Covid-19 Pandemisinden Önce Dünyayı Ölümle Sınamış 11 Ölümcül Salgın

0 1.489

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeleri alın, şimdi abone olun.

Yıllardır milyonlarca canlıyla paylaştığımız gezegenimizde; -insan ırkı hariç- mikroskobik ölçekte olan bakteriler, mikroplar ve virüsler de var. Hatta aralarında yediğimiz yiyeceklerin oluşmasını sağlayanlar ve bize faydalı olanlar da bulunuyor.

Tabi, sonumuzu getirebilecek olanları da unutmayalım…

Şu anda dahi vücudunuzun herhangi bir yerinde, ellerinizde ve/veya ağzınızın içerisinde kötü huylu bakteriler ve mikroplar mevcut. Örneğin, şimdi, ölümcül olan stafilokok bakterisini taşıyor olma ihtimaliniz tamı tamına %25. Bu bakteri şu an size zarar vermeyebilir ancak başka birinden aldığınızda hayatınızı kaybedebilirsiniz.

Günümüz tıbbının imkanları ve bağışıklık sistemimiz çoğunlukla bizleri korumakta yeterli oluyor. Fakat bahsettiğimiz mikroorganizmaların varlığı bizlerden çok daha eskiye dayanmakta. Hatta dayanıklı olup soylarını devam ettirmek konusunda da bizden daha kararlı ve istikrarlı görünüyorlar.

Elbette, insanoğlunun hayatta kalma azmini küçümsemiyorum. Tarih boyunca savaşlar, salgınlar vb. pek çok durumda büyük kayıplar vermiş olsak da insanlık bugüne kadar başına gelen en korkunç salgınları atlatmayı ve türünü devam ettirmeyi bir şekilde başardı. Şimdi sizlere en sevdiğim konulardan biriyle geldim. TIP TARİHİ.

Yazımın bu bölümünde sizlerle insanlık tarihini şekillendirmiş en ölümcül hastalıkların köküne ineceğiz.

Hadi başlayalım!

1. Antoninus (Galen) Salgını

MS 165-180 yıllarında Roma İmparatorluğu’nda yaşanmış olan ve doğu seferlerinden dönen askerler tarafından getirilmiş salgın bir hastalıktır. Tarihteyse ilk büyük veba olarak bilinmektedir. Neden mi? Antoninus Vebası, günde tam 2 bin kişinin ölümüne neden olmuştur. Zamanın araştırmacıları, yaşanan hastalığın çiçek ya da kızamık olduğundan şüphelenmiş olsa da gerçek sebebi hala netlik kazanamadı. Salgın, Roma İmparatorları Lucius Verus ve Marcus Aurelius Antoninus’un da hayatını kaybetmesine sebep olurken imparatorluk toplam nüfusunun %30’unu bu salgınla kaybetti.

2. Jüstinyen Vebası

541 yılında Konstantinopol’de tahtta İmparator Jüstinyen oturuyorken, Avrupa’da başlayan bir salgın önce Mısır’a oradan Filistin’e, Suriye’ye ve oradan da Anadolu’ya kadar yayıldı. Jüstinyen Konstantinapol’e tüm giriş çıkışları kapattıysa da salgın hastalık, askeri birliklerin şehre getirdiği malzemeler arasında yer alan fareler yoluyla burnunu dibine kadar geldi.

Farelerin tüyleri arasına gizlenen ve bir milimetreden daha küçük olan ‘Xenopsylla’ isimli uçucu bir böcek, midesinde ‘Pasteurella Pestie’ denen ölümcül veba bakterisi taşıyordu. Bu böcekler uçarak çevrelerinde bulunan diğer farelerin tüyleri arasına yerleşip hızla üredi. İnsan vücudunun herhangi bir noktasına konup ısırarak veba mikrobunu aktaran böcekler hastalığı bulaştırdıkları kişilerin birkaç gün içerisinde ölmesine sebep oldu.

Bir hafta içinde tüm şehre yayılan veba, sarayın çevresinin karantinaya alınmasına sebep oldu. Ölümler başlangıçta günde birkaç yüzken, kısa süre sonra binlere ulaştı. Öyle çok ölü vardı ki, mezar yerleri dolmaya başladı ve zamanla ölüler denize atılmaya başlandı.

