Covid-19’a Fazla Mı Alıştık?

0 2.903

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeleri alın, şimdi abone olun.

İnkâr, öfke, pazarlık, depresyon ve kabullenme…

Bunlar bireysel açıdan ele aldığımızda yas sürecinin aşamaları. Peki, COVİD-19 döneminde bu yas sürecini toplumsal olarak yaşamış ve COVID-19’u kabullenip fazla alışmış olabilir miyiz?

  • “Hemen dezenfektan almam lazım.”
  • “Maskesiz asla dışarı çıkamam.”
  • “Ya COVID-19 olursam?”
  • “Boğazım ağrıyor, eyvah COVID-19 oldum!”
  • “Dışardan gelir gelmez hemen banyoya girmeliyim.”
  • “İnsanlara yaklaşmamalıyım”
  • “İnsanlar ne kadar duyarsız sürekli dip dibeler”
  • “Hep onlar yüzünden COVID-19 yayılıyor”

Bu cümleler tanıdık geldi mi?

Bunlar Türkiye’de sadece bir vaka görülmesiyle kulaklara fısıldanmaya başlanan cümlelerdi. Okullar kapatıldı, pandemi hastaneleri oluşturuldu, gerekmedikçe kimse sokağa çıkmadı, AVM’lere gidilmedi, sahiller boşaldı, sağlık çalışanlarının yaşadığı zorlukla gözler önüne serildi, “Her şey sizler için” dendi ve duyarlı davranışlar başladı….

Peki şu an durum ne?

Türkiye’de son açıklanan verilere göre COVID-19 yüzünden gerçekleşen toplam ölüm sayısı 10.558 , vaka sayısı ise 385 bin.

Ancak herkesin bildiği bir gerçek var. Bireysel önlemlerin artık eskisi kadar umursanmadığı…

Düğünler, toplu buluşmalar, yasaklar kalkar kalkmaz açık alanlara akın etmeler, “Bana bir şey olmaz” “COVID-19 bitti artık.” “Benim çevremde kimse olmadı bence abartılıyor” cümleleri, maskesiz sokağa çıkmalar, komplo teorileri, bilgi kirlilikleri derken COVID-19 her geçen gün yayılmaya devam etti.

Ben de “Neden bu duruma gelindi?” ve “Aslında ne olmalıydı?” sorularına cevap aradım ve topladığım bilgileri sizler için derledim.

COVID-19 aslında hepimiz için bir yas süreciydi. Tüm rutinlerimiz bozuldu, işlerimiz aksadı, yarattığı korku ve panik hepimiz için zorlu bir sürece neden oldu… Hayatımız çok farklı bir sürece doğru yöneldi diyebiliriz. İşte tam bu noktada sizlere İsviçreli psikiyatrist Elisabeth Kübler-Ross’un 1969’da yayımlanan Ölüm ve Ölmek Üzerine adlı kitabında geçen Yas Evreleri’nden bahsetmek istiyorum. Bildiğiniz üzere COVID-19 ilk ortaya çıktığında herkesi bir panik dalgası sardı. “Bence abartılıyor.” “Bence bu hastalık doğru değil” “Biz önlem alalım diye sayılar abartılıyor”. Ross’a göre bu yasın ilk aşaması olan “İnkâr” sürecimizdi.

Daha sonra cümleler biraz daha değişmeye başladı: “Hayır aslında süreç yönetilmedi” “Erken fark edilmedi” “Bu kadar ölümün sebebi tedbirsizlik” “Evinizde otursanıza!” Evet artık COVID-19 vardı ama biz de ikinci aşamadaydık: “Öfke”liydik. Çünkü hayatımız kısmen değişmişti, belki de COVID-19 sevdiğimiz insanları bizden almıştı. Artık öfkelenmeye ve bir suçlu aramaya başlamıştık.

