Fizik Mühendisi Prof. Dr. Sayın M. Doğan Bor İle Radyasyon Röportajı

0 48

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeleri alın, şimdi abone olun.

TRT Radyo-1’de yayınlanan TRT Antalya Radyosu’ndan Tayfun Yönlü’nün yaptığı sağlık röportajları serimize bugün Fizik Mühendisi Prof. Dr. Sayın M. Doğan Bor ile devam ediyoruz.

Konumuz: Radyasyon

Tayfun Yönlü: Sevgili dinleyenler programımızın bu bölümünde Ankara Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Fizik Mühendisliği bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor stüdyomuzda konuğumuz, Sayın Bor hoş geldiniz öncelikle.

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: Hoş bulduk.

Tayfun Yönlü: Bir tatil için Antalya’dasınız galiba.

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: Nazik davetiniz için teşekkür ederim, evet her yıl Antalya’ya geliyorum. Burada bir yazlığımız var. Çocukluğumun da geçtiği yerler, benim ikinci memleketim diyebilirim Antalya için.

Tayfun Yönlü: Sefalar getirdiniz, hoş geldiniz. Sizi de programımızda ağırlamış olmak bizim açımızdan da büyük mutluluk, şeref verdiniz stüdyomuza.

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: Çok naziksiniz teşekkür ederim.

Tayfun Yönlü: Siz medikal fizik ve radyasyondan korunma konusunda uzmansınız bu alanlarda. Aynı zamanda Nükleer Bilimler Enstitüsü’nün kurucususunuz.

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: Evet.

Tayfun Yönlü: Bu anlamda yaptığınız çalışmalar konusunda biraz tanıyabilir miyiz sizi efendim?

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: Tabi ben doktorama ABD’de başlamıştım. Daha sonra Türkiye’ye geldim. Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’nda çalıştım. Aynı zamanda Uluslararası Atom Enerji Ajansı uzmanıyım, çok fazla ülkede projelerde çalıştım, ders verdim. Daha sonra 90 senesinde Ankara Üniversite’sine geçtim ve sağ olsun o zamanki rektörlerin desteğiyle enstitüyü kurduk. Daha sonra istifa etmek istedim, şu anda bölümde işlerime devam ediyorum.

Tayfun Yönlü: Kolaylıklar diliyoruz. Şimdi sizinle bugün radyasyon konusunda konuşacağız. Çok enteresan yönleriyle ele alacağız radyasyonu çünkü radyasyon söz konusu olduğunda ülkemiz insanında, hepimizde ister istemez bir korku oluşuyor. Çünkü tehlikeli bir şey diye biliyoruz mesela cep telefonlarından, evdeki modemlerden, Çernobil patladı orayla ilgili, işte bilgisayar, ekran başından çok radyasyon alıyoruz oraya kaktüs koysak radyasyonu emer mi gibi bir sürü mitler var toplum içinde, bununla ilgili sizden çok faydalı ve ilginç bilgiler alacağımızdan eminiz. Öncelikle bize radyasyonu tanımlar mısınız?

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: Radyasyon esasında bir enerji, akan enerji. Bir örnek vermek gerekirse güneşten bizi ısıtan esasında radyasyon başka bir şey değil.

Tayfun Yönlü: Isı değil yani radyasyondan alıyoruz.

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: Evet radyasyon o fakat o radyasyonun enerjisi düşük olduğu için ancak vücudun içine girmiyor yani kimse böyle güneşte oturduğunda karaciğeri zarar görmüyor.

Tayfun Yönlü: Evet.

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: Radyasyonun farklı türleri var. Halk arasında da bunlar bilinir alfa, beta, gama gibi. Enerjisi önemli dediğim gibi şiddeti önemli. Esasında iki tip radyasyonu söylemek mümkün. Bir tanesi enerjisi yüksek olan radyasyon ve bu radyasyon enerji yüksek olduğu için insan vücuduna giriyor, iyonlaştırıcı radyasyon diyoruz. Bu durumda tabi ki insan vücudu sağlık bağlamında etkileniyor ama bu etki çok da insan sağlığı için yararlı hale getiriliyor. Bugün röntgen cihazları, tomografi cihazları, nükleer tıptaki uygulamalar hep bu tür radyasyonla yapılıyor yani iyonlaştırıcı radyasyonlarla, fotonlarla.

