Homoseksüellik Hastalık Mı, Yoksa Bir Yönelim Mi?

0

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeleri alın, şimdi abone olun.

Sosyal medyada homoseksüelliğin (eşcinselliğin) hastalık olduğunu öne süren kişilerin ve söylemlerin arttığını görüyoruz. Bu konularda kişilerin kendi ideolojileri ve yaşam biçimleri üzerinden bu söylemleri yaptığını düşünmekteyim. Bu konuya bilimsel temelli bir bakış toplumun bakışını etkileyecektir.

Yakın zamanda bir hemşire gözüyle bilim dünyasının bu konuyla ilgili yaptığı araştırmaları incelemeye başladım. Bu süreçte özellikle iki araştırma gözüme çarptı.

Birincisi klinik araştırma olup, ikincisi ise bu alanda yapılan çalışmaların derlenmesi sonucu ortaya konan sonuçlardan oluşmaktadır.

İnceleyeceğimiz birinci araştırmada homoseksüel (eşcinsel) erkek, heteroseksüel (karşı cinsten hoşlanan) erkek ve heteroseksüel kadınlar araştırmanın deneklerini oluşturmuş. Manyetik Rezonans (MRI) tekniği ile beyin yapıları incelenen deneklerde bazı yapılarında farklılıklar saptanmış.

Homoseksüel erkeklerin beynin enseye yakın kısmındaki beyin zarı kalınlıklarının heteroseksüel erkeklerinkine göre farklı kalınlığa sahip olduğu bulunmuş. Ayrıca homoseksüel bireylerde, duyu organlarının bağlantı yeri olan talamus (koku hariç) hacminin heteroseksüel erkek ve kadınlarındakinden daha küçük olduğu görülmüş. Fakat bu farklılıkların kesin olarak homoseksüelliği tetiklediğiyle ilgili bir araştırma bulunmamaktadır.

Yapılan çalışmalar sonucunda heteroseksüel erkeklerle ile homoseksüel erkekler arasında belirgin farklılıklar ortaya konmuştur. Bu farklılıkları aşağıda sıraladık.

  • Homoseksüel erkekler, heteroseksüel erkeklere göre daha az saldırgandır.
  • Her iki gruba da verilen görsel zeka ve beceri gerektiren işlerde, heteroseksüel erkekler homoseksüel erkeklerden daha zayıf performans göstermektedir.
  • Homoseksüel erkeklerin ifade etme becerilerinde sözel akıcılıkları, heteroseksüel erkeklere göre daha iyidir.
  • Her iki gruptan da istenen nesne yerinin ezberlenmesinde homoseksüel erkekler, heteroseksüel erkeklere göre daha iyi performans göstermektedir.

Çalışmalarda bilişsel-davranışsal farklılıklar olmasına karşın yapı ve biçimleri veya fizyolojik özellikleri için bu farklılıklar azdır.

Fizyolojik olarak ön hipotalamusun dokular arası çekirdeğinin (INAH3) homoseksüel erkeklerde daha küçük olduğu belirlenmiştir. Bu nedenle endokrin salgılarının bir sonucu olduğu ve geri dönüşü olmadığını açıkça göstermektedir. Homoseksüel erkeklerin dokular arası çekirdeğinin (INAH3) daha küçük olması doğum öncesi yaşamda daha az testosterona (erkeklik hormonu) maruz kalmalarının ve bu durumun da cinsel yönelimlerinde farklılığa sebep olabileceği belirtilmektedir. Ancak nörobilim konusu olan bu araştırmanın sonucunun net olarak anne karnındaki fetüsün hormonlarının incelenmesinin ardından ortaya konacağı için yapılmasının etik olmadığı açıkça görülmektedir.

Sonuç olarak, yapılan çalışmalar homoseksüelliğin (eşcinselliğin) bir hastalık, tercih olmaktan öte bir yönelim olduğunu ortaya koymaktadır.

Günümüz teknolojisinde daha detaylı incelenmesi pek de mümkün ve etik olmayan homoseksüelliğin tedavi gerektirecek bir hastalık olmadığı aşikardır.

Bu yazımı okuyan herkesten ricam LGBT+ bireyler ile temasa geçildiğinde, bu durumun onların ellerinde olmayan ve şu an için düzeltilemez bir olgu olduğunu unutmamanızdır.

Her şeyden önce onların da birer insan olduğunu ve kırılabildiklerini göz önünde bulundurmak gerekir.

Abé, C., Johansson, E., Allzén, E., & Savic, I. (2014). Sexual orientation related differences in cortical thickness in male individuals. PloS one, 9(12).

Balthazart, J. (2016). Sex differences in partner preferences in humans and animals. Philosophical Transactions of the Royal Society B: Biological Sciences, 371(1688), 20150118.

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeleri alın, şimdi abone olun.

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.