Daha sonra cümleler tekrar değişmeye başladı. Bu sefer “Ya tedavi bulunursa…” “Aslında fazla insan iyileşmeye de başladı” “En azından olursak da hafif geçse” dedik. Bu ise aslında sürecimizin üçüncü aşamasıydı. COVID-19 ile pazarlık yapıyorduk ama gördük ki COVID-19 gitmedi, her geçen gün katlanarak arttı.

Yeni semptomlar, vücutta oluşturduğu yeni hasarlar keşfedildi. Bizler bu sefer “Bitmiyor, bitmeyecek” demeye hem mecburen hem de içimizden geldiği için biraz daha kendi içimize çekilmeye başladık. Evet artık dördüncü aşamaya gelmiştik. Depresyon…

İşler bizim için içinden çıkılmaz bir hal almaya başlamıştık artık, Umutlar biraz daha tükendi, COVID-19 gerçekti ve bitmiyordu, yeni ve daha ağır semptomlar ortaya çıkıyordu ama aslında bizler de yavaş yavaş bu süreci “Kabullenme” ye başladık. Normal şartlar altında yas sürecini yaşamak ve durumu kabullenmek bireysel olarak “kendini toparlama” aşaması olduğu için iyi bir süreç olduğunu söyleyebiliriz. Ancak pandemi sürecinde COVID-19’a alışmak hiçbirimiz için iyi bir durum değil.

Standart ve bireysel önlemlerin uygulanmamaya başlamasından itibaren COVID-19 kendine yayılmak için müthiş bir alan buldu. Kalabalıklar, kafeler, sahil alanları, düğünler, grup buluşmaları derken vaka sayısı her geçen gün artmaya başladı ve hastaneler tekrar yoğun bir şekilde COVID-19 tedavisine yoğunlaşmaya başladı. Süreci kabullenmek iyiydi ancak alışmak kimse için iyi sonuçlara yol açmadı.

Artık yakınlarımızdan da COVID-19 olduklarına dair haberler almaya başladık, vaka ve ölüm sayılarının katlanarak artışını izledik. Buna rağmen ortada bir sorun vardı. Artık COVID-19’a o kadar alışıldı ki bazı insanlar maske bile takmıyorlardı. Normal şartlarda COVID-19’dan, yarattığı etkilerden ve ölümden korkuyorduk ama artık her gün bu haberleri almaya da alışmıştık… Alışma psikolojisi bireyin sık karşılaştığı duruma karşı duyarsızlaşması anlamına gelir. Kişinin duygu ve düşünceleri artık içinde bulunduğu duruma karşı şekillenir ve birey için bu durum sıradanlaşır. Bizim de yaşadığımız tam olarak bu duruma alışmak oldu.

Ancak unutmamız gerekir ki uymadığımız her kural, almadığımız her önlem hem biz hem de çevremiz için bir risktir. COVID-19 sürecini umarım bir an önce atlatırız. Kurallara uyalım, önlemlerimizi alalım. Hem kendimizi hem de çevremizi koruyalım.

Unutmayalım ki COVID-19 bizden daha güçlü değildir.

Sağlıcakla kalın…

Bildik T, Ölüm Kayıp Yas ve Patolojik Yas, Ege Tıp Dergisi, 2013;52(4):223-229.

Aşkın R, Bozkurt Y, Zeybek Z, Covid-19 Pandemisi: Psikolojik Etkileri ve Terapötik Müdahaleler, İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi Covid-19 Sosyal Bilimler Özel Sayısı Yıl:19 Sayı:37 Bahar (Özel Ek) s.304-318.

Çelik Ü, I. Dünya Savaşı’nda Silahlı Kuvvetlerin Ruh Hali: Çanakkale Savaşları Örneği

Aslan R, Tarihten Günümüze Epidemiler, Pandemiler ve Covid-19, Ayrıntı Dergisi,  Cilt 8, Sayı 85 (2020)

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeleri alın, şimdi abone olun.

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.