Tayfun Yönlü: Bunun faydasını şöyle söylemek mümkün. Hani insan sağlığına faydalı değil de insan sağlığını iyileştirmek ya da sıkıntıları tespit etmek açısından faydalı diyebiliriz.

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: Tabi ki. Diğer tip radyasyon ise enerjisi fevkalade düşük işte cep telefonları olsun, baz istasyonları olsun, mikrodalga fırınlar olsun. Bunların insan vücudunu etkilemesi, bir kere etki derken neyi kastediyoruz?

Tayfun Yönlü: Evet hocam o etkiden kastımız ne?

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: Tabi ki şöyle diyelim yani bu…

Tayfun Yönlü: Kanser yapıcı mı, öldürücü mü?

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: Eğer şiddeti ve enerjisi çok fazlaysa, belirli bir değerin üzerindeyse bu DNA’ya zarar veriyor. Buna biz DNA’yı mutasyona uğratması diyoruz. Bu nereden biliyoruz, tamamen Hiroşima ve Nagazaki’deki atom bombalarının etkilerinden biliyoruz.

Tayfun Yönlü: Tabi.

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: Hem çok şiddetli olduğu zaman bu, çok ciddi yan etkileri var, ölüme kadar gidiyor. Fakat bizi ilgilendiren ne? Günlük hayatta karşılaştığımız şiddetteki radyasyon buna biz düşük şiddette radyasyon diyoruz. Bu radyasyonunda olasılık olarak kanser yapma ihtimali var. Ama bunu direkt olarak ölçmemiz mümkün olmuyor. Çok yüksek şiddetteki radyasyonun etkilerini biz düşük şiddette radyasyona birtakım matematiksel uyarlamalarla indirgiyoruz ve deniyor ki düşük şiddetteki radyasyonda insanlarda kanser yapabilir ve bu tabi ki anında kişilerde çok büyük korkuya neden oluyor. Şimdi burada şu ayırımı da yapmak lazım çünkü ben biliyorum toplumumuz bu cep telefonları, demin söylediğiniz konularda hakikaten bilgiye ihtiyaç var. Bakın biz radyasyon etkisini doz olarak ifade ederiz. Şu anki doz bu güneş ışığında, bulunduğumuz yerde eğer bir birimse, bir ise cep telefonlarının verdiği radyasyon milyonda bir kat daha az.

Tayfun Yönlü: Güneş ışığının verdiği radyasyon…

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: Bir ise bir birimse telefonların verdiği doz bir milyon kat daha az.

Tayfun Yönlü: Yani yok sayılır nerdeyse.

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: Tabi. Röntgende, tomografide kullandığımız kaynakların verdiği doz ise bir milyon kat daha fazla, yüz binde bir milyon kat daha fazla.

Tayfun Yönlü: Hım. Yani röntgen ışığına maruz kalmak, röntgen çektirmek çok sık yapılırsa belki tehlikeli olabilir mi?

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: Şimdi ona geleceğim ama öncelikle ben şu korkuyu mümkün olduğu kadar silmeye çalışayım. Bu modemler olsun, cep telefonları olsun…

Tayfun Yönlü: Evde kullandığımız.

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: Evet evde kullandıklarımız, bunların insana zararlı olduğunu gösteren hiçbir çalışma yok.

Tayfun Yönlü: Net bulgu yok.

