Çocukluk Çağı Travmaları Yetişkinlik Dönemini Nasıl Etkiler?

2 1.723

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeleri alın, şimdi abone olun.

Merhaba sevgili okurlar,

Bugün sizlere günümüzde maalesef sıklıkla tanık olduğumuz, duyduğumuz ve etkilerinin yetişkinlik dönemleri de etkilediği çocukluk çağı travmalarından bahsetmeye çalışacağım. Şimdiden tüm okurlara keyifli okumalar dilerim.

Çocukluk dönemi kişilik oluşumu süreçlerinde önemli bir yer tutmaktadır. Bu evrede yaşanan ve üstesinden gelinemeyen sorunlar ergenliğe ve yetişkinliğe taşınarak bireyin hayatında var olmaya, bireye sıkıntılar yaratmaya devam etmektedir. Çocukluk çağı travmaları tekrarlayıcı olması, bireyin yakınları tarafından uygulanması ve etkilerini uzun sürede göstermesi sebebiyle teşhis edilmesi ve tanılanması güç olan travmalardandır.

Tanılanması sürecinden sonra tedavi ve bakım kısmı yalnızca çocukluk dönemi için değil kişiliği oluşumunu belirleyen diğer dönemler içinde önemli bir yer tutmaktadır. Nihayetinde kar topu gibi olan sorunlar evrelerin ilerlemesiyle çığ haline gelebilmekte, çözülmesi daha zor sorunlar halini alabilmektedir.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Çocukluk çağı travmalarını “Bir yetişkin tarafından bilerek ya da bilmeyerek yapılan ve çocuğun sağlığını, fiziksel ve psikososyal gelişimini olumsuz yönde etkileyen davranışlar” olarak tanımlamaktadır. Bu durumda travmayı uygulayan bireyin niyeti, düşüncesi önemli tutulmaksızın etkilenen çocuğun ruhsal, psikolojik ve fiziksel etkisi üzerinde durulmaktadır.

Yaşanan örnek olaylar üzerinde yapılan araştırmalara göre yetişkinlik döneminde psikiyatrik sorunları olan bireylerin çocukluk çağı travmaları yaşadığı belirtilmektedir. Buradan da anlaşılacağı üzere yaşanan olumsuz durumların önlenmesi ve etkilerinin azaltılarak bir sonraki gelişim evresine gelişmesi bireyin fiziksel, psikolojik sağlığı üzerinde olumlu etkiler oluşturmaktadır.

DSÖ, yaptığı uluslararası çalışmalar sonucunda kadınların yaklaşık %20’sinin, erkeklerin de %5-10’unun çocukken cinsel istismara uğradığını, tüm çocukların %25-50’sinin ise fiziksel olarak istismar edildiğini saptamıştır. 33 Psikiyatrik popülasyonda yapılan yakın zamanlı bir çalışmada depresyon hastalarının %55,5’i, bipolar bozukluğu olanların %61,8’i, şizofreni hastalarının %47,2’si ve sağlıklı bireylerin %20,5’i en az bir travma tipi bildirmiştir.(2010)

Ülkemizde çocuk istismarı ve ihmali ile ilgili araştırmalar son 20 yılda yapılmaya başlanmıştır. Yapılan birçok çalışmanın gözden geçirildiği bir çalışmada incelenen toplumdaki fiziksel istismar oranının %15 ile %75 arasında olduğu, cinsel istismar oranının ise yaklaşık %20 oranında olduğu belirtilmiştir.( Aksel Ş,2005; Xie P ve ark. 2018)

Çocukluk çağı travmaları olarak istismar ve ihmal terimleri kullanılmaktadır. İstismar kendi arasında fiziksel, cinsel ve duygusal olarak ayrılırken; ihmal ise fiziksel ve duygusal olarak ayrılmaktadır.

Fiziksel İstismar

Çocuğun kaza olmaksızın, bile isteye fiziksel olarak güç kullanılarak çocuk sağlığı ve gelişimi bozacak şekilde zarar verilmesidir. Ebeveynlerin veya çocuğun yakınlarının itaati sağlama, cezalandırma ya da siniri boşaltma sebepleriyle çocuğun zarara uğratılmasıdır. Ağzına acı biber sürmek, tek ayak üzerinde saatlerce bekletmek, sarsmak, vurmak, itmek,  alet kullanarak fiziksel şiddet uygulamak fiziksel istismar başlığı altına girmektedir.

