Çocuklarımızı Korumaya Çalışırken Onları Bencil Ve Narsist Bireylere Mi Dönüştürüyoruz?

0

“Ayağını sehpaya mı çarptın?” “Al sana sehpa, pis sehpa. Tamam sen ağlama canım çocuğum. Bak ben sehpaya kızdım.”

Bu sahneyi eminim hayatınızda en az bir kez görmüş ve yaşamışsınızdır. Günlük rutinde ne kadar sık karşılaşıyoruz değil mi bu sahnelerle?

Hadi gelin işin iç yüzünü hep birlikte görelim.

Yetişkinlik dönemimizde yaşadığımız ruhsal durumların temeli çocukluk öğretilerimize dayanır. Ruh sağlığımıza etki eden faktörlerin oldukça fazla olmasıyla beraber bunlardan en çok bilineni çocuğun yetişmesi sürecindeki anne baba tutumlarıdır.

Anne babanın iletişim yöntemleri, davranışları, yaşam şekilleri, kültürel düzeyleri…

Çocuk, bunların hepsini gözlemler ve bunların sonucunda çocuğun alt benliği oluşur.

Gelelim girişte bahsettiğimiz duruma…

Freud’un “Benlik Kuramı”na göre benliğimiz üç kısımdan oluşur. Bunlar;

  • Tamamen dürtüsel hareketlerimizi oluşturan id,
  • Dürtüsel hareketlerimiz ile dış dünyadaki kuralları dengeleyen ego ve
  • Kültürel, ahlaki ve toplumsal normları oluşturan süperegodur.

İşte her şeyin başlangıcı aslında bu nokta.

Çocuk, temel dürtülerini oluşturan id ile dünyaya gelir. Zaman geçtikçe çevresindeki kuralları öğrenerek ve doğru-yanlış, iyi-kötü kavramlarını algılayarak süperego dediğimiz benliğini oluşturur. Çocuğun yaptığı yanlış ya da kontrolsüz bir davranış karşısında bu davranışın yanlışlığını göstermeyen ya da her halükârda karşı tarafı suçlayıcı bir tutum sergileyen anne baba davranışları çocuğun süperego gelişimini zedeler. Bunun sonucunda da bencil, doyumsuz ve her istediklerinin yapılmasını bekleyen çocuklar yetiştir.

Bu çocuklar yetişkinlik döneminde otoriteye karşı başkaldırıcı, sürekli çevrelerinden ilgi bekleyen, çevresindekilerin dikkatini çekmeye çalışan ancak bencillikleri dolayısıyla zayıf sosyal uyum gösteren bireylere dönüşürler.

Kocaman bir ilgi ve özgürlükle büyümüş bu yüzden de kendi isteklerini herkesin ve her şeyin üstünde tutan çocuk, dış dünyanın gerektirdiği kurallar, hoşgörü ve empati duygusu karşısında beklediğini alamayınca hüsrana uğrar, özgüveni hasar alır ve en ufak bir engel karşısında yıkıma uğrar.

Bunun tersi olarak çok sert disiplin cezaları ve sert anne baba tutumu da çocuğun özgüvensiz, başkaları tarafından rahatça yönetilebilen, çekingen, kaygılı belki de saldırgan ve sürekli kendini savunma halinde olan çocuklar yetişmesine neden olur.

Aslında o sehpa çocuğumuza çarptığı için sehpaya kızarken nelere sebep oluyormuşuz değil mi?

Baskıcı ebeveyn tutumları da aşırı özgürlükçü ebeveyn tutumları da çocuklar için zararlı davranışlardır. Çocuklarımıza “arkadaş” değil, onlara örnek birer “ebeveyn” olmalıyız.

Sağlıcakla kalın…

Sargın N., Çocuklarda Ruh Sağlığı, 2012, Eğitim Yayınevi.

Ruh Sağlığı ve Bozuklukları, Prof.Dr. M. Orhan Öztürk, 1997-Ankara

Arzu Özyürek, Fatma Tezel Şahin, Anne-Çocuk İlişkisinin ve Baba Tutumlarının Çocukların Ahlâki ve Sosyal Kural Anlayışları Üzerine Etkisi, Education and Science 2015, Cilt 40, Sayı 177, 161-174

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.