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: Hiçbir şekilde yok zaten teorik olarak da beklenen bir şey değil. Yapsa bile diyelim ki bir tane hücre bu radyasyon etkisiyle kırıldı, mutasyona uğradı. Her gün vücutta binlerce bu tip, başka etkiler sonucu hücreler bozuluyor, mutasyona uğruyor. Vücudun bir temizlik mekanizması var. Yani onu biz pratikte cep telefonları filan böyle bir tehlikeyi kesinlikle öngörmüyoruz.

Tayfun Yönlü: Önemsenmeyecek kadar düşük diyebiliriz o zaman.

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: Evet kesinlikle.

Tayfun Yönlü: Çok yaygın söylentilerden bir diğeri de şimdi arılar ölürse doğal döngü kesintiye uğrayacağı için çok zararlı olur. Baz istasyonlarının çoğalması arıları öldürüyor ve tabiata zarar veriyor gibi bir duyum var.

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: Bilmiyorum ben öyle bir bilimsel makale okumadım. Şimdi baz istasyonları tabi orada şiddet daha da fazla ama bu radyasyonun bir özelliği var; artan mesafe ile radyasyonun şiddeti düşmeye başlıyor ve baz istasyonundan 3-5 metre dışarıya, uzağa gidin hiçbir etki kalmaz. Kimsede gidip baz istasyonu altında ev kurup oturmuyor.

Tayfun Yönlü: Evet.

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: Onu, o şekilde ifade edelim.

Tayfun Yönlü: 3-5 metreden sonra diyorsunuz yani.

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: Tabi. Peki radyasyonun dedik ki bu bilhassa radyolojik incelemelerde kullanılan radyasyon sağlığa zararlı mı?

Tayfun Yönlü: Az önce oraya gelmiştik doğru.

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: Şimdi bu tür radyolojik incelemelerde X ışınları, gama ışınları kullanılıyor. Kuşkusuz olasılık çok düşük olsa da kanser yapabileceğini iddia eden teori var. Bakın teori diyorum çünkü siz düşük şiddetteki radyasyonu diyelim ki bir akciğer röntgeninin kanser yapıp yapmadığını anlamak için tam 10 milyon kişiye röntgen filmi çektireceksiniz, bunları ömür boyu takip edeceksiniz ve bir kontrol grubu ile kıyaslayacaksınız yani hiç röntgen çektirmemiş 10 milyon kişiyle ömür boyu kıyaslayacaksınız.

Tayfun Yönlü: Kıyaslama imkânınız olacak.

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: Tabi bunların yaşam şartları, her şeyleri birbirine yakın olacak. Sigara içiyor mu içmiyor mu, alkol kullanıyor mu kullanmıyor mu? Tabi böyle bir deney yapmak mümkün değil.

Tayfun Yönlü: Doğru.

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: Nereden biliyoruz, dediğim gibi yüksek şiddetteki radyasyonun kanser yaptığını biliyoruz. Oradaki olguları oradaki sonuçları düşük şiddetli radyasyona uyarlıyoruz.

Tayfun Yönlü: Peki hocam radyasyonun kaynakları nelerdir? Yani günlük hayatında, normal hayatında bir insanın maruz kaldığı radyasyon nedir? Hangi tür radyasyonlara maruz kalırız?

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: Şu anda vücudumuzdan dakikada 4-5 bin tane foton çıkıyor. Aynı şekilde bize radyasyon, doğal radyasyon diyoruz. Duvarlardaki radon gazı olsun, kozmik radyasyon olsun, yiyecekler olsun örneğin yediğimiz muzda, patateste, kahvede, hepsinde radyasyon var. Esasında biz radyasyonla iç içe yaşıyoruz. Biz buna doğal fon radyasyonu diyoruz ve bu değişiyor. Dünyada 40 kata kadar farklılığın olduğu bölgeler var tamamen oradaki doğal yapının özelliklerine göre.

Tayfun Yönlü: Çok dinleyicilerimizin aklına geldiğini tahmin ettiğimiz bir başka soruda mesela Çin’den gelen mutfak tezgahlarının, mermerlerinin radyoaktivite açısından çok zengin olduğu ve radyasyon yaydığı konusunda söylemler var, bu gerçeği yansıtıyor mu?

