Aşı Karşıtlığı Üzerine Tarihsel Bir Bakış

0 4.697

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeleri alın, şimdi abone olun.

What’s in the box?!

WHAT’S IN THE BOX!!?

Unutulmaz klasikler arasında çoktan yerini alan Se7en filminden, filmi izlemeyenler için anlamsız gelebilecek ama izleyenlerin ömürleri boyunca unutamayacağı bir replik. “Kutuda ne var?”. İzlemeyen okuyucularımız için detaya girmek pek istemiyorum bu nedenle film yerine “kutuda ne var?” sorusuna odaklanmak istiyorum.

“Kutuda ne var?” sorusu insanlık tarihi kadar eski hatta belki de ilk kara hayvanları kadar eski bir sorudur. Canlılar evrimsel olarak birtakım yetenekler, iç güdüler ve farklı organlar geliştirmişlerdir. Canlıların hayatta kalmasını kolaylaştıran bu özellikler gözle görülebilecek tüyler, büyük kulaklar, hörgüçler vb. anatomik değişimler olabilmekle beraber pek çoğu gözle görülemez. Evrimsel baskılarla şekillenen hayvanların bazı davranış şekilleri, hatıralar ve öğrenilmiş davranışların aksine nesilden nesile aktarılabilir. Jack London’un “Adem’den Önce” kitabında, her ne kadar şu an bu kitabın bilimsel gerçeklere dayanmadığı ortaya çıkmış olsa da atalarının anılarını hatırlayan bir kahramanın hikayesi anlatılmaktadır. Konuyu merak eden okurlarımızın bir göz gezdirmesini tavsiye ederiz.

Evrimsel süreçlerde ortaya çıkan ve pek çok zeki olarak adlandırabileceğimiz canlının sahip olduğu en baskın davranış şekillerinden biri bilinmeyen korkusudur. Tarih öncesi çağlarda yaşayan bir insanın karanlıktan korkması veya bilmediği şeylerden kaçınması, hayatta kalabilmek için elzem bir yetenektir. Tarih öncesi insanları kılıç dişli kaplanlardan, rakip kabilelerden, yılanlardan ve diğer tehditlerden koruyan bu davranış örüntüsünü kuvvetli bir şekilde gösteren bireyler hayatta kalmış ve üreme şansı elde etmişlerdir. Sonucunda da modern dünyada bilinmeyenden korkan büyük bir popülasyon ortaya çıktı.

Özellikle pandemi sürecinde sağlık profesyonellerinin sıklıkla karşılaştığı bilinmeyen korkusu, aşı süreçlerini de baltalayarak sürü bağışıklığının zarar görmesine sebep olmuştur. Çeşitli argümanlarla aşı karşıtı olan kimseler özellikle sosyal medyada kampanyalar başlatmış ve pek çok kararsız kişinin de aşı olmaktan vazgeçmelerine yol açmışlardır. Sağlıklı insanların aşı olmaması, aşıya karşı alerjisi olanlar ile AIDS veya kanser gibi sebeplerle bağışıklık sistemi zayıflamış olanların hayatlarını riske atmaktadır. Bu nedenle aşı karşıtlığı hareketi devletin tüm gücüyle mücadele etmesi gereken zararlı bir harekettir.

Aşı karşıtlığının geçmişi incelendiğinde şaşırtıcı bir şekilde 1880’li yıllara kadar uzandığı görülebilir. O tarihlerde Osmanlı Devleti’nde hayvancılıkla uğraşan kişilerin çiçek hastalığına yakalanmadığı fark edildiğinde, Avrupa’da vakit kaybedilmeden sığırlar üzerindeki enfeksiyondan bir parça alınarak aşı geliştirilmiştir. Aşılama hızla popülasyona yayılmak istenmiş hatta işçiler için aşı zorunluluk haline getirilmiştir.

