Barınak Gerçeğiyle Yüzleş ve Katliama Dur De!

0 1.874

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeleri alın, şimdi abone olun.

Merhaba,

Genellikle hemşire kimliğimle yazı yazdığım bu platformda bu sefer tüm toplumu ilgilendiren, haber gündemlerine konu olan ve hayvanseverler tarafından ciddi şekilde tepki gösterilen bir konu ile ilgili sosyal ve vatandaş kimliğimle yazmak istedim.

Uzun yıllardır bireysel olarak hayvan bakımı ile ilgilenmemle birlikte birçok hayvanın hayatta kalması için mücadele etmeye devam ediyorum. İnsanların hayvanlara bakış açısını anlamakta güçlü çekiyor ve her seferinde insanlar hayvanları sevmesi bile tıptaki ilk kural gibi ”önce zarar verme” ilkesiyle hareket edilmesini doğru buluyorum. İnsanın dünyayı sahipleniş düzeyi, kendi düzenini kurma çabası arttıkça doğayla kavga ediyor, dünyanın sadece kendine ait olduğuna inancı artıyor belki de. Tam da şu sözde olduğu gibi; Hubert Reeves ‘Doğa ile savaş halindeyiz, eğer kazanırsak kaybedeceğiz.’ diyor.

Kaybediyoruz, hızla ağaçlarımızı, doğamızı, iklimimizi, yol arkadaşlarımız olan sokak hayvanlarını en çok da merhametimizi kaybediyoruz. Her şeyin bizim için olduğuna olan inancımız o kadar fazla ki öldürmekten, kesmekten, yok etmekten çekinmiyoruz. Bu anlaşılabilir gelmiyor bana.

Barınak deyince insanın aklına, soğuk havalarda sıcak bir kulübede yatan, üşümekten kurtulan bir yuva sıcaklığına erişen, karnı doyan bir hayvan profili geliyor belki de. Ülkemizde önümüze düşen görüntüler ise bunun çok çok dışında.

Kendi yaşadığım barınak ziyaretinde gördüklerimden bahsederek başlamak isterim;

Onlar için yeterli alan yok. Mesela zannettiğinizin aksine sadece sokak hayvanları olmuyor barınaklarda onlara eşlik eden bin bir çeşit petshopta satılan cins hayvanlar yaşama mücadelesi veriyor.

Özellikle köpek sayısı çok fazla olduğundan birbiriyle kavga etme yaralanma ihtimalleri çok yüksek bu onların gün boyunca ufacık bir alanda zincirlenerek bakılmalarına sebep oluyor. Halbuki her köpek doğası gereği özgürdür.

Bazı köpekler sahipleri onları terk ettiğinde ölmek istiyorlar günlerce yemek yemeyerek su içmeyerek yaşamayı reddediyorlar .Sadece tek bir umutları var ailelerine dönmek… Sahipleri neden bırakmıştır? konusuna dönmek istemiyorum birçoğunun geçerli bir sebepleri olduğuna inanmıyorum. Muhtemelen evdeki koltuğu parçalamıştır, yaramazlık yapmıştır, havlamıştır. Köpek olmak böyle bir şey bunu anlamayan birine anlatmak çok zor.

Barınaktan içeri girdiğinizde kafalarını uzatıp seçilmeyi bekliyorlar. ‘Acaba beni sever mi? Evine alır mı?’ düşüncesi var belki de. Onların o halini görmek insan olanı kırıyor parçalıyor paramparça ediyor.

Barınaktan çıkan ya da belediye tarafından köy gibi daha az nüfuslu yerlere salınan köpeklerinde rehabilite edilme süreci çok zor…

Benimle rehabilitasyon sürecinde bu yolu yürüyen Tarçın hiçbir zaman kendi hikayesini yaşadıklarını anlatamayacak ben onun adına bunları konuşmaya hazırım.

Bir yıl boyunca bizim yanımıza yaklaşamaması ona ekmek attığımızda taş zannedip kaçışı, masumluğu, kimsesizliği sırtına yapışmış karnı, sürekli egzama yüzünden kaşının cildi ve tüylerinin arasında görünen yaralar ile tanıdık onu…

O kadar güzeldi ki hala çok güzel…

Zamanla yaklaşmaya başladı bir gün yanımızda dururken sopa yere düştüğünde koşarak kaçtığını gördüm dövülmüştü. O anlatamadı biz anladık. İçimiz parçalandı.

