıları öfke patlaması yaşamaya daha yatkındır?

Tüm bunları, bir sonraki yazımızda ele alacağız…

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeleri alın, şimdi abone olun.

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.