Bilimsel Verilerle Pfizer-Biontech Aşısına Dair Her Şey

0

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeleri alın, şimdi abone olun.

Koronavirüs hayatımıza girdiği ilk günden bu yana en hızlı bilimsel araştırmalarla salgına karşı savaş açtık. İnsanlık tarihinin biyoteknolojideki muazzam ilerlemesi sayesinde önce virüsün genetiği tespit edildi. Ardından hemen aşı çalışmalarına başlandı. Kısa sürede birçok aşı piyasaya sürülürken Türkiye’de ilk kullanılan Çin Sinovac şirketinin CoronoVac aşısı oldu.

Geleneksel inaktif aşı grubundan olan CoronoVac koruyuculuk düzeyi her ülkede farklı yüzdelik rakamlarla belirtildi. Ardından ABD-Alman ortaklığı olan Pfizer-Biontech aşısı ilk kez mart ayında Türkiye’ye girişi yapıldı. Uzun zamandır etkinliği konuşulan aşının Türkiye’de olması başta umut verici görünse de geleneksel aşılardan farklı olan bu aşının yan etkileri hemen aşı karşıtlarının hedefi haline geldi. Ayrıca aşı karşıtlarının diğer kozu tüm aşıların faz 3 evresini tamamlamamış olmalarıydı. Peki, nedir bu faz 3 evresi? diye soracak olursak; normal şartlarda faz 3’te aşıların etkinliğinin kanıtlaması ve yan etkilerinin izlenmesi için 1000-3000 gönüllü hasta arasında 3-4 yıl boyunca bir araştırma yapılır. Ardından aşılar piyasaya sunulur. Ancak dünyayı ele geçiren bu ölümcül salgın için bu kadar zamanın olmaması bir yana yeni dünyada bilimin artık çok daha ilerlemiş olduğu gerçeği de yadsınamaz. Aşı karşıtlarının kaçırdığı bir diğer şey de sağlıkta her zaman kar-zarar oranlarının çok iyi analiz edildiğidir. Hızla yayılan ve mutasyona uğrayan bu virüsün durdurulmasının en etkili ve tek yolu aşı. Eğer elinizde ciddi bir silah varsa ve buna rağmen ölüme teslim oluyorsanız burada bir hata var demektir.  O hata, silahı yeterince tanımamızdır. O zaman gelin elimizdeki bu silahı yakından tanıyalım. Böylelikle onu daha iyi kullanıp etkili bir savaş stratejisi yürütebiliriz.

Öncellikle Pfizer-Biontech aşısı geleneksel aşılardan farkı yeni bir yöntem olan bir mRNA aşısı olmasıdır. Bu tür bir aşının hastalığa karşı etkinliği geleneksel aşılardan farklıdır. Ancak aynı oranda yan etkileri de daha görünürdür. Ayrıca mRNA tabanlı aşılar, COVID-19’a neden olan canlı virüsü kullanmaz ve mRNA, DNA’nızın bulunduğu hücrenin çekirdeğine girmez. Yani, basitçe söylemek gerekirse aşılar size COVID-19 vermez. Bu aşı sadece hücrelerinize ‘spike protein’ denilen proteinin, zararsız bir parçasını yapma bilgisi taşır. Bu protein sayesinde vücut antikor üretir. Virüsle karşılaştığında virüsle daha iyi savaşır.

En önemli senaryoların döndüğü yan etkilerine gelecek olursak; bu yan etkiler aşının herhangi bir dozundan sonra ortaya çıkabilir, ancak birçok kişi ikinci dozdan sonra yan etkilerin olduğunu bildirmektedir.

Pfizer-Biontech aşısının bilinen yaygın yan etkileri

  • Baş ağrısı
  • Eklem ağrıları
  • Kas ağrıları
  • Enjeksiyon bölgesinde ağrı
  • Yorgunluk
  • Üşüme
  • Ateş
  • Enjeksiyon bölgesinde şişlik şeklindedir.

Bu yüzden istirahat edebileceğiniz bir günde veya bir saatte aşı olmanız daha iyidir. Oluşabilecek tüm ağrılarınız için reçetesiz satılan ağrı kesicileri alabilirsiniz. Bu yan etkiler sizin COVID-19 olduğunuzu göstermez. Aksine, bağışıklık sisteminizin virüse karşı çalıştığının kanıtıdır. Bununla birlikte 38 derecenin üstünde ateş, şiddetli boğaz ağrısı, öksürük, geçmeyen baş ağrısı, koku ve tat kaybı, ishal, eklem ağrıları 2 güne rağmen geçmemişse vücudunuzun tam koruma geliştirmesi haftalar alacağından, özellikle vücudunuzun bağışıklık oluşturmak için yeterli zamanı da olmadıysa, aşıyı aldıktan hemen sonra COVID-19’a yakalanmış olabilirsiniz. Test yaptırmanız ve bir doktora görünmenizde fayda vardır.

