Bir Halk Sağlığı Sorunu Olarak Koronavirüs Pandemisinin Düşündürdükleri

1

Tam da dünyanın sonu yokmuş gibi, gezegenimizin, evrenimizin sonsuz bir döngü içindeymişçesine yaşadığımız, biftekleri altın tozuna bulayıp doğrayanları izlediğimiz (Nusret misali), teknoloji ve endüstrinin, petrolün, tükenebilir kaynakların peşinden umarsızca koştuğumuz günlerde çıktı karşımıza Koronavirüs.

İnsanoğlunun dünyadaki egemenliğine son verecek tek büyük tehlike, bir virüstür.

Joshua Lederberg Nobel Ödüllü Doktor, Moleküler Biyolog

Pandemi günlerinde aklıma gelen tek bir soru vardı.

Her şeyin başı “sağlık” diyen büyüklerimizin bildiği şey neydi?

Herkes sağlığını, canını düşünüyordu.

Biyolojik bir savaşsa, kim başlatmıştı bu savaşı?

Nereden çıkmıştı bu Koronavirüs?

Hep macera dolu Amerika diyorduk, eğleniyorduk..

Paramızı ve daha da kıymetlisi zamanımızı yarın yok olacak storyleri kaçırmamak için harcıyorduk.

Çin deyince aklımıza ne geliyordu?

Kalabalık metrolar, hava kirliliği yüksek şehirler, yoğun bir şekilde çalışan hatta çok çalışan bir toplum.

Bu toplum eğlenmiyor muydu?

Bu ülkedeki insanların bifteklerden haberi yok muydu?

Bu ülkedeki insanlar stadyumları kapatıp konserler, partiler organize etmeyi bilmiyor muydu?

Yoksa; bunların tamamen boş şeyler olduğunu mu düşünüyorlardı?

Ya da böyle bir virüsü biyolojik silah olarak kullanmak isteyen Çin Devleti miydi?

Hangisi?

Milyar yıllık bir gezegen, Dünya. Büyük patlamalar, savaşlar, kuraklıklar, yangınlar, depremler gördü geçirdi. Ama hiç birisi insanlığın sonunu getir(e)medi. Bir mikroskopta bile rahatlıkla görünemeyecek olan bir virüs, devletlere ve toplumlara insanlığın sonunu getirebileceğini hatırlatmıştı.

Gerçekten öyle mi?

Yoksa 1500 yatak kapasiteli sağlık kampüsü yapan devletler neden bir virüsten korksun ki?

İşte, sormamız gereken asıl soru bu. İnsanoğlunun Tıp bilimlerine merak salmaya başladığı yüzyıllardan günümüze kadar gelen sorunları çözmek için 1500 yatak kapasiteli hastaneler kurmamız, bizim bir virüs karşısında ne yapacağımızı şaşırmamıza neden olmuştu.

Son günlerde çokça duyduğumuz, hatta birçok kişinin ilk defa duyduğu Hıfzısıhha kurumu 1928’de dönemin Sağlık Bakanı Dr. Refik Saydam tarafından kuruldu. Başta Ankara olmak üzere, Erzurum, Konya gibi bölge illerine Numune hastanelerini kurmasının yanı sıra Verem Savaş dispanserlerini de açarak, halk sağlığının korunmasını ve geliştirmesinin önemini vurguladı. Üzerinden 92 yıl geçmesine rağmen halk sağlığı konusu neredeyse bir daha gündeme o derecede gelmedi.

TV kanallarında, sosyal medya mecralarında hekimlerimizin, salgın ile ilgili uzmanlığı olmayan hekimlerimizin, başarı hikayelerini dinledik. Onlarla gurur duyuyoruz. Bir yılda 10.000 üzerinde Bypass ameliyatı gerçekleştirebilecek hastanelerin varlığını bilmek bizi gururlandırıyor.

Peki, bir yılda neden bu kadar insan Bypass ameliyatı olmak zorunda kalıyor?

Çok değil daha 30 sene öncesine kadar kırsal yaşam oranının, kentsel yaşama göre 2 kat olduğu ülkemizde neden bu kadar kalp rahatsızlığı olan insan var?

Neden biz bu kadar insanın sağlığını koruyamıyoruz?

Çünkü çok alıştık, 5 yıldızlı otel konforuna sahip hastanelerde cebimizden 5 kuruş para çıkmadan hizmet almaya. Çabuk alıştık, hiç sıra beklemeden, hiç zevk zincirine takılmadan bir profesöre sırf içimiz rahat etsin diye muayene olmaya. Bundan 30 sene önceki insanlara baktığımızda hayatında hiç hastaneye gitmemiş, hastaneye gitmeye merak duymamış bir toplumumuz vardı. Şimdi neden 30 yaşından sonra en az bir ameliyat geçiriyor ya da bir göğüs ağrısı şikayetiyle doktorun kapısını çalıyoruz?

İşte bizim bunlara kafa yormamız gerekiyor. Sağlık politikalarımızı belirlerken bunları göz önünde bulundurmamız gerekiyor. Ülke olarak ne kadar iyiye gidersek gidelim ne kadar teknolojik olursak olalım, bunları kullanacak ve bunları dünyaya anlatacak sağlıklı bireylerimiz olmazsa hepsi boşa yapılmış birer yatırım olmaktan öteye geçemez. Yazımın başlığını Nobel ödüllü doktor ile yapmıştım sonunu ise halkın deyişiyle bitirmek istiyorum.

Unutmayın, her şeyin başı sağlık..

1 yorum
  1. Zuhal diyor

    Geçirdiğimiz şu zor günlerde siz sağlık çalışanlarımızın hakkı ödenmez.
    Yazınızda çok ince ayrıntılara yer vermişsiniz tebrikler👏
    Ellerinize sağlık Ömer Semih bey 👍

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.