Başlangıcından Günümüze Covid-19 Güncesi – 40

0

Merhaba,

Biraz başa dönerek içinde bulunduğumuz salgının ilk günlerine gidelim. Geçmişi taze tutmak, geleceğin şekillenmesinde yardımcı olabilir. Belgelendirilmiş ilk Covid-19 olgusu 1 Aralık 2019’da Wuhan’da saptanıyor. Ancak bazı iddialar ilk olgunun Kasım, hatta Ekim aylarına uzandığı yönünde. Ne zaman ki 31 Aralık’ta Huanan Deniz Ürünleri Pazarı ile teması bulunan 27 kişide enfeksiyon görüldüğü açıklanıyor, ortalık hareketleniyor. Bu arada 1 Aralık’ta saptanan olgunun bu pazar ile hiçbir ilişkisi yok.

Wuhan Kentinin bulunduğu Hubei Eyalet yetkilileri ve Wuhan Belediyesi Ocak ayı başından itibaren iki hafta süreyle yeni olgu görülmediğini açıklıyor ve hastalığın insandan insana bulaştığına dair bir kanıt olmadığını iddia etmeye devam ediyor. Hastalığın kontrol altında olduğu algısı yaratıyor.  Dünya Sağlık Örgütü bu açıklamalara itibar ediyor ve insandan insana bulaş olasılığını öne çıkarmıyor. Bu ortamda, Ocak ortasında,  Çin yeni yılı Wuhan’da 40 bin ailenin katıldığı bir ziyafetle kutlanıyor. Ne zamanki Çin’de Merkezi Hükümet eyaletlere ve yerel yönetimlere olgu sayılarını gizlememelerini sert bir dille bildiriyor, sayılar hızla yükselmeye başlıyor. 20 Ocak dönüldüğünde Çin’de olgular 300’ün üzerine çıkmış ve yakın coğrafyadaki ülkelere virüs yayılmış durumda. Nihayet 23 Ocak’ta Wuhan’da ve 70 kilometre uzaklıktaki Huanggang’da karantina kararı alınıyor ve kentler kapatılıyor. Ancak karantinaya kadar 5 milyon Wuhanlı bir şekilde kent ve ülke dışına çıkmış durumda.

Ocak sonunda virüs çoktan ABD, Fransa, Almanya, Avustralya, Kanada, İtalya, Birleşik Krallık, Rusya, Brezilya, İsveç ve Çin coğrafyasındaki tüm ülkelere yayılmış halde. Bu ülkeler de ne yazık ki olayın ciddiyetinin farkında değil. Örneğin İtalya Çinli turistleri ülkeye davet ediyor, ABD Başkanı salgını hafife alıyor. Kalabalıklar sokaklarda. Karnavallar, kutlamalar, sokak gösterileri, kitleleri bir araya getiren etkinlikler tüm hızıyla devam ediyor. Hükümetler seyrediyor. Kimse bugün geldiğimiz noktayı tahmin edemiyor, ülkesine kondurmuyor.  Kimse Uzakdoğu ülkesi Çin’in aslında ne kadar yakın olduğunu algılayamıyor.

Nihayet 30 Ocak’ta DSÖ, virüsün yol açtığı salgının “Uluslararası Önem Arz Eden Halk Sağlığı Acil Durumu” olduğunu ilan ediyor ve ülkeleri mücadeleye çağırıyor. Bütün verileri kendisiyle paylaşmalarını istiyor. Ama artık çok geç. Kayıtlı ilk olgudan bu yana tam iki ay geçmiş durumda. Dünyanın böyle bir salgına ne kadar hazırlıksız olduğu su üstüne çıkıyor. O günlerden bugüne 108 milyon onaylı olgu, 2 milyon 367 bin ölüm var. Bunların hepsi 1 Aralık’taki tek bir olgudan türemiş durumda.

Artık net bir şekilde anlaşıldı ki, salgınlarla olabilecek en erken dönemde hem yerel hem de küresel eş zamanlı mücadele gerekiyor. Bunun için de küresel, bağımsız, güçlü, yetkili ve organize kuruluşlara gereksinim var. Birleşmiş Milletler ve Dünya Sağlık Örgütü’nün önceliklerini yeniden belirlemesi, yeteneklerini geliştirmesi, bütün ülkelerde örgütlenmesi ve ülkelerin de bu yeniden yapılanmayı desteklemesi gerekiyor. Ülkelerin bütçelerini yaparken önceliğini eğitim, sağlık hizmetleri ve ilgili sektörlere vermesi şart. Çevreye saygı artık kaçınılmaz olmalı. Doğayla barışmak gerekiyor. Yaygın söylemiyle “titreyip kendine gelme zamanı”. Uzun ve sağlıklı yaşamak istiyorsak…

Sağlıkla kalın.

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.