Gerçek ve Yaşanmış COVID-19 Öyküleri : Korona Günlerinde Umut

0

“Evde bizimle yaşayan biri daha var.” dedi. Okuduğum cümlenin sonuna gelince kitaptan kafamı hafifçe kaldırıp gözlüğümün üstünden durumu anlamaya çalışırcasına eşime baktım. Gülümseyerek odanın ortasında duran sineği gösterdi. “Bırak yaşasın, o da sokaktan kaçmıştır.” dedim. Bugünlerde herkes sokaklardan kaçar oldu. Dünyayı saran bir salgın insanları tüm uğraşlarından alıkoyup evlerinin içine tıktı. Biraz da iyi olmadı değil hani. İnsanlar unuttukları ve kıymetini bilmedikleri şeylerin farkına vardı. Herkes kendi iç muhasebesini yapmaya vakit buldu. Daha ilk haftalardan doğa kendini toparlamaya başladı. Meğer ne büyük zararmış insan doğa için.

Bir kitabın daha sonuna geliyorum. Cümlelerin altını çizmek için kullandığım kalemi kitabın kapağından alıp her zamanki gibi kitabın son sayfasına bitirdiğim tarihi yazıyorum. Kitabı rafa bırakıp bir günde bilmem kaç kere yaptığım rutin meşgalem olan pencereden dışarıya bakma işine dalıyorum. Kaldırımda yürüyen yüzü maskeli eli eldivenli adamlardan biri karşı karşıya gelmemek için diğerini görünce kaldırımdan yola iniyor. İnsanlar bu görünmez düşmana karşı olan savaşta birbirlerinden kaçar oldu. Böyle bir salgının en kötü yanı ise tedirginlik. Virüsün nereden bulaşacağını, ne zaman bulaşacağını ya da bulaşmış olup olmadığını bilmemek insanları psikolojik bir sinir harbine sokuyor. Öyle böyle günü geceye çeviriyoruz. Hareketsizliğimiz uyku düzenimizi bozduğundan geç saatlere kadar oturuyoruz. Birden bir ses duyuluyor ve elektrikler gidiyor. Tüm mahalle pencerelere çıkıyor. Bir trafonun patlamış olacağına dair izlenim veren bir duman yükseliyor caddeden. İnsanlar normal zamanda olabilecek olaylara bile artık karamsar bir havayla bakıyor. Sanki her şey kötüye gidiyor gibi bir izlenime kapılıyor herkes. Bu dönemde en büyük savaşımız bu psikolojiye karşı olacak galiba.

Günler ilerliyor. Ufak tefek ihtiyaçlarımızı almak için çıktığım dışarıdan eve geliyorum. Gelir gelmez ellerimi yıkıyor, güzelce kolonyaladıktan sonra dışarıdan getirdiğim malzemeleri de uygun şekilde dezenfekte ediyorum. Bu virüs en ufak bir hatayı kabul etmiyor. Eşim koridorda beni karşılıyor. Yüzünde küçük bir çocuk tebessümü var. “Evde bizimle yaşayan biri daha var.” diyor. “Ne o, bir sineğimiz daha mı oldu?” diyorum. Elimden tutup yatak odasının penceresinin önüne götürüyor. Usulca perdeyi aralıyor. Pencerenin önünde, kıştan kalma saksının içinde bir kumru kuşuyla göz göze geliyorum. Cam gibi parlak, küçük siyah gözleriyle sanki bir suç işlemişim gibi hissettirecek baskınlıkta bana bakıyor. Penceremizin önüne yuva yapmış kuşu görünce yıllardır beklediğimiz uzaktan bir dostu görmüş gibi seviniyoruz. Bu karanlık günlerde bizim için bir umut ışığı oluyor kumru. Günde üç dört defa perdeyi aralayıp göz göze geliyoruz. Onun orada olduğunu görünce bir sevinç ışıltısı beliriyor gözlerimizde.

Bir sabah kanat sesleriyle uyanıyorum. Alıp her sabah yaptığım gibi kumrumuza bakıyorum. Bir sabah selamlaşmasından sonra kumruya biraz yem vermek istiyoruz. Kaşığa koyduğumuz yemi bırakırken biraz ürküyor. Yaptığı hareketle altındaki küçük, yuvarlak yumurtayı görüyoruz. Biraz araştırdığımızda iki üç hafta içinde bir yavrusu olacağını anlıyoruz. Daha fazla ürkütmemek için artık daha dikkatli davranıyoruz. Kumruya bakmak için bile artık yan odanın penceresinden sarkmayı tercih ediyoruz.

Yapraklar yeşermeye başlıyor. Vaktimizi evlerde geçirmeye alışalı bir aydan fazla oldu. Ülkeden umut verici haberler gelmeye başlıyor. Virüsün bulaştığı insanlardan iyi haberler geliyor. Gittikçe etkisini kaybetmeye başlıyor salgın. Bu haberler içimizdeki bahar sevincini artırıyor. O gün kumruda da birtakım kıpırdanmalar görüyoruz. Perdenin arasından baktığımızda kumrunun küçük tüylü yavruyu gagasıyla dürttüğünü görüyoruz. Birbirimize bakıp gülümsüyoruz. Bu kuş bize misafir olduğundan beri her şey daha iyiye gidiyor. Virüs artık iyiden iyiye etkisini yitiriyor. Hayat normale dönmeye başlıyor. Evde geçirdiğimiz son günlerde kumrunun yavrusuyla oynaşmasını izlemek en büyük eğlencemiz olmaya başladı.

Sokağa çıkma yasaklarının son bulduğu, hayatın normale döndüğü o güzel günün sabahına uyanıyoruz nihayet. Eşim telaşla ve heyecanla beni uyandırıyor. Kalkıp pencereye yöneldiğimde kumrunun yavrusunun kanat hareketlerinin belirginleştiğini görüyoruz. Annesinin de yardımıyla saksının kenarına çıkıyor. İkisi de pencereden son kez bizimle göz göze geliyorlar. Kanatlanıp gidiyorlar. Arkalarından öylece bakakalıyoruz. “Bize getirdiğin bütün güzellikler için teşekkürler küçük kuş.” diyorum kendi kendime. Hayatın normale döndüğü ilk gün umudun habercisi kumru ve yavrusunu uğurluyoruz. Eşim bana, “Üzülme evde hep bizimle yaşayacak biri daha var.” diyor. Bizimle yaşayacak yeni bir yavrunun müjdesini alarak evde kaldığımız bu karanlık günlerden aydınlık günlere çıkıyoruz nihayet. Sıkıntılı geçen bu günler bize aslında fark edemediğimiz o incelikleri hatırlatıyor. Bazen dünya bir kuşun yavrusunun hatırına güzelleşiyor.

Bu yaşanmış öykü Tolga Bahçeli tarafından kaleme alınmıştır.

 

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.