Yan etkiler için yapılan bir saha çalışmasına da bakalım. Bu çalışma Suudi halkıyla yapılmış ve şu bulgulara varılmıştır; “En sık görülen semptomlar; enjeksiyon yerinde ağrı, baş ağrısı, grip benzeri semptomlar, ateş ve yorgunluktu. Daha az görülen yan etkiler; hızlı kalp atışı, tüm vücut ağrıları, nefes almada zorluk, eklem ağrısı, titreme ve uyuşukluktu. Nadir yan etkiler arasında yüz felci ve lenf düğümlerinde şişme ve hassasiyet sayılabilir. Grip benzeri semptomlar 60 yaşın altındakiler arasında daha yaygınken, enjeksiyon bölgesi ağrısı 60 yaş ve üzerindeki alıcılar arasında daha sıktı. Çalışma, aşı yan etkilerinden muzdarip kadın sayısında erkeklere göre önemli bir artış olduğunu ortaya koydu. Daha önce Koronavirüs ile enfekte olmuş alıcılar arasında, daha önce enfekte olmayanlara kıyasla solunum zorluğu daha fazla rapor edildi.”

Raporda az görülen ciddi yan etkiler dikkat çekici, biraz bunlar üzerinde duralım.

Öncellikle alerji reaksiyonu ele alacak olursak; Buradaki en önemli husus aşıdan sonra oluşabilecek alerjik reaksiyonun tüm aşılarda görülenden çok farklı bir oran olmadığını bilmemiz gerektiğidir. Yani bunun aşı olmamız önünde bir engel teşkil etmediğini bilmemiz gerekir. Birinci dozdan sonra anafilaksi dahil alerjik reaksiyonlar hakkında yapılan bir çalışmaya göre; “Aşının alınmasından semptomların başlamasına kadar geçen medyan aralık 13 dakikaydı (aralık, 2-150 dakika); 15 hasta (%71) 15 dakika içinde başladı; 18’i (%86) 30 dakika içinde başlamıştı. En sık görülen semptom ve bulgular ürtiker, anjiyo ödem, döküntü ve boğazda kapanma hissi idi. Anafilaksisi olan 21 hastanın on yedisinde (%81) ilaçlara veya tıbbi ürünlere, yiyeceklere ve böcek sokmalarına karşı belgelenmiş bir alerji veya alerjik reaksiyon öyküsü vardı; 7’si (%33) geçmişte, biri kuduz aşısının alınmasından sonra ve diğeri influenza A(H1N1) aşısının alınmasından sonra olmak üzere bir anafilaksi atağı geçirmişti. Aynı dönemde VAERS, Pfizer-BioNTech COVID-19 aşılamasından sonra 83 anafilaksi dışı alerjik reaksiyon vakası tanımladı. Anafilaksi dışı alerjik reaksiyonlarda yaygın olarak bildirilen semptomlar arasında kaşıntı, döküntü, boğazda kaşıntı ve kaşınma hissi ve hafif solunum semptomları yer aldı.” Bu araştırma ile şöyle bir çıkarımda bulunabiliriz; farklı ve birçok grupta alerjisi olan ve ağır ilaç alerjisi olan kişiler aşı olmadan önce uzmanlarca değerlendirilmeli ve muhakkak bir sağlık kuruluşunda aşı olmalı. Ayrıca en az 30 dakika sağlık kuruluşunda bekletilmelidir.

Ciddi alerjiler için daha az yan etki yapan geleneksel aşı olan CoronoVac aşısı da bir seçenek olarak sunulabilir.

Diğer ve son zamanlarda gündeme gelen yan etki miyokardit(kalp kasının iltihaplanması) oldu. Miyokardit özellikle aşı karşıtlarının “Bu aşı kalp krizine neden oluyor.” gibi söylemlerde bulunmasına yol açmıştı. Bu yan etkinin görülme olasılığı ile ilgili yayımlanan bir bilimsel araştırmaya göre ise; “Uygulanan 2,8 milyon doz aşı uygulamasında 23 kişide gözlemlenmiştir. (0.1/1.000.000) aşı yerine serum fizyolojik (tuzlu su) uygulanan kişilerde(0.2/1.000.000) bile belli oranda gözlenmesi, bu yan etkinin aşıya bağlı gelişip gelişmediği hakkında birçok soru işaretleri oluşturmuştur ayrıca bu tutulumların çoğu tedavi ile iyileşmiştir. Covid-19 hastalığına yakalanan ağır hastalarda %60 oranında kalp tutulumunun olduğunu düşünürsek aşılamanın ne kadar önemli olduğu görülecektir.” Araştırmadan da anlayacağımız gibi aşı olmamak durumu daha vahim hale getiriyor. Yani, virüsten dolayısıyla miyokarditten korunmak için aşı daha avantajlı durumda.

