Nasıl Bir Hayat Yaşayacağınızı Toplumsal Cinsiyetiniz Belirliyor

0 58

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeleri alın, şimdi abone olun.

Adını koyamadığımız durumlar ile baş etmemiz mümkün olmayabilir. Bu sebeple toplum içinde yaşarken kimi zaman rahatsız olduğumuz ancak adını bilmediğimiz “toplumsal cinsiyet” kavramına haydi bir bakalım!

Burada bazı tanımları vermek isterim.

Cinsiyet terimi genellikle bedenin erkek veya kadın olarak tanımlanmasına neden olan genetik, anatomik ve fizyolojik farklılıkları dile getirmek için kullanılır.

Toplumsal cinsiyet, kadın ve erkeğin sosyal ve kültürel olarak belirlenmiş kişilik özelliklerini, rol ve sorumluluklarını ifade eder.

“Toplumsal cinsiyet, biyolojik farklılıklardan dolayı değil, kadın ve erkek olarak toplumun bizi nasıl gördüğü, nasıl algıladığı, nasıl düşündüğü ve nasıl davranmamızı beklediği ile ilgili bir kavramdır.”

Toplumsal Cinsiyet İçinde Bulunduğu Kültür Beslenir.

Toplumsal cinsiyet rolleri, aile, sosyal çevre ve medya gibi aracılar yoluyla öğrenerek oluşur. Hem kadınların hem de erkeklerin yaşamlarını şekillendirir. Bu roller cinsiyetlerin biyolojik farklılıklarından daha fazla anlam taşır.

Toplumsal cinsiyet kavramının etkileri kadınların ve erkeklerin aile, meslek, evlilik ve sosyal yaşamlarında, eğitim ve meslek seçimlerinde belirgin farklılıklara neden olur.

Kültürel ve sosyal olarak şekillenen toplumsal cinsiyet rolleri sonucunda kamusal alanda çalışma ve politika “erkek”; ev işleri ve aile ile ilgili özel alanlar “kadın” işi olarak benimsenir.

Kadınlar için toplumsal cinsiyet rolünün yansımaları:

Aile yaşamında;

  • Kadınların çocuk bakımı,
  • Temizlik,
  • Ütü,
  • Yemek pişirmek gibi ev içi işlerle ilgilenmeleri,
  • Aile hayatında fedakâr olmaları,

Mesleki yaşamlarında;

  • Statüsü ve ücreti daha düşük şekilde çalışmaları,
  • Kazandıkları gelirlerin eşleri tarafından yönetilmesi ve
  • Çalışmak için eşlerinden izin almaları;

Evlilik yaşamlarında

  • Kendi ile ilgili kararları eşlerine danışarak almaları,
  • Evlenmesinin ardından hemen çocuk doğurması,
  • Statülerini yükseltebilmek için erkek çocuk doğurmak istemeleri

Sosyal yaşamda,

  • Erkekler kadar özgürce düşüncelerini ifade edememeleri,
  • Namuslarını korumaları,
  • Eğitimlerini tamamladıktan sonra hemen evlenmeleri,
  • Evlenmeden cinsel ilişkiyi deneyimlememeleri;

Eğitim ve meslek seçiminde

  • Eğitimleri daha kısa ve hafif olan statüsü düşük mesleklerde yer almaları gibi bir hayat tarzı kadınlar için uygun görülmektedir.

Toplumun kadınlardan beklediği kalıp roller çoğu kez kadının “doğuştan sahip olduğu insan haklarını” kullanmasını engellemekte, eğitim, çalışma gibi haklarını kısıtlamakta ve namus adına işlenen cinayetlerde olduğu gibi toplumsal cinsiyet rolleri nedeniyle kadının yaşam hakkı bile elinden alınmaktadır.

Erkekler içinse tüm bu yaşam alanlarında ve meslek seçiminde kadınlara ilişkin biçilen rollerin tersine bir durum söz konusudur.

Erkekler için toplumun değerlerinde duygusal davranmayan, her zaman güçlü olan, aileyi geçindiren, çapkınlık yapabilen gibi kalıp yargılar mevcuttur. Bu yargılar erkekler üzerinde gereksiz psikososyal yük oluşturmakta ve toplumun bu tür beklentileri yerine getirilemediğinde bu cinsiyette depresyon, intihar gibi ciddi sağlık sonuçları olabilmektedir. Erkeklerin çeşitli kısıtlamalardan özgür yetiştirilmesi ve kaynaklara ulaşma imkânlarının daha fazla olması sebepleriyle tehlikeli maddelerle karşılaşma ve kullanma ihtimalleri daha fazla olmaktadır.

Dünyadaki uygulamalar ve istatistikler incelendiğinde toplumsal cinsiyet eşitsizliği daha çok kadınların aleyhinde olan ciddi bir evrensel sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.

Dünyanın pek çok ülkesinde bulunan toplumsal cinsiyet eşitsizliği, insanların yaşam biçimlerini birçok yönden etkilemektedir. Kadınların ve erkeklerin farklı biyolojileri, farklı güçleri ve farklı gereksinimleri olduğu kabul edilmektedir. Ancak herkes için fırsatların kullanılmasında, kaynakların ayrımında ve kullanımında, hizmetlerin elde edilmesinde bireyin cinsiyeti fark edilmeksizin eşit olunması, ayrımcılık yapılmaması, kadınlar ve erkekler arasında sorumlulukların ve kazançların dağılımında adaletin ve hakkaniyetin olması toplumun refah düzeyinin artabilmesi için mümkün olabilir.

Akın, A. (2007). Toplumsal cinsiyet (gender) ayırımcılığı ve sağlık. Toplum Hekimliği Bülteni, 26(2), 1-9. Erişim Adresi: http://www.thb.hacettepe.edu.tr/arsiv/2007/sayi_2/baslik1.pdf Erişim Tarihi: 29.07.2020

Taşkın, L. (2016). Doğum ve Kadın Sağlığı Hemşireliği (15. Baskı). Akademisyen Kitapevi, 27-29. Ankara.

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeleri alın, şimdi abone olun.

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.