Covid-19 Pandemisi Hayatımızda Neler Değiştirdi?

0

İlk olarak 2019 ayının Aralık ayında Çin’in Wuhan eyaletinde ateş, öksürük ve solunum darlığı gibi solunum yolu hastalığı belirtileriyle ortaya çıkan ve yeni bir tür olarak dünyaya duyurulan Covid-19, tüm dünyaya yayılışının akabinde Mart ayında da Dünya Sağlık Örgütü tarafından pandemi (küresel salgın) olarak adlandırılmıştır.

Türkiye’deki ilk vaka, geçen sene geçtiğimiz günlerde, yani 11 Mart 2020’de görülmüş olup, bugün itibari ile dünyada toplam vaka sayısı 130, Türkiye’de ise 3,36 milyona ulaşmıştır.

Gün geçtikçe yayılma hızı ve aşılanma hakkında hepimizi belirsizliğe düşüren Covid-19, bizleri alışkın olduğumuz hayatlarımızdan uzaklaştırıp ekonomiden sosyal hayata, kültürel alanlardan eğitime uzanan bir değişim sürecine itti.

Kısa bir sürede mecburen de olsa sevdiğimiz şeylerden, hatta işlerimizden uzaklaşmakla beraber, daha önce hiç karşılaşmadığımız yasak ve kısıtlamalarla da mücadele etmek zorunda kaldık. Eğitim, toplantı, seminer gibi ‘’toplu’’ halde yaptığımız faaliyetler, alışverişler, görüşmeler, bazı meslekler bile bilgisayar üzerinden yürütülür hale geldi. İş modelleri dijitalleşirken, Web Geliştiricisi, Veri Tabanı Yöneticisi, Bilgi Teknolojileri Yöneticisi gibi adını çok sık duymadığımız mesleklerin yanında Fizyoterapistlik, Diyetisyenlik ve Virologluk önem kazandı. 

Mesleklerin geleceğinin bile değişimine yol açan, birçok sıkıntıyla da olsa hayatımızda yeni pencereler aralayan bu belirsizliklerle dolu süreçte öğreneceğimiz en önemli şeylerden biri de şudur: Değişim zorlayıcı ancak kaçınılmazdır.

Charles Darwin’in de dediği gibi, ‘Hayatta kalacak en güçlü ya da en zeki olan değil, değişimi en güzel şekilde yönetebilendir.’

Bu küresel salgının fizyolojik ve sosyal boyutları bir yana, üzerimizde çok daha fazla yükünü hissettiğimiz ve diğer boyutları da etkileyen yönünü ele alalım.

Salgının psikolojik boyutu…

Çoğumuz, özellikle de yeni jenerasyon dünyada daha önce böylesine köklü bir değişim görmemişti. Bu değişime adapte olmaktan daha zor olan şey ise ölüm korkusuyla baş ederken hayata devam etmeye çalışmaktı.

Yakınlarını Covid-19 sebebiyle kaybedenlerimiz de oldu, kaybetmese dahi Covid-19’un kalıcı hasar bıraktıkları da. İşini kaybedip maddi sıkıntılarla mücadele etmek zorunda kalanlarımız da oldu, internet ve bilgisayara erişim sağlayamadığı için eğitimine devam edemeyeni de.

Hastalıklar zengin fakir ayırt etmez denilse de maalesef bu virüs insan yaşamından ziyade kapitalist sistemin önceliğini bizlere gösterdi. Gerçek şu ki, uygun tıbbi bakım ile Covid-19 için ölüm oranı yüzde 1’den azdır. Ancak, dikkatsiz ve tedbirsiz ülkelerde ölüm oranı yüzde 5’in çok üzerindedir (örneğin İtalya için şu an %12,7). Bu nedenle, sağlık sistemi İtalya ve İran’da olduğu gibi tıkandığında, ölüm oranı yüzde 5 ve üzerinde olacak. New York Times’a göre bu rakamlar Covid-19’u “toplumlarının alt basamaklarındakiler için yaklaşık iki kat daha ölümcül hale getiriyor.”

Bazı ülkeler pandemiden en hafif hasarla kurtulabilmek için servet harcarken, yoksul uluslarda durum tahmin edilenden çok daha şiddetli seyrediyor. Tüm bunlara, düşük gelirli insanların genellikle birbirine daha yakın yaşadığı ve varlıklı insanlardan daha fazla çalışmak ve sosyalleşmek zorunda kaldıkları gerçeğini de eklersek eğer, uzun vadede virüse yakalanma olasılıklarının daha yüksek olduğunu görebiliriz. Kar ve çıkarların sürdürülmesi adına bazı işletmelerin açılması, çalışanların ve toplumun hayatının devletlerin ekonomik durumundan daha az önemli olduğunu gösteriyor.

Karantina; bireylerin duygu durumlarını, duygu durumları da beslenme durumunu etkiler.

Evde geçirilen sürenin artması, sürekli izlenen pandemi haberleri, artan endişeler, duygu durumuna bağlı yiyecek tüketme (özellikle karbonhidratlı gıdaları) arzusunun artması ve fiziksel aktivitenin azalması, vücut ağırlığında istenmeyen artışlara neden olabilmektedir. Gerek ağırlık kontrolünü sağlamak gerekse bağışıklığı güçlü tutmak adına beslenmede doğru davranışlarda bulunmak gerekmektedir. Rafine hazır gıdalardan uzak durmak, Akdeniz diyetinin temelini oluşturan meyve, sebze ve tam tahıllı ürünlerden zengin, doymuş yağ içeriği düşük beslenme modeline uymak önemlidir. Ayrıca bağışıklık sistemi üzerinde olumlu etkileri olduğu bilinen antioksidan vitaminler, D vitamini, omega 3, çinko, prebiyotik ve probiyotiklerin tüketimine günlük beslenmede özen gösterilmelidir.

Yol gösterici olarak 2015 yılında Türkiye Beslenme Rehberi’nde yer alan ‘Sağlıklı Yeme Tabağı’ da kullanılabilir. Bu tabağın yarısını sebzeler ve tahıllar; diğer yarısını, meyveler, süt ürünleri ve et tavuk balık gibi besinler oluşturmaktadır.

Koronavirüs pandemisi döneminde beslenme konusunda detaylı bilgiyi buradaki yazımızdan alabilirsiniz.

https://www.drozdogan.com/covid-19-salgini-zengin-fakir-ayirt-ediyor-mu/ Erişim Tarihi: 02.04.2021

https://odsdanismanlik.com/tr/makaleler/mesleklerin-gelecegi-gelecegin-meslekleri-post-pandemi/ Erişim Tarihi: 02.04.2021

http://www.tdd.org.tr/index.php/duyurular/69-covid-19-beslenme-onerileri Erişim Tarihi: 02.04.2021

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.