Bir diğer korkulan konu aşının riskli gruplar, hamileler ve emzirenler üzerindeki etkisi; özellikle bağışıklık yanıtı zayıf olabilecek bünyeye sahip olanlar mRNA aşısını tercih edebilir. Çünkü bu kişiler riskli grup dediğimiz kategoride bulunuyorlar. Risk grubundakiler; obezitesi bulunanlar, böbrek yetmezliği ve şeker hastalığı olanlar, kanser tedavisi görenler veya çeşitli hastalıkları nedeniyle bağışıklık sistemini baskılayan ilaç kullananlar şeklinde ifade edebiliriz. Bir diğer risk grubu ise; sürekli temas halinde olanlar(sağlık çalışanları, toplu taşıma kullananlar vs.) ve yaşlılar diyebiliriz.

Bu gruplar için aşının daha hayati olduğunu ifade etmek gerekir. Gebelere gelince; 20 binden daha fazla gebede yapılan aşı sonuçlarında erken doğum, bebekte sakatlık ya da annenin sağlığının tehlikeye girmesi gibi bir yan etki görülmedi. Bu nedenle ABD’de şu anda hamilerde Kovid-19 riski fazla olduğu için aşı öneriliyor. Emziren annelere de aşının yapılmasında kesinlikle sakınca yok. Hamilelere gebeliğin ilk döneminden sonra yani ilk 3 ayından sonra gebeliğin 2. ve 3. döneminde BioNTech Kovid-19 aşısı yapılabilir. Kişi hem gebe hem de riskli gruptaysa aşı bu durumda çok daha önem arz ediyor.

Bir diğer endişelenilen konu aşının kısır yapıp yapmadığıdır. Kadınlarda bu konuyla ilgili tespit edilmiş herhangi tıbbi bir sorun yok. Öyle ki gönüllü aşı çalışmaları sırasında gebe kalan kadınlar da var. Bunun yanında şu ana kadar Kovid-19 geçiren hiçbir kadında kısırlığa yönelik bir bulguya da rastlanmadı.

Erkeklere gelecek olursak bu konuda yapılan bir araştırmaya göre; “18 ila 50 yaşları arasındaki 45 gönüllüde, iki mRNA aşısı olan BNT162b2(Pfizer-BioNTech) ve mRNA-1273 (Moderna)’nın COVID-19 aşısı öncesi ve sonrası sperm parametreleri üzerindeki etkisi araştırıldı. 2 doz COVID-19 mRNA aşısı sonrasında sperm parametrelerinin hiçbirinde anlamlı bir düşüş gözlenmedi.” Araştırmalardan edindiğimiz çıkarıma göre iki cinsiyette de üreme fonksiyonlarını etkileyecek anlamlı bir bulgu yok.

Dozlar konusuna gelecek olursak; Şu anda kullanımda olan aşıların etkili olabilmesi için iki doz gerekiyor.  Tam etki için uzmanlar ideal olarak 6-8 hafta arayla iki doz öneriyor. Ancak bu uygulama her ülkede farklı şu an. Almanya iki doz arasına 6 hafta, Amerika 21 gün ve Türkiye’de de bilim kurulunun son kararıyla iki doz arası 21 gün olmuştur.

Aşının tek bir dozdan sonra %85’e kadar yüksek bir etkinlik oranına sahip olduğu belirtilmektedir. İkinci dozu almanın sonunda Biontech aşısı koruyuculuğu yüzde 95,3 olarak açıklanmıştır. mRNA aşıları tek dozdan bir hafta sonrasından itibaren bağışıklık oluşturmaya başlıyor, inaktif aşılar ise ancak ikinci dozdan 15 gün sonra belirgin bağışıklık oluşturuyor.

Bu konuyla ilgili şu tabloyu inceleyebiliriz

BBC’nin yayınladığı bu tabloya göre bir ay içinde uygulanan iki doz Pfizer-Biontech aşısının etkin olduğu zaman dilimler verilmiş.

Ayrıca aşı yeni delta varyantına karşı da etkili. Bu konuyla ilgili PHE’den Dr. Gavin Dabrera yaptığı bir açıklamada: “Aşının Delta varyantına karşı mükemmel bir koruma sağladığını biliyoruz.” demişti.