Hastalık normal seyrini sürdürmeye devam ederken zamanla kendiliğinden yok olup gitti. Ancak o zamana kadar dönemin en kalabalık şehirlerinden olan Konstantinopol nüfusunun %40’ını kaybetmişti bile. Salgın, iş gücünü ve asker sayısını kaybeden Bizans’ın zayıflamasına ve saldırılara açık hale gelmesine neden oldu. Bu durum Avrupa tarihini kökten değiştiren gelişmelerin yaşanmasının başlangıcı niteliğindeydi.

3. Kara Veba

1346 – 1353 yılları arasında meydana gelen Kara Veba salgınının, 75 ila 200 milyon arasında insanı öldürdüğü düşünülmekte. Tam sayıyı bilmek mümkün olmasa da özellikle Avrupa nüfusunun bu yıllarda %30 ila %60 oranında azaldığı belirtiliyor.

Yaşanan kayıplar sonrası toplumda tanrının ve kilisenin sorgulanmasına sebep olan Kara Veba salgınının, dinde reformun ve hayatın pek çok alanında rönesansın başlamasının başlıca nedenlerinden biri olduğu bilinmekte.

4. Amerikan Yerlilerinin Suçiçeği ile Karşılaşması

15. yüzyılda Avrupalıların yeni dünyayı keşfettiği zamanlarda, Amerika kıtasındaki yerlilerle temas eden Avrupalı kaşifler beraberlerinde getirdikleri virüs ve bakterileri buradaki yerli halka bulaştırdı. Suçiçeği hali hazırda Avrupa’nın 1/3’ünü öldürmüştü ancak bağışıklık sistemleri Avrupalılar gibi gelişmemiş olan ve ilaçları da yetersiz kalan Amerikan yerlilerinin, bu salgın karşısında hiçbir şansı yoktu.

Milyonlarca insan öldü ve böylece Amerika kıtasının Avrupalılarca kolonileştirilmesi son derece kolaylaştı. Çünkü yerli nüfusun %90’ı yok olmuştu. 19. yüzyılın başına kadar toplamda her iki Amerikan yerlisinden biri Avrupa’dan gelen hastalıklar nedeniyle yaşamını yitirdi.

5. Cocoliztli Salgınları

5. yüzyılda Yeni İspanya’da (bugünkü adıyla Meksika) birkaç farklı hastalığın aynı dönemde oluşmasıyla yaşanmış salgın felaketi ‘Cocoliztli Salgınları’ olarak anılmış. Bugün yapılan incelemeler sonucunda balıklarda bulunan Salmonella bakterisi kaynaklı olduğu düşünülen salgınların 1520 – 1576 yılları arasında toplamda 15 milyona yakın insanı öldürdüğü, Maya uygarlığı için sonun başlangıcı olduğu ve yıllar içerisindeyse günümüz Venezuela’sından Kanada’ya kadar yayıldığı düşünülmekte.

6. Yedi Farklı Kolera Salgını

Uygarlık tarihimizde tam yedi büyük kolera salgını yaşandı. Bunlardan en ölümcül olanı, üçüncüsü olan ve 1852 – 1860 tarihleri arasında meydana gelen salgındı. Koleranın başlıca sebebi içme sularının kirlenmesi olarak biliniyor. Ancak sebebin bu olduğu üçüncü salgına kadar anlaşılamamıştı.

Uzun dönemler boyunca insan dışkıları ve atıkları aynı zamanda içme ve pişirme için kullanılan su kaynaklarına dökülmüş. Bu bilgisizlik yüzünden, Hindistan o dönemlerde büyük bir felaket haline gelmiş.

Yedi Farklı Kolera Salgını

Bugün bile dünyanın en kirli nehirlerinden biri olan Ganj Nehri, ki inanışlarına göre bu nehrin içine hala ölülerini yakıp atıyorlar, 2011’de yapılan bir çalışmaya göre; 100 mililitresinde 1,1 milyar dışkı bakterisi barındırıyor. Şu an yıkanabileceğiniz en kötü suyu düşünün. İşte bunun tam 500 bin katı. Hindular bu nehirde yıkanmanın kutsal olduğuna inanıyor ve günlük işlerinde de nehir suyundan faydalanıyorlar. Bu sebeple kolera bu bölgede sıklıkla karşılaşılan bir hastalık türü.

19.yy’da yaşanan büyük salgınla kolera tüm Hindistan’a oradan Afganistan’a ve oradan da Rusya’ya yayıldı. Resmi kayıtlara göre sadece Rusya’da bile 1 milyon insanın ölümüne neden olan salgın, buradan da Avrupa’ya ve Afrika’ya son olarak da Amerika’ya ulaştı.

