Dünyada ve Türkiye’de Ötenaziye Genel Bakış

0 1.119

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeleri alın, şimdi abone olun.

Yaşam; doğumla ölüm ya da var oluşla yok oluş arasında geçen süredir.

Tam ve sağ doğum, gerçek kişiliğin başlangıç anını; ölüm de gerçek kişiliğin sona erme anını ifade etmektedir. Hukuki ve tıbbi açıdan ölüm dolaşım ve solunum sistemlerinin yapay destek almaksızın çalışmaması ve santral sinir sistemi fonksiyonlarının durmasıdır. En temel insan haklarından biri olan yaşam hakkının varlığı kabul edilmekle beraber ölümün de bir hak olup olmadığı hususu uzun süreden beri tartışılmaktadır. Bu tartışmanın odak noktasını; ölüm yardımı, ölme hakkı ya da ölümü isteme hakkı olarak da ifade edilen ötanazinin tıbbi ve hukuki olarak kabul edilebilirliği oluşturmaktadır. “Güzel ölüm, kolay ölüm, rahat ölüm” anlamlarına gelen ötanazi, “Ölümcül bir hastalığa yakalanan ve iyileşme imkânı kalmayan bir kimsenin hayatını, kendisinin veya kanunî temsilcilerinin isteği üzerine, acı vermeyen bir metotla sona erdirmektir.“

Dünyada ötenazinin yasal olduğu başlıca ülkeler Belçika, Hollanda, Lüksemburg ve Kanada’dır.

Hollanda, dünyada ötanaziyi yasal hale getiren ilk ülke olmakla beraber bu uygulamayı Belçika ile birlikte 12 yaşından büyük çocuklar için bile uygulanabilir bir hale getirmiştir. Ayrıca ABD’nin Washington, Oregon, Montana ve Vermond eyaletlerinde de aktif ötenazi uygulandığını görebilmekteyiz.

Belçika yasalarına göre, ötanazi isteyen hastanın ‘’18 yaşından büyük olması, bu talebini bilinçli ve kendi iradesiyle yapması, bu isteğini düşünerek ve birkaç defa yansıtması’’ şart koşulmaktadır. Hastaya ötanazi yapılabilmesi için, “fiziki veya psikolojik açıdan, tıbbi olarak sürekli ve dayanılmaz acı çekiyor olması, hastalık sürecinde çaresiz bir aşamada bulunması” gerekmektedir. Hollanda Hukuku’nun Ötanazanin Hukukuliği yasasına göre de “iyileşme umudu bulunmayan kişiler, istedikleri takdirde doktor kontrolü altında yaşamlarına son verebilme hakkına sahip durumdadırlar.’’

Ötanazinin uygulandığı bir diğer ülke olan Lüksemburg’da da ötanazinin uygulanması için ‘’dayanılmaz acılar içindeki hastanın doktor tarafından iyice aydınlatılması ve hastanın kendi iradesiyle muvafakatı olması ‘’ gerekir. Hastanın bilincinin yerinde olmaması durumunda ise hastanın ailesinin ve doktorun ötanazi için muvafakati gerekmektedir.

İslam dinine mensup ülkeler de ise durum daha farklıdır. Bir tür intihar olan ötenazi büyük günahlardan biri olan intiharın farklı bir çeşidi olduğu için Müslümanlar açısından kabul edilebilirlik yanı yoktur. Hayat imtihandır. İnsan, Rabbinin dilediği bir hayatı onun dilediği zamana kadar yaşamak durumundadır. İnsanın kendi eliyle veya birisini kullanarak ölümü tercih etme hakkı yoktur. Zira bedenler insana emanettir. Bu nedenle ötenaziye hiçbir şekilde izin verilemez. Bu sebeple; “Tedavisi tıbben mümkün görülmeyen bir hastanın acı ve ıstırapları ne kadar dayanılmaz olursa olsun, hayatına son vermek üzere hekime ötanazi izni vermesinin, dinen caiz olmadığı gibi bu iznin, hekimin ona ötanazi uygulamasını da mubah kılmadığını düşünür.“ Yani katle izin verilmesinin ve bir insanın hayatına son verilmesinin caiz olmadığı, böyle bir fiilin suç ve günah olduğu hususunda görüş birliği vardır.