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: Onu ben de duymuştum herhalde Türkiye Atom Enerjisi Kurumu o ölçümleri yapmıştır. Yani biz kendimiz pek ölçüm yapmayınca ya da ilgili bilimsel bir makale okumadıkça, güvenilir bir makale okumadıkça pek itibar etmiyoruz ama ben deminki bu tanısal incelemelerdeki radyasyona tekrar dönmek istiyorum. Hani bu insanlarda bir radyasyon fobisi oluşuyor sonuçta. Çünkü işte dedik ya çok düşük şiddetteki radyasyonunda kansere…

Tayfun Yönlü: Neden olabileceği.

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: …şöyle bir örnek vereyim bakın bugün gelişmiş ülkelerde 100 kişiden 40 kişi ömür boyunca kansere yakalanıyor yani kansere yakalanma olasılığı %40.

Tayfun Yönlü: Evet, çok yüksek.

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: Bu çok yüksek. Bunu zaten herkes çevresine baktığında herkesin ailesinde, komşusunda kanser hastası var bugün. Bunun %22-23’ü ölüyor. Radyasyonun neden olduğu kanser %1 ve kanserin biz uzun bir diyelim ki şu anda bir foton geldi, bir inceleme sonucunda bir mutasyona sebebiyet verdi. Bazı tip kanserler için 30 sene, 40 sene geçmesi lazım yani kanser olduktan sonra geriye dönüp ‘’aaa ben radyasyona maruz kalmıştım, bu onun sonucu’’ demek mümkün değil. Ayırt edemiyoruz. Peki ne yapıyoruz? Şiddeti yüksek olan radyasyon incelemelerini çok dikkatli yapılmasını öneriyoruz. Ben burada sayın dinleyicileri, seyircileri uyarıyorum, bilhassa çocuklarda tomografi çekimleri, dozlar yüksek ve teknik hatalar girdiği vakit olasılıklar hayli yükseliyor.

Tayfun Yönlü: Hıhı.

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: Bir örnek vereyim; 1 milyon kişiye akciğer röntgeni çektirirseniz bunun 1 ya da 2 kişisi radyasyona bağlı kanser olasılığı var. Ama bu 1 milyon kişinin 400 bini zaten doğal nedenlere bağlı olarak kansere yakalanacak. Yani 400 binde 1 ya da 2 kişi, ayırt etmeniz mümkün değil. Tomografiye gelince bu binde 1, 2 binde bire yükseliyor.

Tayfun Yönlü: Hım.

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: Ciddi bir şey var.

Tayfun Yönlü: Yüksek bir oran sayılır.

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: Tabi şeye göre, 1 milyonda bire göre hayli yüksek bir oran. Onun için mutlaka bilhassa çocuklara, genç insanlara yapılan incelemelerde alternatif MR, ultrason gibi tekniklerin öncelikli olmasında yarar var.

Tayfun Yönlü: Tomografiye nazaran, tomografi daha az tercih edilmeli diyorsunuz.

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: O hekimin şeyine bağlı. Bu da bir korku yaratıyor. O zaman diyorlar ki aileden tomografi isteniyor yani mutlaka tıbbi olarak gereklilik olması lazım.

Tayfun Yönlü: İyi bir hekim onun değerlendirmesini yapacaktır zaten.

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: İnşallah bazen olmuyor ama.

Tayfun Yönlü: Evet ona dikkat etmek lazım.

Sayın Bor radyasyon denince aklımıza geliveren bir başka konu var. Bundan sanıyorum 30 yıl kadar önceydi, Çernobil’de şiddetli bir patlama olmuştu ve patlamanın olduğu bölgede pek çok insan etkilendi diye biliyoruz ve bunun çevresel etkilerinin bizim Karadeniz bölgesinde de Çernobil’den sonra acaba kanser vakaları biraz arttı mı?

