Damgalıyor Muyuz Yoksa Damgalanıyor Muyuz?

0 2.971

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeleri alın, şimdi abone olun.

Damgalama (Stigma) kavramını çok boyutlu olarak tanım yapmak istiyorum. Etimolojik olarak damgalama ilk kez Eski Yunanca’da delik, delmek, yara, iz anlamlarında kullanılmıştır.

Türk Dil Kurumu Sözlüğü’nde mecazi anlamıyla “Bir kimsenin adını kötüye çıkarma, yüz kızartıcı durum” olarak tanımlanmıştır.

Halk arasındaki tanımı ise “Yaftalama, sakatlık, eksiklik, anormallik, leke” …

Toplum da bir kişi veya grup için normal olanın dışında davranan, hareket eden kişileri etiketleriz. Eğer o grup veya bütünün bir parçası değilsen, o grup gibi davranmıyorsan, ön yargılar ve kalıplaşmış yargılar ile damgalanmaya hazır olmak gerekiyor. Damgalanan kişinin adının kötüye çıkması ve utanç verici bir atıf yüklenmesi sonucu, normal sayılanlar ve damgalananlar arasında sosyal sınırlar oluşur (Sümeyye Özmen, 2018). Bu sınırlar sonucunda “Ötekileştirme “de ortaya çıkıyor.

Goffman’a göre damgalama, damgalanan kişinin adının önüne getirilen etiket nedeniyle daha az değer verilebilir, daha az istenebilir hale gelmesi ve neredeyse artık insan gibi görülmemesidir. Damgalanan kişi artık insan hükmünden çıkar. Yani damgalama sonucunda artık ötekileşmiş, insandışılaştırılmış, kara lekeli bir varlık ortaya çıkar. Bu duruma maruz kalan birey onur kırıcı davranışlara, farklı tutumlara rastlar. Tek suçu belki de kalıplara sığmaması, herkes gibi olmaması, gözün alıştığının dışında olması. Farklılığı damgası oluyor. Artık mağdur olan kişi sadece o damgadan meydana gelir ve onun için başka bir şey düşünülemez. Mesela birçok toplumda damgalamanın ilk ve en çok uygulandığı grup ruhsal hastalığa sahip gruptur. Ruhsal hastalık tanılı birey, tehlikeli, her an zarar verebilecek potansiyele sahip, uyumsuz biri olarak görülmekte ve damgalanarak ötekileştirilmektedir. Bu insanların hastalık dışında, bir aile yaşantıları, meslekleri, kariyerleri, hobileri var olabilir. Sadece aldıkları tanıdan ibaret değiller. Ama bizler sadece o damgadan bahsederiz, mağdurda yara açarız bir de her seferinde o damga hakkında konuşarak bireyin bunu içselleştirip toplumdan uzak kalmasına sebep oluruz. Çünkü damgalayarak; bireyin öz saygısı ve itibarı sarsılır, utanç yaşar, suçluluk hissederek toplumdan ürkerek uzaklaşır ve sosyal izolasyon meydana gelir.

Damgalamak çok kolay bir durum, günlük hayatta da fazlasıyla yapıyoruz veya maruz kalıyoruz. Ama damgalamanın açtığı hasarlar çok büyük ve bunu yıkmak, düzeltmek çok zor. Nelere sebep oluyor. O yüzden birbirimizi olduğumuz gibi kabullenip, farklılıkları insan olmanın güzelliği olarak yorumlarsak belki de daha yaşanılır dünya ortaya çıkabilir. Başkasının hikayesi hakkında konuşmadan önce düşünmek gerekiyor, daha bizim hikayemiz bitmedi.

En çok damga yiyen insanlar belirli hastalıklara sahip olanlar. “Hastalıklar” eski zamanlardan günümüze kadar bir rezillik, işlediği suçtan dolayı ilahi bir ceza olarak görülmektedir. Günümüzde belki dile getirmiyoruz ama damgaladığımız kişileri beyinde infaz ediyoruz. Kalıplaşmış yargıları sorgulamadan zaten yapıyoruz. Çağlar değişse de” biz çok modernleştik” diye düşünsek de damgalamaya, etiketlemeye bütün duyu organlarımız ile hazırız. Tarih boyunca kanser, tüberküloz, cüzzam, sifiliz ve epilepsi damgalanan hastalıklar arasında olmasına rağmen; AIDS damgalanan hastalıkların en başında yer almıştır. Ancak damgalanan en büyük grubu ruhsal hastalıklara sahip bireyler oldukları görülmüştür. Toplum olarak ruhsal hastalığı olan kişilerin öncelikle olumlu özelliklerinin tamamını kaldırır, onun yerine lekeli bir kimlik olan “deli“ damgasını vurur.

Haddimizi bilmiyoruz.

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeleri alın, şimdi abone olun.

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.