Bir Kayıp Ardından Yas Süreci Aşama Aşama Nasıl Yaşanır?

0 6.281

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeleri alın, şimdi abone olun.

Herkes aynı anda aynı insanı kaybedebilir, tek sebeple:  ÖLÜM.

Ölüm kayıpların en somut ve en acı olanıdır. Ölüme karşı verdiğimiz tepkilerimizde farkında olmaksızın, geçmişimizdeki yarım kalmış, dayatılmış ya da aceleye gelmiş ayrılıklarımızın bilinçaltımızdaki kalıntılarını da bir arada yaşarız. Yas tutma, sadece ölüme karşı verilen bir yanıt değildir. Yas tutma herhangi bir yitim ya da değişikliğe verdiğimiz psikolojik yanıt ve iç dünyamız ile gerçeklik arasında uyum sağlayabilmemiz için yaptığımız uzlaşmalardır.

Gidenin Ardından - VAMIK VOLKAN

Yas, bir kayıp sonrasında verilebilecek en doğal tepkidir. Bu süreç içimizde kopan bir parçamızın ardından kendimizi iyileştirebilme sürecimizdir. Yas tutmak, kaybedilen kişiyi unutmak demek değildir. Yalnızca kaybı ve bununla ilgili duyguları kabullenmek, başa çıkabilmeyi ve bu duygularla yaşamı sürdürmeyi öğrenmek demektir.

Aşağıda belirtmiş olduğum yas süreci ve belirtileri elbette herkes için aynı olmayabilir. Düzgün bir bitiş olmadığı takdirde, her olgu kendini tekrarlama, duraklama veya geri gitme eğilimindedir. Belirlenen sıra ve sürede ilerleyebileceği gibi, bazıları beklenenden daha da uzun bir süreç oluşturabilir. Bu inceleme yalnızca yaşanan durumu daha iyi kavrayabilmek açısından oluşturulmuş somut bir materyaldir. Yas sürecindeki bir kişiyle birlikteyken unutmamanız gerek en önemli nokta ise şudur:

Her yas bireyler için farklı bir deneyimdir ve bu süreç mutlak olarak bireyseldir.

Yas Sürecinde Bireylerde Hangi Belirtiler Görülür?

Bedensel tepkiler

Baş ağrısı, göğüs ağrısı ve göğüste sıkışma hissi, boğazda düğümlenme, yutkunma güçlüğü, açlık hissi, bulantı, kusma, kabızlık veya ishal, nefes darlığı, çarpıntı, adet düzensizlikleri, gerginlik ve kasılmalar, uyku düzensizlikleri, iştah değişiklikleri, halsizlik ve yorgunluk.

Duygusal tepkiler

Ölümü inkâr etme, üzüntü, ağlama, özlem, öfke, sıkıntı, güvensizlik, tedirginlik, aklını yitireceği-delireceği korkusu, hayata karşı ilgi ve istek kaybı, hiçbir şeyden zevk alamama, hiçbir duygu hissedememe, geleceğe dair umutsuzluk ve karamsarlık, yalnızlık, çaresizlik.

Ruhsal tepkiler

Ölen kişinin hala yaşadığını, var olduğunu hissetme, sesini duyma, hayalini görme, hayat ve ölüm kavramlarını sorgulama.

Bilişsel tepkiler

Ölen kişiyi ve ölümü düşünme-düşünmeye engel olamama, kendini suçlama, kendine kızma, pişmanlık, ölüm anını tekrar tekrar hatırlama, hatta çok canlı bir biçimde yaşama, kararsızlık, dikkatini toparlamakta zorlanma, bellek sorunları.

Davranışsal tepkiler

Amaçsız bir aşırı hareketlilik, kendini tamamen başkalarına yardıma adayarak kaybın acısından kaçınma, insanlardan uzaklaşma ve görüşmek istememe, ölen kişinin eşyalarına, bulunduğu yerlere aşırı yönelme veya bunlardan uzak durmaya çalışma, mezara sık gitme veya gidememe, alkol ve/veya ilaç kullanma, cinsellikle ilgili değişiklikler.

Bu belirtilerin yanı sıra bu süreci bir de evre evre ele alalım.

1. Evre

Bu evrede kişi ölümün gerçekliğini kavramakta zorlanır. Yaşadıkları karşısında şaşkın, donuk, tepkisiz olabilir, boşluk ve gerçek dışılık duyguları yaşayabilir.

