COVID-19 Aşısı Olanlar Neden Hastalanıyor?

0 2.563

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeleri alın, şimdi abone olun.

Merhaba,

Pfizer-Biontech aşısının Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi’nden (FDA) tam onay almasıyla aşı kararsızlarının tedirginlik duyduğu konulardan biri daha ortadan kaldırılmış oldu. Artık bu aşı eczanelerde satılan ilaçlar gibi etkinliği gösterilmiş, tıbbi veya etik bir sorunu olmadığı, kısaca yararlı olduğu ispatlanmış bir ürün.

Buna karşılık özellikle aşı karşıtı grupların savunduğu, enfeksiyonun aşı olanlarda giderek daha fazla görüldüğü argümanı giderek yayılıyor. Bu argümanın geçersizliğini detaylı istatistiklerine ulaşabildiğimiz, yüksek aşılama oranlarına karşın son günlerde vaka oranları giderek artmış İsrail örneğini inceleyerek yanıtlayalım.

İsrail’de halkın %61’i bir mRNA aşısı ile tam doz aşılanmasına karşın, bundan bir ay önceden itibaren günlük vaka sayıları hızla artmaya başladı ve dün 10 bin kişiyi aşarak, salgının başından beri ulaşılan en yüksek düzeylere erişti. Üstelik testi pozitif bireyler arasında tam doz aşılanmış kişiler de bulunuyordu. Veriye kaba olarak baktığınızda, şayet aşı karşıtlığı eğiliminiz de varsa, aşıların işe yaramadığı gibi bir duyguya kapılmanız mümkündür.

İsrail bir ay öncesinde her ne kadar halkın %61’ini tam doz aşıladıysa da bu oran 70 yaşın üzerinde %90’ı, 40 yaş üzerinde %80’i aşarken, daha genç yaşlarda çok daha düşük düzeylerde kalıyordu. Yani İsrail’de genç yaş gruplarında aşılanmamış, hareketli ve enfeksiyona açık bir kitle vardı.

Hiçbir aşı enfeksiyon bulaşmasına karşı %100 etkili değildir, ancak Covid-19 aşıları ağır hastalık tablosu ve ölüme karşı %90-95’lere varan oranlarda etkilidir. İsrail’de bugün itibariyle 5,550,300 kişi tam aşılı, 3,259,700 kişi aşısız veya eksik aşılıdır. Pfizer-Biontech için hastalığın (Delta Varyantı etkisinde) bulaşmasına karşı %80’lik bir koruyucu etki olduğunu varsayarsak, tam aşılananların içinden 1,110,000 kişi de aşının koruması altında değildir. Böylece ülkede 4,440,240 kişi hastalığa karşı bağışık iken 4,369,700 kişi de enfeksiyona açık durumdadır. Yani ülkenin yarısı bağışık, diğer yarısı ise hastalığa açıktır.  Bu durumda yayılıma karşı önlemlerini kaldırmış olan İsrail’de yüksek aşı oranlarına karşın yeni bir patlamanın görülmesi, bu patlamanın da ağırlıklı olarak aşısız ve eksik aşılıların salgını olması gayet doğaldır.

İsrail’de son bir ayda ortaya çıkan vakaların %28,0’i tamamen aşısız olan 0-12 yaş grubunda oluşmuştur. Tam aşı oranları görece düşük 40 yaş altında oluşan vakalar tüm vakaların %70’ine yakındır. Birinci şekilde tüm yaş gruplarında vakaların çoğunu aşısız ya da eksik aşılı bireylerin oluşturduğu görülmektedir (Mavi sütunlar ve açık yeşil sütunlar). Öte yandan ikinci şekilde de şiddetli hastalığı olanların hemen tamamı aşısız veya eksik aşılı kişilerden oluşmaktadır.

Bir toplulukta aşı oranları arttıkça, yani insanların büyük çoğunluğu aşılı hale geldikçe, aşının koruyuculuk oranına bağlı olarak, hastalanan aşılı kişilerin oranı artar. Çünkü nüfusun ezici çoğunluğu bu kişilerden oluşur. Toplumun tümünü tam aşılı hale getirirseniz, o toplumda görülen tüm hastalar, ciddi hastalar ve hatta ölümler zorunlu olarak tam aşılı kişiler içinden çıkacaktır. Ancak bunların sayısı giderek azalacak ve salgının sonlanması sağlanacaktır. Örneğin 8,8 milyon nüfuslu İsrail tüm halkını tam aşılı hale getirse, aşının koruyuculuk oranı da %90 olsa (artık 3. doz uyguluyor) , 880 bin kişi hala hastalığa açık durumda olacaktır. Haliyle bu kişiler arasından hastalananlar da mecburen tam aşılı kategorisinde yer alacaktır. Ancak böyle bir ortamda yayılım bir süre sonra sona erecek, ağır hastalık ve ölüm sayıları da yok denecek kadar azalacaktır.

Sağlıkla kalın.

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeleri alın, şimdi abone olun.

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.