Ülkemizde 1998 yılında yayınlanan Hasta Hakları Yönetmeliği´nin “Ötenazi Yasağı” başlıklı 13. maddesine göre, ötenazi yasaklanmış durumdadır.

Söz konusu maddede ise şöyledir: “Tıbbi gereklerden bahisle veya her ne suretle olursa olsun, hayat hakkından vazgeçilemez. Kendisinin veya bir başkasının talebi olsa dahi, kimsenin hayatına son verilemez.” Bugün dahi ötanazi lehinde oldukça kuvvetli görüşler olmasına rağmen, hekimlerin çoğu ötanazinin uygulanmasına karşıdır. Bundan on beş sene önce Dünya Tıp Birliği bu hareketi lanetlemiştir. Onlara göre, tıp kesin olarak iyi olamaz diyemez. Böyle bir karara varsa bile hekim izdirabı dindirmek gayesiyle ölümü çabuklaştırırsa hayat ve ölüm üzerinde bir nevi hâkimiyet kurmuş olur ki bu yüzyıllardan beri devam eden hekimin hakiki rolüne, yani tedavi etmek amacına aykırıdır. Yani ötanazi karşıtı olanlar aslında şu görüşü savunuyor; ‘’Hekim insanın, anne karnına düştüğü andan ölümüne kadar, sağlığını korumakla mükelleftir. Bu görüşü desteklercesine La Fontaine, izdirap içinde de olsan yaşamak ölmekten evladır.’’ demektedir. Ayrıca İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi üçüncü maddesinde de, “Herkesin yaşama hakkı ile kişi özgürlüğü ve güvenliğine hakkı vardır” demektedir. Yani yaşamak insanların evrensel ve zorunlu bir hakkıdır.

Özgürlük sanki ışığa tutulmuş, ışığı renklere bölen bir prizmadır; herkes ona bakarak kendi açısından gördüğü rengi veya renkleri tasvir eder.

Bahir Türközer

Her ne kadar hastanın acılarını dindirme niyetiyle olsa da hastaya yardım etmek için bile aktif ötanazi yapmak, Türk Ceza Kanunu’nun 81’inci maddesinde yer alan kasten öldürme suçunu oluşturacağından ülkemizde yasaktır. Buna karşın her hastanın tedaviyi red veya durdurma hakkı olduğundan, iyileşmesi tıbben mümkün olmayan ve dayanılmaz acılar çeken, sağlıklı karar verebilecek durumda olan hastaya tedaviyi reddetme veya devam eden tedaviyi durdurma imkânı verilmektedir (Hasta Hakları Yönetmeliği m.25). Bu hakkın kullanılması sebebiyle hastanın yaşamının sona ermesi halinde pasif ötanazi söz konusu olacağından; ülkemizde pasif ötanazi uygulanması mümkündür. Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi 14’üncü maddesi ile iyileşmesi tıbben mümkün olmayan ve dayanılmaz acılar çeken bir hastanın acısını dindirmek için verilen ilâcın yan etkilerinin hastanın yaşamını kısaltması halinde ortaya çıkan dolaylı ötanazi uygulamasının yapılmasının, anılan düzenleme ile hekime getirilmiş bir yükümlülük olması dolayısıyla; ülkemizde dolaylı ötanazi uygulamasının mümkün olduğu kanaatine varılmıştır.

Ötanazide çatışma oluşturan kritik noktamız umut kavramıdır.

İnsan neyden umut eder?
Kimden veya neyden umut bekler?
Umudumuz nelere bağlıdır?

