Bilim İnsanı Olmak Toplumsal Cinsiyetten Etkileniyor mu?

0 1.877

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeleri alın, şimdi abone olun.

Yüzyıllardır süren cinsiyetler eşit midir sorgusu halen tam bir çözüme kavuşmadı… Günümüzü düşündüğümüzde halen bu derece ilkel kalabilmemiz korkutucu geliyor.

Gelişmek konusunda çok mu gerideyiz, ne dersiniz?

Bu yazıda özellikle bilim alanında yaşanan cinsiyet eşitsizliği üzerinde duracağım. Ne yazık ki zekâ halen daha çok erkeklerle ilişkilendiriliyor.

Oysa, aklın cinsiyeti var mıdır ki?

Bilim dünyasında erkeklerin göze çarpmasının en büyük sebebi kadınlara çok az fırsat verilmiş olması iken bilim dışı düşüncelere en çok kadınların yatkın olduğu fikri öne sürülmektedir. Empoze edilen bu düşünce, bunun yanlış olduğunu düşünen kişilerin bile bilinçaltına çok derin bir şekilde işlenmiş haldedir. Kadınların çalışabilmesi için öncelikle evlilik hayatını düzenlemesi -var ise- çocukların bakımını tam olarak karşılaması koşulu devamlı öne sürülmektedir. Her alana yetmesi gereken bu kadınların özellikle bilim dünyası gibi çetrefilli süreçlere karşı erkeklere göre çok daha fazla efor sarf etmesi gerekmektedir. Bunlara rağmen kadınları çalışmalarında istemeyen bir danışman ile çalışıldığını hayal etsenize…

Yapılan araştırmalarda kadınların uğradığı tacizler buzdağının görünen kısmı ve görünmeyen kısmı olarak ikiye ayrılmıştır.

Buz dağının görünen kısmında; istenmeyen cinsel ilgi, baskı ve saldırı yer almaktadır.

Genelde saklanan ve aslında çok fazla kişinin maruz kaldığı durumlar ise; dışlama, e-posta listesi dışında bırakmak, müstehcen hareketler, takma isim konulması, düşmanlık, kişinin bedeni hakkında uyarı verilmesi ve ekipmanların sabote edilmesidir.

2018’de Ulusal Bilim, Tıp ve Mühendislik Akademisinin yayınladığı cinsel taciz raporunda bu alanlarda çalışan kadınların yüzde 50’den fazlasının tacize maruz kaldığı ortaya konulmuştur. Yaşamı üreten kadınların, bilim üretmemesi için önlerine taşların dökülmesi belki de dünyadaki en büyük tezatlıktır.

Kadın üzerinde olumlu algılanan her unsur zayıflık, kırılganlık, yardıma muhtaçlık ile ilişkilendirilir. Bu çerçeveden çıkmaya çalışan her kadın mutlaka hayatının bir noktasında haksız bir küçümsenmeye veya zorbalığa maruz kalmaktadır. Bu dünyaya gelme amacımızın her ne olduğunu düşünürsek düşünelim bu kara zinciri kırmak için bir şey yapmamız gerektiğini unutmamalıyız.

Kısacası, aklın bir cinsiyeti hiçbir zaman olmadı… Sadece önüne kırmızı halı serilenler ve kapkara bir odaya kapatılanlar olarak ikiye ayrıldık. Komik olan ise bunun kuralını evren değil yine biz insanlar koyduk. Kendi koyduğumuz kuralların altında eziliyoruz. Artık gözlerimizi açıp eğer gerçekten insan isek ona yakışır yaşamaya başlamanın vakti geldi. Kadın ve erkek bir olduğunda tüm sorularımıza asıl yanıtı bulacağımız.

Son olarak bu konu hakkında farkındalığın artacağı bir belgeseli sizlerle paylaşmak isterim. Belgesele buradan ulaşabilirsiniz.

Özsoy, S., Öztürk, Ü., & Kahraman, Y. (2017). Toplumsal Cinsiyet ve Bilim İlişkisi Üzerine Bir Değerlendirme. Dört Öge, (12), 93-104.

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeleri alın, şimdi abone olun.

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.