Kolera bulaşan her 5 kişiden 1’inde tehlikeli derecede ishal görülmekte. Hızla tedavi edilmezse bulaş olan kişilerden yarısı hayatını kaybediyor. Yedi kolera salgınında toplamda ölen insan sayısı tam olarak bilinmemekle beraber bunu milyonlarla ifade etmek mümkün.

Üçüncü salgınla doktorlar koleranın nedenini bulmuş oldu. O zamandan sonraysa içme suyunun arıtılması ve kaynatılması gerektiği bilgisi tüm dünyada yaygınlaştı.

7. Üçüncü Veba Salgını

1855 – 1859 yılları arasında Çin’de başlayarak dünyaya yayıldı. Sadece Çin’de ve Hindistan’da dahi 12 milyon insanın ölümüne neden olan oldu. Tarihte bu salgına, Jüstinyen Vebası ve Avrupa’nın Kara Vebası’nın ardından ‘Üçüncü Veba’ denildi.

Etkileri bir asır kadar sürdü. Salgın Amerika kıtasına uzak doğudan gelen farelerle taşınmıştı. Ancak o dönem insanları daha şanslıydılar çünkü o dönem tıbbi bu hastalığın incelenmesini ve tedavi edici ilaçların oluşturulmasını sağlayabilecek güçteydi. Üretilen antibiyotikler sayesinde diğer veba salgınlarından daha az hasarlı bir veba tarihte yerini aldı.

8. Birinci Dünya Savaşı Sırasındaki Tifüs Salgını

Tifüs bakterisini taşıyan bitler, 1914 – 1918 yılları arasında savaşın beraberinde getirdiği bir olgu olarak Avrupa ve Asya’da 25 milyon kişi hastalanmasının sebebi oldu. Özellikle Sovyetler Birliği ülkelerinde 3 milyona yakın insan yaşamını yitirdi. Batılı ülkeler salgına neyin neden olduğunu daha hızlı anladı ve bitlerden kurtulmak adına önlemler almaya daha hızlı başladı. Doğu ülkeleriyse önlemler konusunda biraz geç kaldı ve bu nedenle dünyanın bu kısmında daha fazla sayıda kayıp verildi.

9. 1918 İspanyol Gribi Salgını

Birinci Dünya Savaşı’nı takip eden yıllarda 500 milyon insana bulaşan H1N1 influenza virüsü neden olduğu yüksek ateşle dünya genelinde 50 ila 100 milyon arasında sağlıklı insanın ölümüne sebep oldu. Bu sayı birinci ve ikinci dünya savaşlarında ölen insan sayısının toplamından kat kat daha fazlası.

1918 İspanyol Gribi Salgını 1 1918 İspanyol Gribi Salgını 1

Bu virüsü diğerlerinden ayıran şey, saldırdığı bünyenin bağışıklık sistemi ne kadar güçlüyse ateşin de o kadar yüksek meydana gelmesi. İspanyol Gribi tarihteki en büyük felaketlerden biri olarak kayıtlarda yerini aldı.

10. 1957 Asya Gribi Salgını

Çin’de başlayan Influenza-A virüsünün ördeklerde mutasyona uğrayarak insana geçen bir hastalık olduğu düşünülüyor. Asya Gribi olarak adlandırılan bu hastalık, 4 milyona yakın insanın ölümüne sebep oldu. Aynı adla bulunan bir aşıyla salgının önüne geçildi. Bir yıl içerisinde 40 milyon kişi aşılandı. Böylelikle Asya Gribi, kitlesel aşılanmanın önemini ve etkisini gösteren en önemli örneklerden biri oldu.

11. HIV (AIDS) Virüsü

11. yüzyılın ortalarında maymunlardan insana geçtiği anlaşılan HIV virüsünün saptanabilen ilk örneği 1959’da Kongo’da görülmüştür. Ne var ki, teşhisi ve adı ancak 1980’lerde konulabilmiş. Son 30 yılda 36 milyon insanın hayatına mal olan bu virüsü kesin tedavi edebilecek bir çözüm hala bulunamadı. Sadece önlem almak ve hastalığa yakalandıktan sonra ömür boyu ilaç tedavisi kullanmanın gerekli olduğunu biliyoruz. Ancak tıbbın gelişmiş imkanları sayesinde HIV (+) bireyler eskisinden daha güvende ve özgür olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz!

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeleri alın, şimdi abone olun.

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.