İstismara uğrayan bireylerde topluma katılmada, söz sahibi olma durumlarında eksiklikler görülürken, akademik alanda başarısızlıklar ve şiddete eğilimlerinin de istismara uğramamış çocuklara göre daha yüksek oranda olduğu gözlenmiştir.  Bu bireylerde kendine zarar verme ve intihar etme düşünceleri de sıklıkla gözlenmektedir. Fiziksel istismara uğrayan kişilerde ileriki dönemlerde bipolar, şizofreni gibi psikiyatrik bozukluk görülme oranı da artmaktadır.

Cinsel İstismar

Ergenlik ve erişkinlik seviyesine gelmemiş, henüz küçük yaşta olan çocukların, erişkinler tarafından cinsel arzu ve isteklerini gidermek yoluyla kandırması, tehdit etmesi ve zarara uğratması olarak tanımlanmaktadır. Cinsel gelişim evresini tamamlamış çocukların yaşamlarının başında olumsuz ve istenmeyen şekilde cinsel tecrübe yaşamaları ileriki yaşamlarında, karakter oluşumunda belirgin olumsuzluklar olarak ortaya çıkmaktadır.

Çocuklukta cinsel istismara maruz kalma sıklığı %10-40 olarak bildirilmektedir. Cinsel istismar kurbanlarının %53’ü 14 yaşın altındadır. Cinsel istismar kızlarda erkeklere oranla 4 kat daha fazla görülmektedir. Pereda 2009 yılında cinsel istismar üzerine 21 ülkede yapılan 39 çalışmayı değerlendirmiş; kızlarda cinsel istismar oranı %10-20, erkeklerde ise %10 olarak bulmuştur.

Cinsel istismara maruz kalan kişilerin erişkinlik döneminde antisosyal kişilik yapısında bulunma olasılığının yüksek olduğu görülürken, alkol ve madde kullanım bağımlılığında artış gözlenmektedir. Bağımlılıkların ve içine kapanmayla birlikte bireylerde depresyon ve bunalım durumları sıklıkla ortaya çıkmaktadır.

Duygusal İstismar

Çocukların gereksinim duydukları ilginin, sevginin, ihtimamın ve bakımın, bakım verenleri tarafından yeri getirilmemesi ve ayrıca bu ihtiyaçlarından bireyin mahrum bırakılması durumudur. Genellikle çocuğun bakımından birincil derecede sorumlu olan kişiler tarafından çocuklara uygulanmaktadır. Çocuğa bağırma, küfretme, yalnız bırakma, tehdit etme, korkutma, küçük düşürme, önemsememe gibi davranışlar sergilenmektedir. Bu istismar türü diğerlerine göre tanılanması daha güçtür. Çünkü; genellikle ebeveynler ve bakım verenlerin uygulaması, yardım çağrısında bulunan çocuğun davranışları, duygu ve düşünceleri dikkatle izlenerek tanılanması gerekmektedir.

Beş farklı ülkede yapılan bir çalışmada çocuğa bağırmak %75-80 oranında bulunup, en sık görülen duygusal istismar olarak saptanmıştır. Yalnızca duygusal istismara ya da duygusal ihmale maruz kalınabildiği gibi, duygusal istismar ya da duygusal ihmalle birlikte fiziksel ve cinsel istismara da uğrama yaygın olarak rastlanabilen bir durumdur.

Duygusal istismara uğrayan bireylerin yetişkinlik dönemine geçtiğinde bağımlı kişilik özelliklerini baskın şekilde gösterdiği, topluma katılmada zorluklar yaşadığı ve topluma karşı uyumsuz, saldırgan davranışlar sergilediği gözlenmektedir. Bu süreç yetişkinliği etkilediği kadar çocukluk çağında da anne çocuk bağlanmasının da sağlıklı şekilde gerçekleşmesini önemli derecede etkilemektedir.

Fiziksel İhmal

18 yaşından küçük çocukların yetersiz beslenme, gerekli sağlık hizmetinin alınmasının geciktirilmesi, eğitim-öğretim faaliyetlerinin sekteye uğratılması, ekonomik olarak yetersizlikler yaşatılması olarak bireylerin çocuklara uyguladığı olumsuzluklar olarak fiziksel istismar görülmektedir. Çocukların gelişim dönemlerinde sürecin olağandışı şeklinde ilerlemesi sebebiyle bilişsel, duygusal, sosyal ve gelişimsel olarak ilerlemesi zarar görerek çocuğun zorluklar yaşamasına neden olmaktadır. Yaşıtlarına göre öğrenme ve gelişme süreçleri eksik kalarak ileriki evrelere geçmektedir.

