Yenidoğanlarda Aşırı Ağlama (İnfantil Kolik): Nedir, Nasıl Anlarız Ve Neler Yapabiliriz?

0

Ağlama bebeklerin doğum sonrası dönemde dış dünya ile iletişim kurmasını sağlayan, bebeklerin fizyolojik veya psikolojik bir ihtiyacı olduğunu kendisiyle ilgilenen ebeveyne anlatma biçimi olarak tanımlanabilir.

Bebeklerde ağlama sık görülür fakat bebeklerin fizyolojik ve psikolojik gereksinimleri karşılandığı halde aşırı ağlamaları varsa infantil kolikten şüphelenilebilir.

Yenidoğanlarda Aşırı Ağlama (İnfantil Kolik) Nedir?

Doğumu izleyen ilk üç ayda,üç haftadan fazla, haftada en az üç gün, günde üç saati aşan huzursuzluk ve ağlama nöbetlerine verilen isimdir.

Genel Bilgiler

  • Doğumdan sonraki 2-3. haftalarda başlar,6-8.haftalarda artar,3. aydan sonra düzelmeye başlar en fazla bebek 6 aylık olana kadar sürer.
  • Bebeklerde görülme oranı %8-%40 arasındadır
  • Bebeklik döneminde ailelerin hastaneye en çok başvuru yaptığı klinik tablolardan biridir
  • Ağlama nöbetleri genelde öğleden sonra ve akşamları ortaya çıkar
  • Ağlama nöbetlerinde ağlama süresi uzun, bebeğin sesi tiz, bebeğin dizlerini karnına çektiği ve karın bölgesinin gergin olduğu gözlenebilir.
  • Bebek ağlarken yumruklarını sıkar, sırtı yay gibi kavislenir, yüzü kızarabilir ya da soluklaşma eğiliminde olabilir
  • Bebeğin ağlama periyotları aniden ve nedensiz olarak başlar
  • Ağlama nöbeti bebeğin gaz çıkarması ve tamamen yorulması ile sonlanır
  • İnfantil kolik bebek kadar onunla ilgilenen ebeveyninde uyku düzenini ve yemek düzenini bozulmasına sebep olarak psikolojilerinin kötü bir biçimde etkilenmesine bağlı yorgunluk, ümitsizlik, çaresizlik hissedilmesine neden olabilir.
  • İnfantil kolik gelişimsel bir süreçtir ve ebeveynler kendilerini bu konuda suçlamamalıdır.
  • Kesin ve net bir tedavisi yoktur.

Yenidoğanlarda Aşırı Ağlama (İnfantil Kolik) Neden Olur?

Sebebi tam olarak belirli olmamakla birlikte yapılan çalışmalarda birden çok faktör üzerinde yoğunlaşılmıştır. Kesin bir sonuca varılamamıştır. Bunlardan bazıları şu şekilde sınıflanabilir.Çalışmalar devam etmektedir.

  • Mide ve Bağırsakla İlgili Nedenler: Son yıllarda yapılan çalışmalarda bebeğin anne karnındaki yaşamında ve doğum sonrası dönemde stres, enfeksiyon, beslenme gibi faktörlere bağlı midesinde ve bağırsağında değişimler olabileceği ve bunların infantil koliğe sebep olabileceği düşünülmektedir. Daha sonraki süreçlerde organların olgunlaşmasıyla infantil koliğin son bulduğu öne sürülmüştür.
  • Besin Alerjisi: İnfantil koliğin daha çok inek sütünün içinde bulunan proteine karşı oluşan alerji sonrası açığa çıktığı belirlenmiştir. Hatta infertil koliğin ilk belirtisinin inek sütü alerjisi olduğu öne sürülmüştür. Fakat bu belirtilerin yanında inek sütü protein alerjisinde saptanan ailede alerjik öykü, nezle , akciğerlerden gelen düdük sesine benzeyen ses varlığı , astım gibi alerjik sorunların varlığı, ishal , kabızlık ,kusma, dışkıda mukus ve kan varlığı, büyüme geriliği gibi belirtilerin aranması gerektiği belirtilmiştir.
  • Hipermotilite: Yapılan çalışmalarda motilin ve ghrelin düzeyindeki artışın barsak sisteminde hızlanmaya sebep olması ve annenin sigara içmesinin motilin düzeyini arttırarak infantil koliğe sebep olduğu öne sürülmüştür.
  • Barsaklarda Gaz Oluşumu: Yapılan araştırmalarda barsak sisteminin içinde yer alan mikroorganizmalar sistemi olarak adlandırılan barsak mikrobiyotasının bir parçası olan enfeksiyondan koruma görevi olan laktobasillerin ve bifidobakterilerin sayısının azalmasına bağlı gaz oluşumuna neden olduğu savunulmuştur. Bu konuda yapılan araştırmalar devam etmekle birlikte kesin bir sonuca varılamamıştır.
  • İnteraksiyonal Teori: İnfantil kolikli bebeklerle ebeveynlerinin arasındaki olumsuz ilişkilerinin, bağlanma problemlerinin, ebeveynlerde anksiyete varlığı, gebelikte stres varlığı ve yetersiz ebeynliğin infantil koliğe sebep olduğu öne sürülmüştür fakat çalışmalardaki bulgular arasında neden sonuç ilişkisinin kurulmasının zor olması sebebiyle kesin sonuçlara ulaşılamamıştır.
  • Aşırı Artmış Serotonin Konsantrasyonu: Vücudun uyku uyanıklık durumunu düzenleyen mekanizmaya sirkadyen ritim adı verilir. Serotonin ve melatonin hormonları sirkadyen ritmin düzenlenmesinde görev almaktadır. Serotonin düz kaslar üzerinde kasılma etkisi yaparken, melatonin ise gevşeme etkisi gösterir. Bebek üç aylık olduktan sonra melotinin ve sirkadyen ritmin düzene girmesiyle serotoninin etkisinin baskılanamadığı ve bunun sonucunda bağırsaklarda kasılmaların meydana gelerek infantil koliğe neden olduğu öne sürülmüştür.