Yediği vitaminler, ilaçlar, kuru mama ile toparlamaya başladı Tarçın dönüşüyordu yaraları iyileşiyordu ruhu daha yaralıydı güvenmeyi denedi bize yağmurdan ve şimşekten korkuyordu korktuğunda bize sığınmayı öğrendi.

İlk kez tasma gördüğünde ne olduğunu anlamaz zannediyorduk daha önce tasması olduğunu bi sahibi olduğunu o zaman anladık heyecandan deli gibi koşup takmamız için yere yattığında…

Tarçın şu anda oyunlar oynayan bizi gördüğünde bize sarılan mutlu bir hayvan. O hayata yenik başlasa da ikinci yarıda toparlandı. Her hayvan tarçın kadar şanslı değil.

Kafasına demir bir kürekle vurularak canice öldürülen bir köpeği hatta binlercesini kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyorum. İnsanları sadece düşünmeye davet ediyorum sadece yemek, içmek, gezmek, evler inşaa etmek, ihtiyacımızdan fazla kıyafeti satın almak, son çıkan telefon için sıraya girmek, yiyebileceğinden fazla yemek alıp artanı çöpe dökmek için dünyaya gelmiş olamayız.

Neler Yapabiliriz?

  • Dünyanın sadece sizin olmadığını farkına varın. Bitkiler, hayvanlar tüm canlılar için bir ev olduğunu düşünün. Bir kediye mahallede bir parça toprak bırakmayıp daha sonra saksılara tuvaletini yaptığı için kızmayın mesela. Ona toprak alan bırakın…
  • Her gün yemediğiniz yemekleri bir çırpıda atmak yerine biriktirin bunu yapmayacaksanız gerektiği kadar yemek alın ya da artanları bir sokak hayvanıyla paylaşın… Temiz suyu ziyan etmek yerine bitkilere dökün, ya da bir sokak hayvanıyla paylaşın.
  • Kendi yaşamınızı başka bir canlının yaşamından daha değerli görmeyin. İnsanın üstünlüğü analiz edebilme, düşünebilme, ayırt edebilme yeteneğidir. Sizde düşünün, analiz edin ayırt edin ve diğer canlılara yaşam hakkı verin…
  • Sokakta gördüğünüz size zararı olmayan bir hayvanı sevmiyorsanız ona yaklaşmayın onun sokakta kalmışlığı kimsesizliği ona yetiyor. Onu hor görmeyin tartaklamayın bağırmayın ve dövmeyin, zehirlemeyin ve en önemlisi öldürmeyin artık!
  • Bir kap su bir kap mamayı bir toprak alanı sığdıramadığınız mahallenize kafanızı kaldırıp bakın kaç tane rezidans var? Elinizi vicdanınıza koyun…
  • Üşüyorum diyerek ya da moda olma tanımı altında gerçek kürk giymeyin! Onlar sizin değil hayvanların kıyafeti…
  • Hayvan deneyi yapan markaları satın almamaya özen gösterin. Bu deneylerin daha fazla para harcanmamak için yapıldığını ve doğru sonuçlar vermediğini fark edin…

Son olarak birkaç düşüncemi paylaşıp bir sözle yazımı sonlandırmak istiyorum. Ben bireysel dönüşüme inanan bunun toplumu etkileyebileceğine, şekillendirebileceğine inanan biriyim. Doğa için hayvanlar için elimden geleni yapmaya çalışan sivil bir vatandaşım. Bu amaçlar uğruna mücadele veren herkesle gurur duyuyorum. Ülkemizde sokak hayvanlarının tümünün kısırlaştırılmasını ve aşılanmasını, sahipli hayvanların çiplenmesini, gerekli barınma koşulları sağlanarak barınakların bu işi gerçekten seven kişilerin çalıştığı yerler olmasını ve barınak kelimesinin ölüm kampı olarak değil yaşam alanı olarak adlandırıldığı bir dünyaya gözlerimi açmayı umuyorum. El ele katliama dur diyelim! Gerekli yerlere şikayetlerimizi iletelim.

Yazımı Mahatma Gandhi’nin sözüyle bitirmek istiyorum. Mahatma Gandhi der ki; ‘Bir milletin büyüklüğü ve ahlaki gelişimi hayvanlara olan davranış biçimi ile değerlendirilir.’

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeleri alın, şimdi abone olun.

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.