Düşük anne eğitimi, sosyal destek yokluğu, izolasyon, olumsuz ilişkiler, ev içi şiddet, ebeveynlerde alkol-madde kullanımı ya da depresyon gibi ruhsal hastalıklar da ihmalle birliktelik göstermektedir.

Bilişsel ve akademik olarak gerilik yaşaması yetişkinlik döneminde kısıtlı ve olumsuz arkadaş, aile ilişkilerinin yaşanmasına sebep olurken, içine kapanma, çekingenlik fiziksel ve zihinsel olarak olumsuzlukların yaşanması sıklıkla gözlenmektedir. Bu şekilde ihmal edilen çocuklarda daha fazla içe atım sorunları yaşanırken, sosyal içe çekilmeyle birlikte birey giderek yalnızlaşmaya doğru gitmektedir. Sağlıklı ilişkilerin kurulması ve sosyal yaşantısının devamı bu nedenlerle birlikte giderek bireyi olumsuz yönde etkilemektedir.

Duygusal İhmal

Çocukların duygusal ve psikolojik olarak ihtiyaç ve gereksinimlerine karşılık verilememesi, yetersiz ilgi ve sevgiyle birlikte şefkatin gösterilmemesi, çocuğun sosyal gelişimi için yeterli desteğin sağlanmaması çocuklara uygulanan ihmal olarak açıklanmaktadır. Duygusal istismarda olduğu gibi tanılanma süreci diğer ihmal ve istismar durumlarına göre daha zordur. Çünkü bireyin psikolojik ve bilişsel süreçleri etkilenirken, ihmalin ortaya çıkarılması konusunda çocuğun destek isterken tutum ve davranışları izlenerek tanılanması gerekmektedir.

Çocukluk döneminde duygusal ihmale maruz kalan bireylerin yetişkinlik dönemine geçiş serüveninde belirgin gelişimsel sorunlar yaşarken, topluma katılma, yakın ilişkiler kurmada zorluk yaşama ve kendi kararlarını verirken ikilemler arasında kalma gibi sıkıntılar yaşanmaktadır. Bu durumlarda bireyin gelişiminde sağlıklı süreçlerin yaşanmasına önemli derecede ket vurarak bireyin yaşamını zorlaştırmaktadır.

Yukarıda bahsetmeye çalıştığım başlıkların toplamında hep birlikte görmekteyiz ki yaşantımız boyunca yaşadığımız, başımıza gelen durumlar, tutumlar, davranışlar, aldığımız kararlar, duygu ve düşüncelerimiz, duygulanımlarımız sandığımızdan da çok fazla şekilde bizlerin gelişim ve değişim sürecini etkilemektedir. Çocuk yetiştirmek çok saygıdeğer hocamın söylediği gibi tam bir sanattır, bu sanatı yerine getirmekte ebeveynlerin omuzlarına düşen zorlu ve sancılı bir yol olarak ortaya çıkmaktadır. Bu zorlu yolda olanlara, yolun içerisindeki çocuklara sağlıklı, dengeli ve güzel geçirmeleri dileğimle. Tüm okurlara saygılarımı sunuyorum.

Çelik ve Ark. Çocukluk Çağı Travmaları: Bir Gözden Geçirme, Sakarya Tıp Dergisi 2018;8(4):695-711.

Dereboy ve Ark. Çocukluk Çağı Travmalarının, Kimlik Gelişimi, Duygu Düzenleme Güçlüğü ve Psikopatoloji ile İlişkisi, Türk Psikiyatri Dergisi 2018;29(4):269-78.

Güneri Yöyen, E. (2017). Çocukluk çağı travması ve benlik saygısı. International Journal of Social Sciences and Education Research, 3(1), 267-282.

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeleri alın, şimdi abone olun.

2 Yorum Yapıldı
  1. Halil diyor

    Çok bilgilendirici bir yazı olmuş kaleminize sağlık😊

  2. Meryem aktaş diyor

    👏👏👏

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.