Peki, son zamanlarda konuşulan bir diğer konu olan: “3. doz yapılacak mı ve gerek var mı?” Sorusu içinse şunu söyleyebiliriz; bu iki doz aşının 9 ay gibi bir süre kadar koruyuculuğu olduğu düşünülüyor. Koruyuculuğun daha sonra neden düştüğü konusunda ise araştırmalar hala yapılıyor. Bu durumun kaynağı tespit edilmeye çalışılıyor. Ancak 3. doz konusunda dünyada henüz bir hem fikirlilik söz konusu değil. Sağlık çalışanları ve risk grubundakiler için bazı ülkeler takviye aşı siparişi verdi bile. Bu durumu adaletsizlik olarak nitelendiren Dünya Sağlık Örgütü(WHO) geçenlerde şu açıklamada bulunmuştu: “Delta varyantı tüm dünyayı kasıp kavuruyor, yeni COVID-19 vakalarının ve ölümlerin yükselmesine neden oluyor. COVID-19 aşısı tedarikindeki küresel uçurum çok derin ve adaletsiz. Bazı ülkeler, diğerleri henüz sağlık çalışanlarını ve en savunmasız nüfusları aşılayamamışken milyonlarca doz takviye aşı siparişi veriyor.”

Bu da bu konunun elbette başka bir boyutu. 3. doz aşı konusu yeni bir konu ve şu an araştırma sürecine tabii. Ancak önümüzdeki günlerde delta varyantına karşı riskli grupları korumak adına uygulanabilir. Ya da süreçle birlikte farklı bir yol haritası oluşturulabilir. Bunu zaman gösterecek.

Bilim adamları, aşı olan kişilerin virüsü taşımaya ve bilmeden başkalarına bulaştırmaya devam edip etmediğini henüz bilmiyorlar. Bu nedenle, virüsün yayılma olasılığını azaltmak için yüz maskesi takmaya devam etmek, büyük toplantılardan kaçınmak, sosyal mesafeye uymak ve ellerimizi sık sık yıkamaya devam etmemiz lazım.

Bir diğer önemli soru: “Koronavirüs geçirenlerin ne zaman aşı olması gerektiğidir?” Bu kişilere 3-6 ay sonra aşı olmaları tavsiye ediliyor. Bunun nedeni; Koronavirüsü henüz yeni geçirenler aşı olanlara göre daha fazla korunaklı olmasıdır. Ancak bu süre Türkiye’de önce 6 aydı. Şu an ise 3 ay beklenmesinin yeterli olacağı ifade ediliyor.

Sonuç olarak; aşı olmamak mevcut durumda çok daha ağır sonuçlara sebep oluyor. Kaldı ki aşılar ciddi testlerden geçiyor ve bu testler sürekli olarak izlenmeye devam ediyor. Bunun bir örneği şu an kullandığımız Biontech aşısı için yapıldı: ABD Gıda ve İlaç İdaresi (FDA) ve Acil Kullanım İzni (EUA) Moderna aşısı ve Pfizer-Biontech aşısını güvenli bulduğunu açıkladı. Her iki aşı da on binlerce insanı içeren klinik deneylerden geçti ve dikkatli bir değerlendirmeden sonra FDA, aşılar için EUA’ları onayladı.

Ama iş orayla da bitmiyor. Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezlerindeki (CDC) bilim adamları, aşı olduktan sonra insanların yaşadığı olumsuz etkileri takip etmeye devam ediyor. CDC’ye herhangi bir yan etki hakkında bilgi vermek için kullanabileceğiniz v-safe adlı gönüllü bir izleyici de vardır.

Bilimin artık eskiye oranla çok ilerleyip geliştiğini kabul etmemiz lazım. Bu muazzam hız bir güven sorunu oluşturmamalı. Aksine insan türünün kendisiyle gurur duyacağı bir şey olmalı. Bu yüzden türümüzün aklına, yani bilime her zamankinden daha çok güvenmemiz gerektiği bir zamandayız. Çünkü yaşamın tüm illüzyonlarından bizi ilk uyandıracak güç bilimdir. Ve takdir edersiniz ki olmadık masallar çoğu zaman sadece uyumak için dinlenir.

Aşıyla kalın 🙂

Int J Gen Med. 2021; 14: 1389–1401. Published online 2021 Apr 19. doi: 10.2147/IJGM.S310497

Tom Shimabukuro, MD, MPH, MBA; Narayan Nair, MD Published Online: January 21, 2021. Doi:10.1001/jama.2021.0600

Prof. Dr. Kürşat Uzun, Özel Saygı Hastanesi, Göğüs Hastalıkları ve Yoğun Bakımı Uzmanı, 19.08.2021, İstanbul.

Vijay Kumar*and1Manpreet Kaur1Department of Microbiology, Kurukshetra University, Kurukshetra, Haryana, India.

https://www.getroman.com/health-guide/are-covid-vaccines-safe/ Erişim Tarihi: 05.09.2021

https://www.amerikaninsesi.com/a/pfizer-biontech-ucuncu-doz-icin-acele-mi-ediyor/5962907.html Erişim Tarihi: 05.09.2021

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeleri alın, şimdi abone olun.

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.