Kaygı Çağında Kaygılı Biri Olmak veya Olmamak. İşte Tüm Mesele Bu!

0

Merhabalar,

Bugün sizlere kaygıdan bahsedeceğim. Pek çoğumuz salgın döneminde bu duyguyu kontrol edememe noktasında çok sık yaşar olduk. Bu yüzden pandemi sürecinde kaygıyı nasıl ele alacağımızı ve nasıl düşünmemiz gerektiği konusunda sizlerle muhabbet etmek istiyorum.

Kaygı, genel tanımıyla kişinin dış dünyasından veya iç dünyasından gelen bir uyaranla karşılaştığında yaşadığı, bedensel, duygusal ve zihinsel tepkilerdir. Kişinin karşılaştığı durum ve olaylar karşısında duyduğu ve engellemekte zorluk çektiği aşırı endişe ve uyarılmışlık halidir. Bir başka ifadeyle tanımlayacak olursak daha çok geleceğe yöneliktir ve gelecekte ortaya çıkabilecek tehlikelere karşı bedenimiz ve düşüncelerimizdeki değişikliklerdir.

Normal düzeydeki bir kaygı kişi için faydalıdır. Çünkü bu durum kişide, istek duyma, karar alma, motive olma, alınan kararları gerçekleştirebilme yani performansa dökmeye yol açar. Kaygı hiç olmazsa kişide bir hedefe ulaşma noktasında istek olmaz, heyecan olmaz, motivasyon olmaz. Hayata karşı bir boş vermişlik hissiyatı oluşur. Bunun tam tersi olarak da kontrol edilemeyen kaygı olursa eğer enerji faydalı yönde aktarılamaz, dikkat ve konstrasyon sağlanamaz, performans doğru bir şekilde ortaya dökülemez.

Kişinin hiç karşılaşmadığı bir durum hakkında kaygılanması elbette normaldir. Bu nedenle pandeminin doğası gereği bizi kaygılandırabileceğini kabullenmemiz gerekir. Fakat her yeni durumda olduğu gibi bundan da korunmak için alabileceğimiz önlemlerin olduğunu bilmeliyiz. Bu önlemler pandemi sürecinin başından itibaren uzmanlarca bize anlatılan mümkün olduğunca evde kalmak, sosyal mesafeyi korumak, düzenli el hijyeni sağlamaktır.

Kaygının aşırı olması ve bütün hayatımızı ele geçirmeye başlaması ile kaygı bozukluğu ortaya çıkabilir. Bunlar; uyku-iştah sorunları, odaklanma problemi, erteleme davranışları olabilir. Kaygılı hissettiğimizde kontrol edemediğimiz durumlar için sadece önlem alabileceğimizi unutmayıp kendi kontrolümüz altında olan önlemlere odaklanmamız gerekmektedir.

  • Gün içinde koronavirüs ile ilgili haberleri takip etmemek,
  • Sürekli bunu düşünerek aklımızı kurcalamamak,
  • Virüse karşı önlemlerimizi aşırıya kaçmadan yapmak,
  • Günlük rutinlerimizi belirleyip bunlara devam etmek,
  • Anı kurtarmaya çalışmak kendimizin yapabileceği,
  • Yerine getirebileceği hedeflerin farkına varmaya çalışmak,
  • Stresimizi azaltacak etkinlikleri yapmak kaygı düzeyimizi belli seviyede tutmaya yardımcı olacaktır.

Aslında bütün bunlar için kendimizi, kendimizde kalmak için uğraşmaktır, kendimizin farkına varmaya çalışmaktır.

Rollo May diyor ki:

‘‘Kaygı çağında yaşamanın nadir lütuflarından biri, kendimizin farkına varmamızdır.’’

Şüphesiz bir kaygı çağındayız. Özellikle pandemi sürecinin yoğun yaşandığı şu günlerde bu duyguyla iç içeyiz.  Geleceğin ne getireceğinden yarının ne olacağından haberimiz yok.  Herkes bir sevdiğini kaybedebilir, bir yakının ölümüne şahit olabilir, biz ölümle belki burun buruna gelebiliriz.

Peki, hal böyleyken biz neler yapabiliriz?

Ne yapmalıyız?

Önce kendi kendimizin farkına varmalıyız.

Hayatımızdaki önceliklerimizi, hayatı neye göre ve nasıl yaşayacağımızı böylesi zamanlarda hayatı yeniden gözden geçirmemiz lazım.

Hayatımızı hangi eksen üzerinde yoğunlaştırırsak bu hayatı anlamlı kılar ve insanlara faydalı olma noktasında bir değer kazanırız?

Şöyle düşünün. Biri size 24 saatiniz kaldı dese o saatleri nasıl geçirirsiniz ya da neler yaparsınız?

Bu sorunun amacı aslında hayatı daha anlamlı geçirme noktasında insanı düşündürmeye sevk eder. Yani 24 saatte yapılması gereken o önemli işlerin yapılmasına, insanlığa, topluma değer katacak işlerin hayat bulmasına çağırmaktır.

İlişkili Diğer İçerikler

Bizler çoğu zaman hayatın ritmine, günün koşuşturmacasına kapılarak o gün neyi gerektiriyorsa yarış atı gibi yerine getiririz. Tıpkı sonbahar yaprağı misali rüzgârın savurmasıyla bir o yana bir bu yana uçan, ne yapacağını bilemeyen bir yaprak gibi oluruz. Sonra da hayatın getirdiklerine bakar ilerisi için planlar yaparız.

Aslında düşünmeden yaşarız.

John Lennon diyor ya :

‘’Hayat, biz gelecek için planlar yaparken başımızdan geçenlerdir.’’