Dr. Alexander M. Ross tarafından Montreal’de 1885 yılında başlatılan aşı karşıtlığı kampanyasında öne sürülen argümanlar neredeyse günümüzdeki kampanyalarla aynıdır. Ross günümüzdeki sosyal medya olanaklarına sahip olmadığı için çeşitli kitapçıklar ve el ilanları bastırmıştı. Bu ilanlardan birinin başlığını aşağıda görebilirsiniz.

Ross hızlı bir şekilde “Aşı fetişine karşı duran kahraman doktor” unvanıyla tanınırlık kazanmış, bu şöhreti ise kişisel çıkarları için kullanmıştır. Asıl ilginç olan ise aşı karşıtı doktorun aşı olduğunun ve bunu gizlediğinin ortaya çıkmasıdır. Her felakette ortaya çıkan ve tek amaçları kişisel çıkar olan kişilere güzel bir örnek olan Ross, çeşitli aşı karşıtı stratejiler geliştirmiştir. Ross’un geliştirdiği ve temelinde gerçekleri çarpıtarak insanları korkutmak olan bu stratejiler günümüzde de aşı karşıtlığı kampanyalarının bel kemiğini oluşturmaktadır. Bu stratejilerden bazıları aşağıda listelenmiştir.

Hastalığı Önemsizleştir

Ross ve aşı karşıtı yoldaşları %30 ve %40 arası ölüm oranlarına rağmen çiçek hastalığının toplum için önemsiz ve korkulmaması gereken bir hastalık olduğunu öne sürmüşlerdir. Ross çiçek hastalığının bir salgın olmadığını ve doktorların insanları gereksiz bir paniğe sürüklediğini iddia etmiştir. Günümüzde de hepimizin şahit olduğu üzere COVID-19’un altı üstü bir soğuk algınlığı olduğu, zaten ölecek olan zayıf kişileri öldürdüğü ve küreselcilerin dünya düzenini değiştirmek için uydurduğu bir hastalık olduğu gibi argümanlarla COVID-19 salgınının içi boşaltılarak aşının gereksiz olduğu savunulmaktadır.

Aşıların Hasta Ettiğini, Etkisiz Olduğunu Veya Her İkisini De İddia Et

Günümüzde aşı karşıtlarının argümanları genelde otizme yol açtığı yönünde olsa da geçmişteki aşı karşıtlarının iddiaları çok daha çeşitliydi. Aşı karşıtları aşıların çiçek, frengi, tifo, tüberküloz, kolera ve kan zehirlenmesi gibi farklı hastalıklara yol açtığını savunmuşlardır. Geçmişteki aşı pratiklerinin çok hijyenik olmadığı düşünüldüğünde bahsi geçen hastalıkların bulaşma riski her zaman vardı ancak bu riskler insanları korkutmak için sürekli ve düzenli olarak abartılmaktaydı. Hijyen sorunlarının başka hastalıkların yayılmasına yol açtığı anlaşıldığında aşı hazırlanması ve uygulanması konusunda ciddi yönergeler hazırlanmış ve bu yönergeler güncellenerek günümüze kadar gelmiştir.

Komplo Teorileri Üret

Ross, yürüttüğü aşı karşıtı kampanyalarda medyanın ve medikal profesyonellerin bilerek ve isteyerek hastalığı ve salgını abarttığını söylemekteydi. Sonucunda ise medya ve medikal profesyoneller kişisel kazançlar elde ediyordu. Günümüzde de olduğu gibi salgınlar yeni iş sahaları ve araştırma olanakları sağlıyordu. Ancak, yeni ortaya çıkan bu işlerde çalışanların salgını önlemek yerine fakir halkı sömürdüğü ve ölen kişilerden çıkarlar sağladığı öne sürülüyordu.

Buna ek olarak, salgının yayılmasına karşı alınan önlemler kişisel haklara saldırı olarak algılanmış ve devletin gücünün bu bahaneyle kişiler üzerinde yasadışı olarak arttırıldığı öne sürülmüştür. Ross ve yoldaşlarının argümanları neredeyse 150 yıl sonra bile etkisini göstermekte maske ve aşı karşıtları tarafından sıklıkla kullanılmaktadır.