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: Artmadı şöyle söyleyeyim o zaman ben de bilfiil o çalışan grubun içerisindeydim. Çernobil patladı, reaktör patlaması bir insan hatası tabi çok üzücü bir olay.

Tayfun Yönlü: Tabi.

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: Radyasyon fobisinin çıkmasındaki önemli etkenlerden bir tanesi, ölü sayısı 50 kişi, o ilk patlamada maruz kalan kişiler.

Tayfun Yönlü: Hıhı.

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: Daha sonra Beyaz Rusya’da yani çevreye yakın ülkelerde yaklaşık 5 ya da 6 bin rakama yaklaştı, çoğu çocuk olmak üzere tiroid kanseri görüldü ve bu ölen çocuk sayısı bu zaman zarfında 15 kişi kadar. Yani %99’u tedavi edildi.

Tayfun Yönlü: Tedavi edildi, hayatta kaldılar.

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: Başka hiçbir ne katı organ kanseri ne kan kanseri hiçbir kanser bırakın bizim Karadeniz bölgesini patlamanın olduğu yerlerde bile görülmedi. Kim doz aldı? En çok dozu alan 600 bin temizlik işçisi çalıştı, reaktörün etrafını kazdılar, şey yaptılar. Bu 600 bin kişinin de ciddi doz alanları oldu. Buradaki kişilerden iki bin beş yüz kişinin radyasyona bağlı kanser olması söz konusu.

Tayfun Yönlü: Niye o kadar çok kişi kullanıldı oranın temizliğinde?

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: Çünkü şöyle…

Tayfun Yönlü: Hepsi sürekli gitmesin diye mi?

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: Tabi ki yani bir kişinin maruz kalacağı süreyi azaltmak bütün amaç o. Yani biz de sonradan tabi çok bunun lafları oldu işte Çernobil nedeniyle Karadeniz bölgesinde artış oldu diye. Bir de şunu düşünmek lazım o zaman bütün Karadeniz bölgesinde bir tane nükleer tıp bölümü yoktu sonra teşhis arttı yani bu çok önemli bir faktör.

Tayfun Yönlü: Hım.

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: Bir de radyasyon dozlarını biliyoruz, ölçüldü, modellemeler var yani bugün herhangi bir yerde radyoaktif madde varsa onun buradaki etkisini az çok ekolojik şey göz önüne alabiliyoruz.

Tayfun Yönlü: Evet.

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: Sözün kısası Karadeniz’de eğer Antalya civarında yaşayan Karadenizli vatandaşlar varsa içlerini rahat tutsunlar, Çernobil’in orada bir etkisi olmamıştır.

Tayfun Yönlü: Bunu da net bir şekilde hafızalarımıza kazımış olduk, ifade ettiniz. Uçak yolculuğuna gelelim, rakım arttıkça, yükseklik arttıkça alınan radyasyon miktarı artar mı? Güneşe bağlı olarak.

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: Artar güneşe değil genelde yani bu diğer galaksilerden olsun keza güneşten olsun…

Tayfun Yönlü: Kozmik radyasyondan bahsediyoruz.

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: Kozmik radyasyon sürekli olarak dünyayı bombardıman ediyor ve yere ininceye kadar bu radyasyon gerek işte molekülerle gerek birbirleriyle etkileşerek şiddeti düşüyor. Yani bu şu demek ne kadar yerden yükseklik artarsa doz da o kadar fazla hatta bu bağlamda hava yolunda çalışan pilotlar ve hostesler radyasyon çalışanı sayılır.

Tayfun Yönlü: Hım.

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: Ve ayda bilmiyorum kaç saat, 3 saat herhalde, belirli bir saatten fazla uçmamaları tavsiye edilir. Bir örnek veriyim buradan mesela İngiltere’ye gittiğinizde aldığınız radyasyon dozu yaklaşık bir akciğer röntgeni çekimine eşdeğer.

Tayfun Yönlü: Hım evet anladım.