2. Evre

Kişi kaybın acısını giderek daha fazla hisseder, yoğun üzüntü ve özlem duyguları yaşar, ölen kişiyi arar, ağlamalar olur. Öfke, huzursuzluk, korku ve heyecan, konsantrasyon güçlüğü, ilgi duyulan ve keyif alınan şeylere yönelik isteksizlik görülebilir.

3. Evre

Kaybın geri dönmeyeceği gerçeğinin giderek fark edilmesiyle ümitsizlik ve çaresizlik duyguları ortaya çıkar, buna bağlı olarak yorgunluk-bitkinlik, isteksizlik ve ilgi kaybı ön plandadır. Kişi, 1. ve 2. evreyi olması gerektiği gibi atlatırsa ve 2. evreden belli bir süre sonra depresyona girmeden çıkarsa, kendiliğinden yaşama uyum sağlayacaktır.

Peki ya, Birey depresyona girerse?

Kayıp sonrası depresyon psikolojik bir bozukluk olarak değil, kayba duyulan doğal bir tepki olarak değerlendirilmektedir. Bireylerde yoğun bir üzüntü, uyku problemleri, iştah problemleri, dikkat ve motivasyon eksikliği görülebilir.

‘’Depresyon belirtileriniz çok yoğun devam ediyorsa ve bir sonraki kabullenme sürecine geçmeniz çok uzuyorsa bir uzmandan destek almanız gerektiğini unutmayın.’’

4. Evre

Aylar içinde ölümün kesinliğinin ve sonuçlarının kabullenilmesiyle kişinin özlem ve üzüntü duygularının yoğunluğu giderek azalır. Ölen kişinin anıları yitirilmemekle birlikte, kişi kayıptan önceki haline döner, yaşamını yeniden düzenler.

Unutmayın! İnsanlar acıları ile var olur, sevinçleri ile hayatla bütünleşir.

Patolojik Yas/Travmatik Yas Nedir?

Normal yas sürecinin uzadığı ve kişide 6-12 aylık zaman içinde herhangi bir düzelme, hayata yön verme istediği görülmediği durumlarda patolojik yas ile karşı karşıya kalınır.

Patolojik yas, kayıpla yüzleşmenin gecikmesi, inkâr edilmesi, hissedilen yoğun üzüntülü duyguların bastırılması sonucu ortaya çıkmaktadır.

Patolojik yasta; yas tepkisinde gecikme, ölenin şikayetlerini taklit etme, psikosomatik belirtiler, düşmanca tutum ya da öfke ve düşmanca duygularla donmuş gibi davranma, sosyal ilişkilerde bozulmalar, kendine zarar verici davranışlar, intihar riski, ağır depresyon ortaya çıkabilir.

Büyüklerimiz yukarıda anlatmaya çalıştığım süreci şöyle ifade ediyor:

Bir sevdiğimizi kaybettiğimizde kalbimizde 40 mum yanmaya başlar. Yaşadığımız acının miktarı bu mumların sayısıyla orantılı olur. Sevdiğimizi kaybettiğimizden 1 gün sonra mumlardan biri söner, geriye 39 mum kalır. Üçüncü gün bir mum daha söner ve bu böyle devam edip gider. Ta ki yüreğimizde tek 1 mum kalana kadar. Asla sönmeyecek olan tek bir mum. Acının azalması doğal, olması gereken bu zaten. Sönmesi gereken mumları tekrar yakmaya kalkışmanın, o kişiye minnet göstermek, sevgisine sadık olduğumuzu kanıtlamak gibi bir anlamı olmaz aslında. İhtiyacımız olduğu halde kaybettiğimiz bir insan için kendimizi yok etmek, bize ihtiyacı olan insanlara istemeden de olsa ihanet etmemiz anlamına gelir.

Ne güzel demiş şair: “Acı çekmek ruhun fiyakasıdır.”

Hayatın tamamen kaybetmek üzerine kurulu bir düzen olduğuna inanıyorum. Sonuçta hepimiz kaybediyoruz, önce masumiyetimizi, sonra yıllarımızı, sonra sevdiklerimizi ve en son da hayatımızı. Neyse ki unutmak iyi ki var, çünkü en büyük mucize unutmaktır!

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeleri alın, şimdi abone olun.

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.