Aşının içerisinde çip koyulduğu, aşının herkesi birkaç sene içinde kanser edeceği, aşının sadece serumdan ibaret olduğu gibi modern komplo teorileri ise insanların hayal güçlerinin ne kadar renkli olduğunu göstermektedir. Aşıyla ilgili komplo teorileri üretenler kullandıkları narkotik maddelerin sayısıyla doğru orantılı olarak farklı sayıda komplo teorileri üretebilmektedir.

Aşı Karşıtlığını İspatlamak İçin Çeşitli Uzmanlar Ve Kuruluşlar Uydur

Aşı karşıtlarının iddialarının bilimsel olarak kanıtlanamaması, bu iddiaları destekleyecek kişilerin ve kurumların olmayacağı anlamına gelmemektedir. Aşı karşıtlarının kendi iddialarını destekleyen uzmanları öne çıkarmaları ve parlatmaları eski bir gelenektir. Özellikle de 19. yüzyılda sayıları az olan medikal profesyoneller arasında, aşı karşıtı görüşlerini belirten kişiler kısa sürede ayrıcalıklı bir zümrenin üyesi olmuşlar ve seslerini çok daha güçlü bir biçimde duyurabilmişlerdir.

Günümüzde ise bu kişiler TV programlarında geniş yer bulabilmektedir. Tek meziyetleri insanları korkutup hiçbir işe yaramayan gıda katkılarını fahiş fiyatlarla satmak olan bu “doktorlar” sabah programlarında kendilerine geniş yer bulabilmektedir. “Doktorların” sabah programlarında geniş yer almasının sebebi iknaya daha yatkın olan kişilerin bu programları daha çok izlemesidir. Ne hikmettir ki bu “doktorları” haber bültenlerinde veya moderasyona sahip ciddi tartışma programlarında sıklıkla görmeyiz. Bu kişiler tıp fakültesini bitirip bilgilerini kullanarak ünlü olmayı başarabiliyor, ancak aynı zamanda bilim ve aşı karşıtı duruşlarıyla insanı şaşırtıyorlar. Bu kişilerin aynı anda bu iki zıt kutupta yer alması Schrödinger’in Beyni adını verdiğim, idrak yetisinin aynı anda hem var hem de yok olmasını konu alan bir olguya yol açıyor.

Bu yazıda aşı karşıtlarının en sık kullandığı argümanlar ve stratejiler listelenmiş olsa da her gün yeni stratejiler ve argümanlar ortaya çıkmakta ve sosyal medyada yer almaktadır. Polonya’da yayınlanan “The anti-vaccine movement in Poland: The socio-cultural conditions of the opposition to vaccination and threats to public health” başlıklı makalede araştırmacılar makine öğrenmesi kullanarak Facebook mesajlarını 13 olumsuz gruba bölmüş ve aşı karşıtlığı sorununun kökenine inmeye çalışmışlardır. Bu yayından da anlaşıldığı üzere sosyal medya iki tarafı keskin bir kılıçtır ve aşı karşıtları hiç korkmadan bu kılıcı sallamaktadır.

Bulunulan her platformda ve fırsatta insanlara doğruları anlatmak, aşı karşıtlarının argümanlarını boşa çıkarmak ve şarlatan “doktorlara” karşı otoritelerin yaptırım sağlaması için çaba sarf etmek toplum sağlığı açısından her bir bireyin görevidir. İkna edilen ve aşı olan her kişi mutlaka birilerinin hayatını kurtarmaktadır. Kendimiz de primitif korkulardan sıyrılmalı, kendimiz ve toplum için doğru olanı yapmalıyız. Çünkü “What’s in the box?” sorusunun cevabı her zaman bilim ile uğraşmayan kişiler tarafından anlaşılamayabilir, böyle durumlarda şüpheye düşenlere yol göstermek topluma olan borcumuzdur.

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeleri alın, şimdi abone olun.

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.