Gelecek için çeşitli planlar yaparız. Güneşli günler hayal ederiz. Bulutsuz, açık masmavi bir gökyüzü düşünürüz. Ama bir bakarsınız yağmur yağar, serin rüzgâr eser, fırtınalar kopar, güneş batar her şey tersine döner. Hepsi rahmettir, hepsinden öğrenmeye bakmak lazım elbette.  Yaşadığımız şu zorlu günlerde birçoğumuz yüreğini dağlayan acılarla karşılaşıyor. Kimimiz hastane odalarında tek başına kolaylıkla aldığımız, her gün için şükran duymamız gereken nefesi dahi solunum cihazlarıyla almakta, acıdan kıvranmakta kimimiz evde ailesinden izole bir şekilde odaya hapsolmuş onlara sarılamamakta, kimimiz 3-4 aylık bebeği ile kapı aralarından dokunamadan konuşmakta. Bu yaşanılan olaylara bakarak aslında bu süreç bizleri tefekküre, kendimiz üzerine, hayatımız üzerine düşünmeye davet ediyor.

Elimizde olanı kaçırıyoruz, sahip olduğumuz değerlerin kıymetini bilmiyoruz. İnsanlarda sahip olmadıklarına karşı hep bir özlem vardır, gitmediği diyarların, uzanmadığı çayırların hayali vardır, sık sık geleceği düşünüp anda kalmayıp telaşla neler yapabileceklerine ve ulaşamadıkları hedeflerine dair endişe ve korkuları vardır. Şu anı, şu günleri, geçen dakikaları yok sayar aslında hayatımızın en önemli olan ‘şimdi’yi ömrümüzden sileriz. Eğer bu anların, geçen günlerin, dakikaların hakkını vermezsek kaygı bizi ele geçirir, bizi esir eder ve hiçbir şey yapamaz hale geliriz. Zaten pek çoğu insan geleceğin baskısı altında hissettikleri için kaygı onları esir almıştır. Anda kalamamıştır ve şimdiyi hakkıyla yaşayamamıştır. Hayatın akışına devam edebilmek, şimdiyi kurtarmak ve hayatın coşkusuna katılabilmektir aslında bizleri kaygıdan koruyan.

Pandemi süreci elbette bizim için travmatik bir süreç.

Bu yadsınamaz bir gerçek. Bu süreci kendimiz için bir tefekkür zamanı kılmalıyız. Kendi içimizdeki en iyi beni ortaya çıkarabilmeliyiz. Hepimizin içindeki benlik kendini göstermeyi, ortaya çıkarmayı bekliyor. Evet, bu süreci tek başıma kolay atlatamam lakin ‘’şimdi’’ bana ne düşüyorsa, şu an neyi yapmam gerekiyorsa düşünmeli ve onu yapmak için gayret sarf etmeliyim.

Bir İngiliz yazar Arundhati Roy’un pandemi süreciyle ilgili şu sözlerde bulunmuş:

‘’Hangi bilim adamı yoktur ki şu günlerde gizliden gizliye tanrıya bir mucize ihsan etmesi için dua etmesin; hangi din adamı yoktur ki şu günlerde bilim adamlarının başarılı olması için temennide bulunmasın?’’

İnsanların ortak güçlerini birleştirmesi ve üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmesi gereken bir zamandan geçiyoruz. Ve bu zamanları doğru tedbirler alarak, ana yoğunlaşarak, kendi baş etme gücümüzü küçük görmeyerek atlatabiliriz.

İşte bunun adıdır kaygı: Kontrol altında tutulabilir ve kendi sorumluluklarımızın farkına vararak bizleri doğru tedbir alma yolunda harekete geçiren bir güç.

Panik mi, farkındalık mı diye soruyor Kemal Sayar. Farkındalık neyi kontrol edebileceğimi bilmektir; panik her şeyi kontrol etmeye çalışmaktır. İşte bu da insana zarar veren kaygıdır. Farkında olalım. Neyi kontrol edebileceğimize yoğunlaşalım. Önce kendi içimize dönerek, benliğimizin farkına vararak üzerimize düşen görevlere dikkat kesilelim sonra da diğer insanlara yardımcı olmaya çalışalım ve güçlerimizi birleştirelim. Ancak bu şekilde pandemi sürecini sağlıkla ve ‘farkındalık’la atlatabiliriz.

Sonsuza dek yaşayacakmış gibi yaşıyoruz, zayıflığımız aklımıza hiç gelmiyor, şimdiden ne çok zamanın geçip gittiğini göz önünde bulundurmuyoruz; bir şeye adadığımız bir gün son günümüz olabilecekken yaşamımızı, tükenmez, dolu bir kaynaktan geliyormuş gibi harcıyoruz.

Pandemi süreci bize örnek olmuyor mu sizce de?

Ölümün soluğunu ensemizde hissettiğimiz şu günlerden bir anlam, bir değer çıkarmamız gerekmiyor mu?

Pandemide önce ve sonra biz, aynı biz olmayalım. İçimizdeki en iyi beni savaş meydanına çıkaralım. Gerekirse taarruza geçelim, savaşalım ama vazgeçmeyelim. Geçmişi unutanlardan, şimdiyi es geçenlerden, gelecekte ne olacak kaygısıyla geçirenlerden, yarına dayanıp bugünü tüketen insanlardan olmayalım. Hem endişesini ve kaygısını yatıştırmış hem de korkuyu yatıştırmış insanlar olarak iyilikle, merhametle, vicdan sahibi olmakla ve en önemlisi hayatımıza giren bu salgından   ‘farkındalıkla’ çıkabilmeye çalışalım.

Sağlıcakla kalın.

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.