Ötanazi ile ilgili oluşan ikilemlerin kaynağının bu olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden bu konuda şöyle bir açıklama yapmak istiyor ve konuyu toparlamak istiyorum. Bedenimizin asıl sahibi kimdir? Bu soruya vereceğimiz cevap bizlerin ötanaziye olan bakış açısını da bi nebze değiştirebilmektedir. Eğer benim vücudum bana aittir diyen bir insanla karşı karşıyaysak bu kişinin iyi yaşamak kadar iyi ölümde hakkıdır denilebilmeli ve ötanazi kararını gerçekleştirebilir bir hekime/sağlık çalışanına/sağlık kurumuna yönlendirebilmeliyiz. Bu demek oluyor ki bu uygulamayı yapmayı kabul eden  kurumların ve kurum çalışanlarının da beraberinde olabilmesi gerekebilmektedir. Makul ve bilimsel nedenlerle bir hastanın ya da hasta yakınının ötanazi istemesi bir suç olmamalıdır. Ancak ötanazi çok katı prosedürlere bağlanmalıdır. Bir başka deyişle ötanazi için  umudun bitişinin kesinleştirilmesi lazımdır. Tıp tarihinde en umutsuz vakalarda bile sayısız geri dönüş vakaları olmuştur. Bilim umut yok derken aslında günümüz bilgisiyle umut yoktur. Bu ileriki yıllarda da umut olmayacak demek değildir. Bu nedenle bulunduğumuz zamana göre gerçekçi umutlar ve gerçekdışı umutlar arasında denge sağlanmalı ve gerektiğinde analitik bir seçim yapılabilinmelidir. Kişinin yaşama hakkının yanında ölme hakkı da vardır. İyi bir yaşam kadar iyi bir ölüm de kişinin hakkı olabilmelidir. Ölüm yaşamak kadar doğaldır ve her insan günü gelince ölecektir. Fakat insanlık onuruna yakışır bir şekilde ölmek de her insanın en doğal hakkıdır.

Peki eğer bedenimiz bize bir emanet diyorsak? Eğer İslam dinine inanıyorsak umut hiç bitmez. Çünkü Allah’tan umut kesilmez. Bilindiği üzere hayat, Allah’ın insana bir emanetidir. Dolayısıyla şartlar ne olursa olsun insanın, hayatına son vermesi için başkasına yetki vermeye hakkı yoktur. Yaşama ümidi kalmamış olsa da, gerçek mânada tıbben ölmemiş bir insanın sağlığına kavuşup tekrar hayata dönmesi, yani tıbbî bir mucizenin meydana gelmesi, nadir olsa da imkânsız değildir. Ötanazi eğer bir intihar meselesiyse intihar hakkı olmadığına inanan biri ötanazi hakkının da olmadığı iddia eder. Acıya katlanarak umudun peşinden mi gitmeli yoksa umudu bırakıp acıdan mı kurtulmalı? Asıl önemli olan ne kadar yaşadığımız mı yoksa nasıl yaşadığımız mı? Franz Kafka hayatının sonunda acılar içinde kıvranırken hekime şöyle yalvarmış; “Acı çektirme, öldür beni, asıl öldürmezsen katil sayılırsın.” Ölüm, henüz tatmadığımız, hayat ise daha tamamlamadığımız bir tecrübedir. Biri yaşanmamış, biri de tamamlanmamış bir tecrübe ile ‘ölüm’ ve ‘hayat’ konularında kim, nasıl karar verebilir? Bütün insanlar kendi istedikleri ortamda sevdiği insanların yanında ve acı çekmeden ölmek istemektedir. Bu da insan olmanın bir gereği ve sonucudur.

İnsanlarının ötanazi taleplerinin altında yatan en temel neden çektikleri “ızdırap” tır.

Izdırap insanlara dayanılamaz acı vermektedir. İşte, ötanazi hastanın ızdıraplarını dindiremeyen tıbbın karşısına hastada tek kurtuluş olarak ölümü bir seçenek olarak sunmaktadır. Ama bu seçenek de yine tıp alanı içinde kalmaktadır. Daha önce de değinildiği gibi, etik insan eylemlerinde ve tercihlerinde kendini göstermektedir.

Şahsi irademle bir sağlık çalışanı olarak böyle bir uygulamayı gerçekleştirmeyi kabul etmeyececek olsam da, benim gibi düşünmeyen, aynı değerlere inanmayan ve ızdırap çeken insanlar için bu uygulamanın yürürlülükte olabileceğini düşünmekteyim.

Gök, A. (2015). Aristoteles’ in etik görüşü bağlamında ötanazi (Master’s thesis, Adnan Menderes Üniversitesi, Sosyal Bilimleri Enstitüsü).

https://fetvameclisi.com/fetva-otenazinin-hukmu-nedir-70742.html Erişim Tarihi: 27.04.2020

Besiri, A. (2009). Ötanazi ve yaşam hakkı. TBB Dergisi, 86, 188-203.

Arpacıoğlu, I. T. Ötanazi: Türk Hukuku Açısından Bir Değerlendirme. Uluslararası Afro-Avrasya Araştırmaları Dergisi, 4(7), 110-122.

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeleri alın, şimdi abone olun.

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.