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: Ama sürekli uçanlar için tabi bir önlem söz konusu oluyor.

Tayfun Yönlü: Önlem olarak alınması gerekir.

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: Evet.

Tayfun Yönlü: Peki tıbbi görüntüleme cihazlarını saymazsak, onları kapsam dışında bırakalım, günlük hayatta bizi en çok etkileyen radyasyon kaynağı nedir?

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: İç içe yaşıyoruz, radyasyon olmasa belki yaşayamazdık. Yani kemiklerimizde bile radyasyon var, her yerde bir kaynak var. Şöyle yani insan sağlığını etkileyecek düzeyde bir radyasyon normal olarak tabiatta bir tek radon gazı söz konusu olabilir. Radonun bir özeliği bu duvarlarda bilhassa eski yapılarda, taş binalarda son zamanlarda yapılan bazı çalışmalar radona bağlı olarak akciğer kanserinin arttığını söylüyor. Yani yeni çalışmalar bunlar. İlk olarak nereden biliyoruz; madenlerde çalışanlardan biliyoruz, ciddi olarak onlarda akciğer kanseri yüksekte. Şimdi evlerde de ben hemen şunu sayın dinleyicilere, seyircilere belirtiyim; sabah akşam bir 15 dakika havalandırsınlar çünkü radon havada dolaşan bir gaz, radyoaktif. Bunun verdiği radyasyon alfa radyasyonu dediğimiz bir radyasyon. Dışarıdan vücuda girmesi zor ama nefesle akciğerlere yerleştiğinde o zaman tahribata yol açabiliyor bilhassa sigara içenlerde 20 kat olasılık artıyor, bakın 20 kat.

Tayfun Yönlü: Sigara başlı başına bir kanser nedeni, çok kötü bir şey zaten.

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: Tabi ki ama yani böyle bir özelliği de var. O nikotinle gidip akciğere yerleşiyor. Onun dışında dediğim gibi böyle modem olsun, şu olsun, bu olsun….

Tayfun Yönlü: Cep telefonu, modem, ekranlar…

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: Yok efendim, hayır hayır rahat olun.

Tayfun Yönlü: Öyle şeylerden çok korkmamak lazım.

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: Cep telefonunda korkulacak bir şey var. O da şu çocuklara hijyen konusu yani her yere koyuyorlar ya telefonu, kirleniyor, eline sürüyor bir de…

Tayfun Yönlü: Temizlik daha büyük bir risk yani.

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: Bir de şey çocuğu çok bağımlı yapıyor.

Tayfun Yönlü: Tabi sosyal hayattan uzaklaştırıyor, hareketliliğin azalması gibi riskler daha büyük riskler olarak karşımıza çıkıyor radyasyona nazaran.

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: Ne güzel söylediniz evet.

Tayfun Yönlü: Radyasyon hiç önemsenmeyecek düzeyde tehlike yaratıyor cep telefonu açısından.

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: Tabi ki.

Tayfun Yönlü: Hemen aklımıza geliyor, somut örnekler üzerinden gitmek istiyorum hocam. Alışveriş merkezleri, havaalanları gibi yerlerin güvenlik uygulamalarında kullanılan X-ray cihazları var, içinden geçtiğimiz cihazlar tehlikeli midir?

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: Bunların bir kısmı alışveriş merkezine konulan metal tarayıcılar radyasyon kullanmıyor, metal detektörü diyoruz ama havaalanlarında filan var fakat tam rakam aklımda değil ama ihmal edilecek düzeyde, toplumu rahatsız edecek, toplum sağılığını etkileyecek bir radyasyon söz konusu değil.

Tayfun Yönlü: Çocukları oradan geçirmeyelim diyecek kadar etkili mi?

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: Yok hayır hayır.

Tayfun Yönlü: Çocuklarda geçebilirler.

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: Geçebilirler ama yani şu oluyor mesela şimdi radyasyon teorisinde bir gariplik var diyor ki bir foton bile kanser yapabilir diyor, düşünün biz şu an binlercesinin etkisindeyiz.