Yenidoğanlarda Aşırı Ağlama (İnfantil Kolik) Tanısı Nasıl Konur?

  • Tanının konulmasında aileden iyi ve ayrıntılı şekilde bilgi toplamak ilk basamak olarak kabul edilebilir bu nedenle ağlama nöbetlerinin hangi zamanda, nasıl başladığı, ne kadar sürdüğü,ağlamaya eşlik eden özellikler bilgi toplama sürecinde yer almalıdır. Ebeveynlerin bebekleri ile ilgili ağlama nöbetleri ile ilgili notlar alması tanı koyma işlemini kolaylaştıracaktır.
  • Aynı zamanda bebeğin ağlaması konusunda anne ve babanın düşünceleri ve aile ile bebek bağının değerlendirilmesi çok önemlidir. Gebelik ve doğum öyküsü ayrıntılı olarak sorgulanmalıdır.
  • Bebeğin ayrıntılı muayenesi yapıldıktan sonra büyüme ve gelişmesi değerlendirilir ağlamaya eşlik eden solunum zorluğu, kilo almada yavaşlama, ateş, kusma, ishal, yenilen yiyeceklerin ağza geri gelmesi, nörolojik bulgular, egzama varsa ileri muayene yapılır.
  • Çok ağlayan bir bebekte tipik kolik belirtileri varsa, bebek sağlıklı görünüyorsa,kilo alabiliyorsa infantil kolik tanısı konur.

Yenidoğanlarda Aşırı Ağlamada (İnfantil Kolik) Neler Yapılabilir?

  • Yapılan araştırmalarda sigara içen annelerle sigara içmeyen annelerin bebekleri karşılaştırıldığında sigara içen annelerin bebeklerinde infantil kolik görülme olasılığının daha yüksek olduğu belirlenmiştir bu nedenle bebekler sigara içilen ortamlarda bulunmamalı ve pasif içici konumunda olmamalıdır.
  • Bu durumdan en çok etkilenen kişiler bebeğin sürekli yanında olan ve onunla bu nöbetlerin geçirilmesine tanık olan ebeveynlerdir bu nedenle ebeveynler bu konuda bilgilendirilerek rahatlatılmalı ve bu sürecin en fazla 6 ay süreceği kabul edilmelidir.
  • İnfantil kolik bebeğin büyüme ve gelişmesini etkilemez o nedenle bu süreç normal kabul edilmelidir.
  • Sadece anne sütü ile beslenen beslenen infantil kolikli bebeklerde anne sütünün koruyucu olduğu belirtilmiştir.
  • Ciddi koliği olan bebeklerde inek sütü proteini alerjisi varsa doktor gözetiminde hipoalerjenik diyet önerilebilir.
  • Anne sütü alan bebeklerde emzirmenin devamının sağlanması, her emzirmede bir memenin tamamen boşatılmasına dikkat edilmesi gerekmektedir.
  • Formül mamalarla beslenen bebeklerde uygun biberon kullanımına, emzirme sonrası gaz çıkarılmasına önem verilmelidir.
  • Annenin kafeinli içeceklerden uzak durması önemlidir.
  • Bebeğin rahatlatılması için davranışsal tedavi yolları uzun yıllar kullanılmış olup etkilerinin ortaya çıkarılması için yeterli çalışma bulunmamaktadır. Fakat ekonomik, güvenli ve uygulandığında bebeğe herhangi bir zarar vermeyeceğinden uygulanmasında bir sakınca yoktur.
  • Bebek aşırı uyarılması ve buna bağlı yorulması önlenmelidir.
  • Bebeğin günlük rutini sağlanmalı, ağlama nöbetleri sırasında ritmik bir şekilde sallanmalı, ebeveynlerin göğüs bölgesine temas edecek şekilde kucağa alınması veya kanguru kullanılması önerilir.
  • Bebeğe masaj yapılması, ılık duş aldırılması, ritmik sesler ve müzik dinletilmesi önerilir.

Karabel M,Karabel D,Tayman C,Tonbul A,Tatlı M.M,Türkiye Çocuk Hastalıkları Dergisi,İnfantil Kolikte Risk Faktörlerinin Ve Farmakolojik Tedavi Yaklaşımlarının Değerlendirilmesi,2010,4(1), syf 15-17

Büyük Gedikli F,Plazma Magnezyum Düzeyleri ile İnfantil Kolik Arasındaki İlişki,Tıpta Uzmanlık tezi,Erciyes Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinasyon Birimi ,Kayseri,2016, syf 14-16

Orhon Şimşek F,İnfantil Kolik Tanı ve Tedavisinde Güncel Yaklaşımlar,Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Mecmuası,2016,69(3),syf 159-163

Karacı M,İnfantil Kolikte Risk Faktörleri ve Ailelerin Kullandıkları Tedaviler,Boğaziçi Tıp Dergisi,2019,6(2), syf 56-59

Karabayır F,Oğuz F,İnfantil Kolik,Çocuk Dergisi, 2009 ,9(1), sayfa 16-19

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.