Hayatında Bir Şeyin Gerçekleşmesini İstiyorsan Önce Hayal Kur

0 3.619

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeleri alın, şimdi abone olun.

Korktuğumuz Şeyler Neden Hep Başımıza Gelir?

Rezonans alanınızı yönetin, korktuğunuz başınıza gelmesin!

Şu kitabı okuduktan sonra, alnımın orta yerine üçüncü bir göz açıldığını hissediyorum.

Kitap, Pierre Franckh ’in  Rezonans Kanunu ve İstek Yönetimi kitabı.

Günlük hayatımızda nasıl ki “asla, asla deme” diyorsak, bu kitap da bize neden, “imkânsız, asla imkânsız değildir.” dememiz gerektiğini kafamıza vura vura öğretiyor.

Yazının devamını okumadan önce, lütfen bir hayalinin olup olmadığını kendine sor ve o hayalini, bu satırları okurken düşle.

Bu yazıyı okuduktan sonra, korktuğumuz şeylerin neden sürekli başımıza geldiğini anlayacak, kendi rezonans alanını oluşturarak hayallerinle gerçeklik arasında köprü kurmanın bilimsel püf noktalarını öğreneceksin.

Ve (her iddiasına girerim) düşünce tarzına reset atıp hayal kurmaya ve umut etmeye sıfırdan başlayacaksın.

Kurmalı bir oyuncak arabayı düşün. Ne kadar çok kurarsan, araba o kadar ileriye gider. Hayal kurmak da böyledir. Ne kadar çok hayal kurarsan, hayatta o kadar ileri gidersin.

Olmasını istediğin şeyi düşünerek, onun gerçekleşeceğine tüm kalbinle inandığında, o şeyin gerçek olmaktan başka çaresi yoktur. Çünkü “bir şeyi 40 kere söylersen, olur.”

Aklından çıkarmaman gereken tek nokta şudur ki; enerji sadece, gerçekten ama gerçekten tüm kalbinle olacağına inandığın şeye odaklanır. İstediğin şey olumlu mu olumsuz mu, ahlaki mi değil mi buna bakmaz. Eğer başına kötü bir şey geleceğini çok fazla düşünürsen bu gerçek olur. Çünkü korktuğumuz şeylerin, genelde başımıza gelmek gibi kötü bir huyu vardır.

Rezonans Alanı Nedir?

Şöyle bir etrafına baktığında gördüğün her nesnenin, kendi içinde oluşturduğu gözle görünmeyen bir elektromanyetik alanı vardır. Bu elektromanyetik alana rezonans denir.

Tıpkı suya atılan bir taşın, suda oluşturduğu halka biçimindeki dalgalarına benzer.

Hatta vücudumuzu oluşturan hücrelerin bile kendi arasında bir elektromanyetik akışı vardır. Hastalıklar, bu akışın sekteye uğraması sonucu ortaya çıkabilir.

“Hayatta olmasını istediğimiz şeyleri, düşünce ve inanç yoluyla kendi rezonans alanımıza çekmeyi başarırsak, onlara kolaylıkla sahip olabiliriz.”

İnsan DNA’sı, Cansız Maddeyi Nasıl Etkiliyor?

1995 yılında Rus Bilim Akademisi’nde Vladimir Poponin ve Peter Gariaev devrim niteliğinde bir araştırmaya imza attılar.

İki bilim insanı, “foton” adı verilen ışık parçacıklarıyla insan DNA’sının davranışlarını incelemek istedi. Havası alınmış bir tüpte vakum oluşturarak, fotonların tüp içinde düzensizce hareket etmesini sağladılar. Fotonlar, deli dana gibi vakumlu tüp içinde oradan oraya çarpışıp kaçışırken, tüpün içerisine insan DNA’sı salıverdiler. Dağınık halde uçuşan fotonlar, DNA’nın tüpe eklenmesiyle birlikte dağınık halden, adeta “hazır ol!” pozisyonuna geçtiler (desek yalan olmaz) . Yani tüpe eklenen DNA, fotonların hareketini direkt olarak etkiledi. Deneyin devamı daha hayret verici.

DNA tüpten çıkarıldı. Fotonlardan beklenen tavır, düzensiz ve hırçın hallerine geri dönmeleriydi ancak bilim insanlarının gözlemlerine göre fotonlar, sanki hala tüpün içinde DNA varmışçasına düzenli hareketini sürdürmeye devam etti.

Bu deneyde artık bir şey apaçık kesindi.  “İnsan DNA’sı, fiziksel dünyaya direkt etki ediyordu.”    

Nasıl Düşünürüz? Düşüncelerin Enerjisi Var mı?

Biz insanlar, kendi içinde anlam oluşturabilen kelimeleri yan yana getirerek düşünürüz. Bunu yaparken de beynimizdeki sayısız nöronu birbiri ile çarpıştırırız. Bu nöronlar kendi aralarında bir manyetik alan oluşturur ve dalgalar halinde çevreye yayılır. Olumlu düşünerek çevremize daha yüksek frekanslı enerji yaymış oluruz ve karşılığında, aynı yüksek frekanslı enerji bizi bulur. Çünkü benzer benzeri çeker.

“İstediğiniz her neyse önce beyninize gösterin, tanıtın. Beyniniz de ona ulaşmanın yollarını bulsun.”

Duygu ve düşüncelerimizle dışarı yaydığımız dalgalar, rezonans alanımıza yön verir ve bizler, gerçek olmasını istediğimiz şeylere kalpten inandığımızda, o şeye yüksek frekanslı enerji göndermiş oluruz. Ve hayalini kurduğumuz şey ister yan odamızda olsun, ister dünyanın öbür ucunda olsun, onu gerçek hayatta rezonans alanımıza sokarak gerçekleşmesini sağlayabiliriz.

Einstein’ın şu sözü de bu durumu açıklar nitelikte; “İnsanoğlu; ağzından çıkan cümlelerin, beyninde çıkan düşüncelerin bütün evreni dolaşıp, tekrar onlara geri döndüğünü bilse, çok daha dikkatli olurdu.”

Her hücrenin nasıl ki parmak izi gibi ayrı DNA’sı varsa, enerjilerin titreşimleri de belirgin ve ayırt edicidir. Bu titreşim, olmasını istediğimiz şeyleri bize getirmek için kestirme yollar üretir ve adresler hiç şaşmaz.

“Kaderiniz, iki dudağınız arasında değil, iki nöronunuz arasında”

Bu okudukların masal değil, destan değil, bilim kurgu değil, ama bilim… Bu okudukların, tam anlamıyla bilimin kendisi.

Hayat mottonuz; HAYAL ET… FARZ ET… MIŞ GİBİ YAP…  olsun.

Son olarak Mahatma Gandi’nin, çerçeveletip duvara asmak istediğim şu sözlerini de ekleyip, yazımı noktalamak isterim.

“Söylediklerinize dikkat edin; düşüncelere dönüşür…

Düşünceleriniz duygularınıza,

duygularınız davranışlarınıza,

davranışlarınız alışkanlıklarınıza,

alışkanlıklarınız değerlerinize,

değerleriniz karakterinize dönüşür…

Karakterinize ise dikkat edin;

Kaderinize dönüşür.”

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeleri alın, şimdi abone olun.

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.