Tayfun Yönlü: Tabi.

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: Şimdi aileler rahatsız oluyorlar, bilhassa cep telefonundan bende şunu söylüyorum cep telefonundan rahatsızsanız kulaklık taktırın o zaman yani psikolojik etkiyi burada düşünmek lazım.

Tayfun Yönlü: Doğru.

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: Anne baba rahatsızsa geçirmesin ama bilimsel olarak onun bir zararı yok.

Tayfun Yönlü: Hemen yine somut bir örnek yüzünden gideceğim mikrodalga fırınlar…

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: Evet bu da çok sorulan bir soru, riskli değil onun da enerjisi fevkalade düşük. Yani tutup da fırının içerisine girecek haliniz yok onun için.

Tayfun Yönlü: Ama orada pişirilen bir yemeğin…

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: Hayır radyasyonun kalıcı bir özelliği yok. Mesela hele bunu bize radyoloji teknisyenleri çok sorarlar; işte biz ışınlamayı yaptık hala havada radyasyon var mı? Hayır yok ancak radyoaktif maddeler sürekli radyasyon sağlarlar. Nükleer tıpta bir tiroit tedavisi görmüştür, bir iyot 131 halk arasında atom tedavisi denir…

Tayfun Yönlü: Atom yutturmak, atom yutmak evet.

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: O sürekli bir radyoaktif bir kaynaktır, çevreye sağlar ama zaten bu incelemeyi yaptıran hekimler hastaya neler yapıp yapmayacağını anlatırlar.

Tayfun Yönlü: Zaten biliyordur onlar, bilgilendirme son derece sağlıklı olur. Peki mikrodalga fırınlarda böyle bir etki söz konusu değil.

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: Hayır değil.

Tayfun Yönlü: Radyasyon yayması muhtemel kaynaklar kapatıldıktan sonra havada o radyasyonun kalıcı olması gibi bir şey söz konusu değil.

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: Söz konusu değil, evet çok güzel topladınız aynen öyle.

Tayfun Yönlü: Kaynak ortadan kalktıktan sonra uçup gidiyor.

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: Evet.

Tayfun Yönlü: Rahat olabiliriz yani öyle mi?

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: Tabi ki.

Tayfun Yönlü: Günlük hayatta rahat olur muyuz?

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: Olursunuz hiç şey yapmayın.

Tayfun Yönlü: Çok takmamıza gerek yok.

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: Ama atom tedavisi görenleri nüfusa oranlarsanız çok çok düşüktür. Ama benim hep üzerinde duracağım konu günlük hayatta mamografiydi, tomografiydi, anjiyografiydi, bu incelemelere giren hastaların maruz kaldıkları radyasyon, diğer uygulamalara göre ciddi ölçüde yüksek. Bu bağlamda hekimlerin alternatif teknikleri sormaları ama eğer şartsa da uygulama sağlık açısından radyasyon var diye hiçbir şekilde kaçmamaları, mutlaka o tetkiki yaptırmaları gerekiyor.

Tayfun Yönlü: Hocam içimizi çok rahatlattınız ve bugünkü bu sohbet yani 20-22 dakikadır yaklaşık konuşuyoruz sizinle, bu sohbette verdiğiniz bilgiler bizim için gerçekten çok aydınlatıcı oldu. Çok teşekkür ediyoruz konuğumuz olduğunuz için.

Prof. Dr. Sayın Mehmet Bor: Rica ediyorum ben de çok teşekkür ederim, keyifli bir söyleşi yaptık.

Tayfun Yönlü: Sağ olun, var olun. Ankara Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Fizik Mühendisliği bölümü öğretim üyesi, Nükleer Bilimler Enstitüsü kurucusu Prof. Dr. Sayın Mehmet Doğan Bor’du konuğumuz, kendisine bir kez daha gönülden teşekkür ediyoruz.

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeleri alın, şimdi abone olun.

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.